İslam`ın ortaya çıkışıyla şiir ciddi bir darbe aldı. Edebiyat uzun bir süre bu krizi atlatamadı. Gerekçe şiirin meşruluğunu yitirmesiydi. Sorun şiirden ziyade şair`den kaynaklanıyor gibiydi. Özellikle de Kur`an`da şairlere yönelik net ayetler XI. yüzyıla kadar Müslüman bilginlerini epey uğraştırdı.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiiretika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Şiirin “Ahd-i Atik” kaynaklı kutsal addedilen bir kitap üzerinden tanımlanması onun sihirsel doğasını gizliyordu. Bütün halinde ilk şiir kitabı “Neşideler Neşidesi”dir (Şir Aşirim). İbranilerin kutsal kitabı içinde bulunan metin altı neşideden oluşuyor. Neşideler aşıklar arasında gerçekleşen basit bir diyalogdan ibarettir ve Süleyman peygambere atfolunmaktadır. Metin Hikmet (Misleyi) ve Vaiz (Koeleti) parçalarından sonra geliyor ve öncekilerle çelişen içeriğe sahiptir. İçerik olarak “Neşideler Neşidesi” Yahudi tasavvurunda Âdem`in kovulmasına neden olan Havva`nın bir tür savunusudur. Neşidelerdeki dünyaya ilişkin hayranlık bu bakışın yansımasıdır. Sorun şiirin neden bahsettiği değildir. Önemli olan şiirin Süleyman peygambere aidiyatıdır. Bu, şair-peygamber eşleşmesi bakımından önemlidir. Söz konusu bu eşleşme şiire ve şaire doğaüstü meşru alan oluşturmaktadır.
İlhamın Sonsuzluğu
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Akıl, nicelik ve nitelik âleminde dolaştı. Akıl, Tevhid ile yolunu buldu ve maksada ulaştı. Yoksa bu bîçâre nerede bir menzil bulacaktı? İdrak gemisinin sahili neresidir?Tevhid’in sırları, hak ehlinin ezberindedir. “Atirrahmani abden”’de gizlidir.
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
İnsan bir muamma… İkna olduğunu yapmada birçok şeyini hatta hayatını ortaya koyacak denli kararlı; yapmak istemediğindeyse mazeret üreten, bin bir dereden su getirip yapmamanın yolunu da bulabilen bir varlık…
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.
”Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Allah katında en değerli olanınız o’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Her şeyden haberdardır.” Hucurat 13 Suretimiz haktan yana siretimiz meydanda. Özgürlüğü yanlış anladık galiba, özgürlük bize sorumluluğumuzu unutturmuş olmalı; sorumsuzluk samimiyetsizliği, samimiyetsizlik bencilliği tetiklerken yaralandık. Geçim sıkıntısı çektiğimiz bundan… Bu …
Şiir Hukuku
Bismillahirrahmanirrahim
Hest kelid-e der-e genc-e hekim
Nizami (1141-1209)
İslam`ın ortaya çıkışıyla şiir ciddi bir darbe aldı. Edebiyat uzun bir süre bu krizi atlatamadı. Gerekçe şiirin meşruluğunu yitirmesiydi. Sorun şiirden ziyade şair`den kaynaklanıyor gibiydi. Özellikle de Kur`an`da şairlere yönelik net ayetler XI. yüzyıla kadar Müslüman bilginlerini epey uğraştırdı.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Şiirin “Ahd-i Atik” kaynaklı kutsal addedilen bir kitap üzerinden tanımlanması onun sihirsel doğasını gizliyordu. Bütün halinde ilk şiir kitabı “Neşideler Neşidesi”dir (Şir Aşirim). İbranilerin kutsal kitabı içinde bulunan metin altı neşideden oluşuyor. Neşideler aşıklar arasında gerçekleşen basit bir diyalogdan ibarettir ve Süleyman peygambere atfolunmaktadır. Metin Hikmet (Misleyi) ve Vaiz (Koeleti) parçalarından sonra geliyor ve öncekilerle çelişen içeriğe sahiptir. İçerik olarak “Neşideler Neşidesi” Yahudi tasavvurunda Âdem`in kovulmasına neden olan Havva`nın bir tür savunusudur. Neşidelerdeki dünyaya ilişkin hayranlık bu bakışın yansımasıdır. Sorun şiirin neden bahsettiği değildir. Önemli olan şiirin Süleyman peygambere aidiyatıdır. Bu, şair-peygamber eşleşmesi bakımından önemlidir. Söz konusu bu eşleşme şiire ve şaire doğaüstü meşru alan oluşturmaktadır.
İlhamın Sonsuzluğu
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İlk Rükun Tevhid
Akıl, nicelik ve nitelik âleminde dolaştı. Akıl, Tevhid ile yolunu buldu ve maksada ulaştı. Yoksa bu bîçâre nerede bir menzil bulacaktı? İdrak gemisinin sahili neresidir?Tevhid’in sırları, hak ehlinin ezberindedir. “Atirrahmani abden”’de gizlidir.
Yolun Sonu Görününce!
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
‘Allah’ın Bildiğini Kuldan mı Saklayacağım’
İnsan bir muamma… İkna olduğunu yapmada birçok şeyini hatta hayatını ortaya koyacak denli kararlı; yapmak istemediğindeyse mazeret üreten, bin bir dereden su getirip yapmamanın yolunu da bulabilen bir varlık…
Zamanla Anladığımız Zaman…
İnsan nedense gelip geçtikten sonra zamanla selamlaşır ya da bu selamlaşmayı o zaman fark eder. Onun içindir geçmiş zaman çok konuşulur. Ânın içindeyken ânı fark etmek gerçekten büyük bir gayret ve anlam gerektirir. Ve genellikle de gençlik yıllarında bu çok fark edilmez.
Düzelir Miyiz? Bilmem
”Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Allah katında en değerli olanınız o’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Her şeyden haberdardır.” Hucurat 13 Suretimiz haktan yana siretimiz meydanda. Özgürlüğü yanlış anladık galiba, özgürlük bize sorumluluğumuzu unutturmuş olmalı; sorumsuzluk samimiyetsizliği, samimiyetsizlik bencilliği tetiklerken yaralandık. Geçim sıkıntısı çektiğimiz bundan… Bu …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.