Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları… Sekülerleşme tezinin vaat ettiği gibi din hayattan çekilmedi, biçim değiştirdi, parçalandı, paketlendi ve rafa dizildi. Weber’in “dünyanın büyübozumu” dediği süreç, garip bir biçimde yeni bir büyülenmeyle sonuçlandı. Fakat bu kez büyü, kolektif bir kozmostan çok tek kişilik bir iç dünyanın etrafında dönüyor. Tanrı’dan boşalan yeri “enerji”, ibadetin yerini “pratik”, cemaatin yerini “seans”, tövbenin yerini “arınma ritüeli”, kaderin yerini yükselen burç aldı.Bu yazı, söz konusu dönüşümü bir moda ya da masum bir yaşam tarzı tercihi olarak konumlamaktan uzaklaşıp neoliberal düzenin insan tekiyle kurduğu ilişkinin dinî-manevî alandaki izdüşümü olarak okumayı/konumlamayı deniyor. Temel iddiası...
Bu yazının devamı
224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu insan Müslüman olmadığı için kirlendiği gibi
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar.
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil Kim derdi ki bir gün bana divane desinler Lâ Edrî Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle …
Seccadesiz Secde, Cemaatsiz İbadet ya da Piyasa Dindarlığının Yeni Formları
Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları… Sekülerleşme tezinin vaat ettiği gibi din hayattan çekilmedi, biçim değiştirdi, parçalandı, paketlendi ve rafa dizildi. Weber’in “dünyanın büyübozumu” dediği süreç, garip bir biçimde yeni bir büyülenmeyle sonuçlandı. Fakat bu kez büyü, kolektif bir kozmostan çok tek kişilik bir iç dünyanın etrafında dönüyor. Tanrı’dan boşalan yeri “enerji”, ibadetin yerini “pratik”, cemaatin yerini “seans”, tövbenin yerini “arınma ritüeli”, kaderin yerini yükselen burç aldı.Bu yazı, söz konusu dönüşümü bir moda ya da masum bir yaşam tarzı tercihi olarak konumlamaktan uzaklaşıp neoliberal düzenin insan tekiyle kurduğu ilişkinin dinî-manevî alandaki izdüşümü olarak okumayı/konumlamayı deniyor. Temel iddiası...
Bu yazının devamı 224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsanın Bireysel ve Toplumsal Kirlenme Sorunu
Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu insan Müslüman olmadığı için kirlendiği gibi
Yazılımcı Modernite’nin Online İnsan Tipi
Napoleon, bugün konuştuğumuz birçok konuda hep ilklerin adamı (tabiî ki burada müspet bir anlamda söylemiyorum) oldu. Oryantalizmi anlamaya çalışırken Napoleon’un Mısır’da yaptıklarını konuştuk, Burjuva devrimini veya askeri darbeleri konuşurken hep ondan örnekler verdik,
Sümük-ü Şerif Polemiğine Mütevazı Bir Katkı (ʿUrve b. Mesʿûd’un Hudeybiye Gözlemlerini İçeren Rivâyetin Tahlili)
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Felsefe Atölyeleri Kapsamında Ahlaklı Eylemlere Dair Süreklilik : Öteki, Empati, Çeşitlilik, Çoğulluk
Ahlaki veya politik yansıma durumlarında entelektüel konumlandırma, duygusal alan içinde ve bu alan aracılığıyla oluşturulur. Bugün burada bana görünen duygu, öfke fenomeninde, adaletsizlik duygusundan ötürü görülebilir. Çocuklar tarafından bu en temeldeki duygusu hissetme hususunda büyüklerden daha iyi görünmektedirler. Çocuklar için Felsefe Atölyeleri kapsamında bir çember olarak birbirinin yüzüne bakarak hem dinleme hem anlama hem de başkalarının gözüyle hayata bakabilme kapasiteleri geliştiren çocuklar, ifade ettikleri değer yargılarıyla esasen duygularına göndermede bulunmaktadırlar.
Efendim Şartlar Böyle
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil Kim derdi ki bir gün bana divane desinler Lâ Edrî Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle …