O, gökleri yükseltti (ve her şey için) bir ölçü oydu. Enbiya-7
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç, zaruret tabanı üzerine kurulur, tamah, istismar ve sömürü gerçeğiyle devam eder. Zira ihtiyaç olarak görmeye alıştırıldıklarımız çok zaman, bizi ne tarafa çekeceği belli olmayan hislerimizin en karanlık tarafıdır. Fransa’da su değirmenlerinin yerlerini yavaş yavaş yel değirmenlerine terk etmeye başladıkları dönemde ünlü düşünür Robespierre, Fransız halkına; ”yıkın yel değirmenlerinizi” diye sesleniyordu. Çünkü ünlü düşünür biliyordu ki, halkın şimdilik bu değirmenlere ihtiyacı yoktu ve yine biliyordu ki, bugün için hoş gelen bu kolaylık, yarın bazı istismarların zafer yollarını açacaktı. İnsanlığın tarih boyunca yaşadığı tecrübelerin parçalarını bir araya getirdiğimizde, lükse kaçan cazibelerin hep ihtiyaç gibi gösterildiği ve görüldüğü yanılgısı ile karşılaşırız. Bu sapma temayülü aslında insan fıtratında hazırdır ve kişiyi düşünmemeye zorlayacak kadar da çekicidir. Jules Henry; ”Ekonomimizin bugünkü işleyişini sürdürebilmesi için insanların belirsiz ve düşüncesiz olmayı öğrenmeleri gerekmektedir; çünkü sâlim kafayla ve bilinçli olarak hareket etselerdi, elleri nâdiren ceplerinin yolunu bulurdu ya da bulsa bile orada kalırdı. Hepimiz mantıkçı olsaydık bugünkü ekonomi yaşamını sürdüremezdi.” der. İşte burada müthiş bir paradoks yatıyor; çünkü ekonomik olarak şimdiki gibi var olmayı sürdürebilmek için var gücümüzle aptal kalmaya çabalamalıyız. İnsan hayatının devamlılığı bakımından zaruri olan alanı zorlayarak insanlığı keyfiliğe kaydıran bu anlayış, mâkul olan her şeyi örterek aşırılıkların bizi rahatsız etmemesini sağlamaktadır.
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani. Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan …
Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen kötülemek veya doğrulamak düşüncesinden uzak olarak; yaşanan değişime odaklanmak gerekir. Çünkü çocuk edebiyatında bilimsel gelişmelerle çocuğun ön plana çıkması, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkate alınması gibi iyileştirici saikler etkili olmuştur.
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Şef Mahko Ve Oğuz’un Fatiha’sı
O, gökleri yükseltti (ve her şey için) bir ölçü oydu.
Enbiya-7
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç, zaruret tabanı üzerine kurulur, tamah, istismar ve sömürü gerçeğiyle devam eder. Zira ihtiyaç olarak görmeye alıştırıldıklarımız çok zaman, bizi ne tarafa çekeceği belli olmayan hislerimizin en karanlık tarafıdır. Fransa’da su değirmenlerinin yerlerini yavaş yavaş yel değirmenlerine terk etmeye başladıkları dönemde ünlü düşünür Robespierre, Fransız halkına; ”yıkın yel değirmenlerinizi” diye sesleniyordu. Çünkü ünlü düşünür biliyordu ki, halkın şimdilik bu değirmenlere ihtiyacı yoktu ve yine biliyordu ki, bugün için hoş gelen bu kolaylık, yarın bazı istismarların zafer yollarını açacaktı. İnsanlığın tarih boyunca yaşadığı tecrübelerin parçalarını bir araya getirdiğimizde, lükse kaçan cazibelerin hep ihtiyaç gibi gösterildiği ve görüldüğü yanılgısı ile karşılaşırız. Bu sapma temayülü aslında insan fıtratında hazırdır ve kişiyi düşünmemeye zorlayacak kadar da çekicidir. Jules Henry; ”Ekonomimizin bugünkü işleyişini sürdürebilmesi için insanların belirsiz ve düşüncesiz olmayı öğrenmeleri gerekmektedir; çünkü sâlim kafayla ve bilinçli olarak hareket etselerdi, elleri nâdiren ceplerinin yolunu bulurdu ya da bulsa bile orada kalırdı. Hepimiz mantıkçı olsaydık bugünkü ekonomi yaşamını sürdüremezdi.” der. İşte burada müthiş bir paradoks yatıyor; çünkü ekonomik olarak şimdiki gibi var olmayı sürdürebilmek için var gücümüzle aptal kalmaya çabalamalıyız. İnsan hayatının devamlılığı bakımından zaruri olan alanı zorlayarak insanlığı keyfiliğe kaydıran bu anlayış, mâkul olan her şeyi örterek aşırılıkların bizi rahatsız etmemesini sağlamaktadır.
Bu yazının devamı 182. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
182. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Ahlaktan Arındırılmış Hukuk; Adaletten Arıtılmış Hüküm
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
İktidarın Kötüye Kullanımını Önleyici İlkeler ve Kurumlar
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani. Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan …
Çocuk Kitapları Çocukların mı?
Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen kötülemek veya doğrulamak düşüncesinden uzak olarak; yaşanan değişime odaklanmak gerekir. Çünkü çocuk edebiyatında bilimsel gelişmelerle çocuğun ön plana çıkması, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkate alınması gibi iyileştirici saikler etkili olmuştur.
Vaatlerin Ötesinde: Teşhir Nesnesi Olarak Bilim Kurgusal Bedenler
Ve gelecek geldi. Burası fütürizmin son noktası olabilir. Uzak ve imkânsız bir geleceğin yerini, zamansal algının yıkıma uğradığı kopuk ve bağsız “şimdiler yığını” almaktadır. İnsan kalmak, bu asrın en başat sorunu. İnsanlık, binlerce yıllık ilerleme çabasına rağmen; bugün, başladığı yerin de gerisindedir. Modern insan bir zamanlar konfor ve verimlilik vaatleriyle ürettiği araçların bugün içine düşmüş görünmektedir. O, geldiğimiz noktada bedeniyle bir yok-karakterdir.
Alışverişe devam et