“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Can, Cengiz Aytmatov’a ait “Dağlar Devrildiğinde” isimli romanın daha ilk paragrafını okuduktan sonra kitabı masaya bıraktı. Dirseklerini masaya koyarak, başını ellerinin arasına aldı. Gözlerini yumdu. Sabah önünden geçtiği apartmanın bahçe duvarındaki yazıyı düşündü. “Eller ne derse desin, kullar kader yazamaz!” “Bu kadar da olmaz!” diye geçirdi içinden.
Kaderle ilgili iki ayrı yazı, aynı gün içinde Can’ın gündemine girmişti. Duvara yazılan sözün kim tarafından ve ne maksatla yazıldığını merak etti, sonra da o sözün kime ait olduğunu.
Bu yazının devamı
196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
Fıtratında bulunan merhamet özelliğini yeniden kazanmadan, sevmeden, sevindirmeden, güldürmeden, yüzü gülmeyecek âdemoğlunun. Yitirdiği birçok güzel meziyetlerine yeniden kavuşması için aramaya buradan başlamalı önce.
“Eller Ne Derse Desin, Kullar Kader Yazamaz”
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Can, Cengiz Aytmatov’a ait “Dağlar Devrildiğinde” isimli romanın daha ilk paragrafını okuduktan sonra kitabı masaya bıraktı. Dirseklerini masaya koyarak, başını ellerinin arasına aldı. Gözlerini yumdu. Sabah önünden geçtiği apartmanın bahçe duvarındaki yazıyı düşündü. “Eller ne derse desin, kullar kader yazamaz!” “Bu kadar da olmaz!” diye geçirdi içinden.
Kaderle ilgili iki ayrı yazı, aynı gün içinde Can’ın gündemine girmişti. Duvara yazılan sözün kim tarafından ve ne maksatla yazıldığını merak etti, sonra da o sözün kime ait olduğunu.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kaymak
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Tövbe: Unuttuğunu Fark Etmek!
Yaptığımız davranışın Hakk’ın isteğine uymadığını, hakiki olmadığını fark etmektir tövbe. Çok değerli bir farkındalık bu. Kişinin davranmadan önce harekete geçmesini sağlayan süreçten haberdar kılar bizi ve tövbe de
Seyyah II
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
Adını Sen Koy
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
Müslümanların Merhamet Sınavı
Fıtratında bulunan merhamet özelliğini yeniden kazanmadan, sevmeden, sevindirmeden, güldürmeden, yüzü gülmeyecek âdemoğlunun. Yitirdiği birçok güzel meziyetlerine yeniden kavuşması için aramaya buradan başlamalı önce.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.