İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Müslüman zihninin, Müslüman’ca yaşanan ortamın yok olduğu epistemolojik kırılma ve ontolojik kopuş giderek dünyevileşen Müslümanların büyük bir kısmının umurunda bile değil.
Epistemik kirlenme… Epistemik bunalım… Yetmez gibi, Müslüman toplumlarda akla, bilgiye, bilgi üreten unsurlara karşı büyük bir kayıtsızlığın oluşu… Nelerle kuşatıldığının farkına varamama…
Epistemolojinin gündemde olması gerekmez mi?
Bu yazının devamı
199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…” tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir.
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Yetiştirme, eriştirme, bildirme, ulaştırma, gönderme, açıklama, bir amaca ulaşmak için bir şeyi bazı ilkelere ve düzene göre söyleme veya uygulama anlamına geldiği gibi daha ziyade İslam’ın açık ve anlaşılır bir şekilde muhataba iletilmesi anlaşılmaktadır. Yani İslam’ın açıklanması, tebliğ edilmesidir.
Postmodern Dönemde Epistemik Şiddet
İslam dünyası siyasal sömürgecilikten sonra epistemik sömürgecilik sürecini yaşamaktadır. Kendi dünyasına, tarihine, medeniyetine seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle ve kavramlarla bakanların epistemik sömürgenin ağına düşmeleri kaçınılmazdır. Kimilerinin İslam’ı, Kur’an’ı, hadisleri bile seküler zihin kalıplarıyla, perspektiflerle değerlendirmesi, yorumlaması gelinen noktanın ne kadar endişe verici olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Müslüman zihninin, Müslüman’ca yaşanan ortamın yok olduğu epistemolojik kırılma ve ontolojik kopuş giderek dünyevileşen Müslümanların büyük bir kısmının umurunda bile değil.
Epistemik kirlenme… Epistemik bunalım… Yetmez gibi, Müslüman toplumlarda akla, bilgiye, bilgi üreten unsurlara karşı büyük bir kayıtsızlığın oluşu… Nelerle kuşatıldığının farkına varamama…
Epistemolojinin gündemde olması gerekmez mi?
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Adaletin Teolojisi Üzerine
İnsan, kulluk yani verili yetenek ve kapasitesi gereği kendisine tahsis edilen görevleri icra etmek için yaratılmıştır. Kulluk ise ‘söz dinlemek’ demektir. Nitekim Yüce Allah’a göre, ‘her türlü sözü dinleyip en iyisine uymak’, erdemine vurgu yapan: “…Çünkü onlar, çeşitli sözler duyar, farklı görüşler dinler; ama onların en güzeline, Allah’ın sözüne uyarlar…” tespiti, aklı başında olan insan için en değerli kulluktur. Bu kulluğun gösteri alanı ise dünya hayatıdır. Yine bu hayatın en güzel gösterisi de ibadet ve adalettir.
Hayatın Merkezine Oturan Kaygı: Ekonomik Kaygılı İnsan Çağı
Daha önce toplumsal ilişkilerce belirlenen insan modeli, toplumsal ilişkilerin belirlediği, ahlakın belirlediği, dinin belirlediği ya da daha çok böyle pagan toplumlarında da olsa oradaki kabilevi töre ilişkilerinin belirlediği insan modeli Sanayi Devrimi ve hemen sonrasında 19. yüzyılda ise bu defa daha iktisadi içerikle tanınmaya başlanıyor. Burada şöyle bir tartışma ortaya çıkıyor: Acaba insan doğasını nasıl tanımlayabiliriz, bir insan doğası var mı, bu insan doğası gerçekten hani toplumsal ilişkiler tarafından mı belirleniyor yoksa ekonominin merkezde olduğu ve ekonominin diğer tüm toplumsal ilişkileri belirlediği bir insan doğası mı, bu insanı nasıl tanımlayabiliriz?
İslam Hukuku Bugün Bize Ne Vaat Ediyor?
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Tebliğ
Yetiştirme, eriştirme, bildirme, ulaştırma, gönderme, açıklama, bir amaca ulaşmak için bir şeyi bazı ilkelere ve düzene göre söyleme veya uygulama anlamına geldiği gibi daha ziyade İslam’ın açık ve anlaşılır bir şekilde muhataba iletilmesi anlaşılmaktadır. Yani İslam’ın açıklanması, tebliğ edilmesidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.