Bir toplumdaki bireylerin tamamından analitik düşünmesi beklenemez. Toplumlar genelde alışkanlıklarına uygun tavır geliştirir, derinlikli düşünmeden belli kalıplara göre karar verirler. Doğal olan da budur zaten. Sağlıksız olan şey ise toplumun hemen hemen her konuda fikir beyan etmek gibi tavır takınması… Hâlbuki her konuda söyleyecek bir şeyi olan insanların aslında hiçbir konudan anlamadığını söyleyebiliriz. Bu insanların bildikleri tek şey sosyal medyada, televizyonda ya da gazetede gördükleri ya da işittikleri spot cümleleri tekrar etmekten ibarettir. Zaten bu tür bir tavrı da “düşünme” olarak nitelemek mümkün değil. Fakat iletişim araçlarının her şeyi ulaşılabilir hale getirmesi -ki bu durumun sayılamayacak kadar faydası olmakla birlikte- bazı mevzuların -tabiri caizse- ayağa düşmesini de beraberinde getirdi. En derin meseleler, fikir beyan edebilmek için ciddi araştırmaya ihtiyaç duyulan mevzular işin hiç de ehli olmayan kişilerin dilinde fütursuzca tartışılır hale geldi.
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var.
Bu yazının devamı
197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar,
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
Sünnetsiz, Mezhepsiz, Modernist!
Bir toplumdaki bireylerin tamamından analitik düşünmesi beklenemez. Toplumlar genelde alışkanlıklarına uygun tavır geliştirir, derinlikli düşünmeden belli kalıplara göre karar verirler. Doğal olan da budur zaten. Sağlıksız olan şey ise toplumun hemen hemen her konuda fikir beyan etmek gibi tavır takınması… Hâlbuki her konuda söyleyecek bir şeyi olan insanların aslında hiçbir konudan anlamadığını söyleyebiliriz. Bu insanların bildikleri tek şey sosyal medyada, televizyonda ya da gazetede gördükleri ya da işittikleri spot cümleleri tekrar etmekten ibarettir. Zaten bu tür bir tavrı da “düşünme” olarak nitelemek mümkün değil. Fakat iletişim araçlarının her şeyi ulaşılabilir hale getirmesi -ki bu durumun sayılamayacak kadar faydası olmakla birlikte- bazı mevzuların -tabiri caizse- ayağa düşmesini de beraberinde getirdi. En derin meseleler, fikir beyan edebilmek için ciddi araştırmaya ihtiyaç duyulan mevzular işin hiç de ehli olmayan kişilerin dilinde fütursuzca tartışılır hale geldi.
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var.
Bu yazının devamı 197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İbnü’l-Arabî’ye Yönelik Eleştiriler ve Mahiyeti
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Vusûlsüzlüğümüz Samimiyet Yoksunluğundan(mı)dır?
Hata nerede? Nerede yanlış yaptık? Ve nerede yanlış yapmaya devam ediyoruz? Müslüman bir defa sokulduğu delikten ikinci defa sokulur muydu? Hatalarımızdan ders çıkaramadık mı yoksa? Hangi soruyu sormalı doğru yerden başlamak için? Öyle ya doğru cevapların öncülü doğru soruları sormaktı.
Kolektif Gerçeklik Bağlamında Köleleştirilmiş Bireyde Vicdanın Kaybı
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar,
Kurgusal Kümeste Küme Elamanı Olmak; Ulusalcılık Ve Popülizm Siyasasında Kimliklerin Kaybı
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
Alışverişe devam et