“Dünü sev ama bugünü yaşa. Bugünü daha iyi yaşamana katkısı yoksa hiç sevme. Dün bagajımız değil fenerimiz olmalıdır.” Hasan Boynukara
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.
Hâlbuki gençlik yıllarında hayatımızın ana tohumlarını toprağa bırakırız. O bıraktığımız tohumlarla geri kalan hayatımız şekil alır. Yani ömür binamızın zemini gençlikte atılır. Ve daha sonra attığımız bu zemin üzerinde hayat inşa olur. Edindiğimiz eğitim ve ilim… Edindiğimiz beceriler, ortaya çıkan yetenekler ve ilişki içinde olduğumuz çevre bizi “yetişkinlikte biz” yapacaktır. Bunun içindir ki gençlik insanın en önemli zaman dilimidir. Çocukluktan aldığımız davranış ve kişilik üzerine koyacağımız her tuğla -olumlu ya da olumsuz- bizi büyütecektir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Cahit Koytak’ın şiiri hakkında farklı değerlendirmelere olanak tanıyan pek çok boyuttan bahsedilebilir. Bunu, hem ortaya koyduğu şiirin hacmi hem de şiirlerinde eğildiği temalar çerçevesinde
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
Geçinmek, insanın kendisi ve dış dünya ile kurduğu bağın niteliğine gönderme yapar.
İç âlemin bütünlüğünü korumak hiç de öyle kolay değildir. İnsanın kendi ihtiyaçlarını, arzularını, hayallerini anlama ve tanıma yolculuğu, geçmiş ve gelecek algısını düzenleme becerisi kişinin dış dünya ile bağını oluşturur.
“Kişinin iç ve dış dünya ile kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen kaynak nedir?” sorusu, bilimsel çalışmaların sorularından biridir. Bağlanma kuramı bu noktada kişinin ilişki yapılarını açıklayan bağlanma örüntülerinden bahseder. Bireyin erken dönem ilişkilerini, ergenin iç ve dış çevreye uyumunu, yetişkinlerin özel ve sosyal ilişkilerinin temelini bağlanma stilleriyle açıklar.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Zamanla Anladığımız Zaman…
“Dünü sev ama bugünü yaşa. Bugünü daha iyi yaşamana katkısı yoksa hiç sevme. Dün bagajımız değil fenerimiz olmalıdır.” Hasan Boynukara
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.
Hâlbuki gençlik yıllarında hayatımızın ana tohumlarını toprağa bırakırız. O bıraktığımız tohumlarla geri kalan hayatımız şekil alır. Yani ömür binamızın zemini gençlikte atılır. Ve daha sonra attığımız bu zemin üzerinde hayat inşa olur. Edindiğimiz eğitim ve ilim… Edindiğimiz beceriler, ortaya çıkan yetenekler ve ilişki içinde olduğumuz çevre bizi “yetişkinlikte biz” yapacaktır. Bunun içindir ki gençlik insanın en önemli zaman dilimidir. Çocukluktan aldığımız davranış ve kişilik üzerine koyacağımız her tuğla -olumlu ya da olumsuz- bizi büyütecektir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Cahit Koytak’ın İşporta Tezgâhı Şiirini Bir Adanma Eylemi Olarak Okumak
Cahit Koytak’ın şiiri hakkında farklı değerlendirmelere olanak tanıyan pek çok boyuttan bahsedilebilir. Bunu, hem ortaya koyduğu şiirin hacmi hem de şiirlerinde eğildiği temalar çerçevesinde
Mektup VIII
Hayat ne kadar gürültülüyse, ölüm o kadar sessiz. Hayat ne kadar teslim almaya gayreti zorluyorsa, ölüm teslim olmanın adresi. Hayat sahip olma telaşesi iken, ölüm vazgeçişin belgesi. Hayat iddia kumkuması iken, ölüm ispatın tarifi. Hayat telaşenin canlı filmi ise ölüm sükûnetin resmi. Söylenecek ne çok tarif varken benim aklıma gelenler bunlardı işte. Bence hayatı idrak ölümü doğru anlamakla birebir alakalı. Ancak yaşayanlar ölecektir öyle değil mi?
Geçinmek Kavramı ve Bağlanma
Geçinmek, insanın kendisi ve dış dünya ile kurduğu bağın niteliğine gönderme yapar.
İç âlemin bütünlüğünü korumak hiç de öyle kolay değildir. İnsanın kendi ihtiyaçlarını, arzularını, hayallerini anlama ve tanıma yolculuğu, geçmiş ve gelecek algısını düzenleme becerisi kişinin dış dünya ile bağını oluşturur.
“Kişinin iç ve dış dünya ile kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen kaynak nedir?” sorusu, bilimsel çalışmaların sorularından biridir. Bağlanma kuramı bu noktada kişinin ilişki yapılarını açıklayan bağlanma örüntülerinden bahseder. Bireyin erken dönem ilişkilerini, ergenin iç ve dış çevreye uyumunu, yetişkinlerin özel ve sosyal ilişkilerinin temelini bağlanma stilleriyle açıklar.
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.