Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır?
Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz açmam gerekiyor. Kişinin gönlünde iman, sevgi, merhamet, cömertlik gibi iyi veya güzel olarak nitelendirebileceğimiz hasletleri paylaşmasını kast ediyorum. Peki, bu paylaşım somut mudur, nasıl yapılır sorularını da beraberinde getiriyor. Örneğin meslek sahibi birisinin ücret almadan ve zaman ayırarak yani hem bilgisinden hem ekonomik olarak yaptığı yardımlar somut mudur? Soyut diye bir şey var mıdır sorusu geliyor aklıma. Bir gülümsemen ile değişen hayata tutunan insanların olduğunu görünce bu gülümseme soyut mu diyorum ya da maddi olandan daha mı az! Mesleğim icabı son dönemlerde daha fazla yoğunlaştığım psikoloji alanında aslında yardımın çok başka ve duygusal bir boyutunu yakından görmüş oldum diyebilirim. İnsanların beklediği yardım türünün de içeriği değişiklik gösterdiği için yardım kelimesini ve eylemini her alanda her türden kullanabiliriz gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Bir imkânı sonuna kadar kullanmak geliyor. İçerisinde bulunduğumuz dünyada mecburen değerler ve normlar öldüğü için kişiler de ilişkilerini çıkar ilişkileri üzerinden kurmaktalar. Bu anlamda ikili ilişkiler sadece pragmatizm üzerinden kuruluyor çünkü maddi süreçler (pozitivist anlamda)
Hayatı ve varlığı kategorik ayırımlara tabi tutma meselesinin bizim ülkemizdeki tarihi yaklaşık yüzyıl öncesine dayanıyor. Avrupa’da ise çok daha eskilere… Tanrının hakkı ve Sezar’ın hakkı diye iki ayrı varlık düzleminden bahsedildiğini biliyoruz.
Zamanın ileriye doğru uzayıp uzamadığı veya mekânın genleşmeye devam edip etmediği son derece problematik bir konudur. Ama bilinen ve gözlenen bir olgu, bir durum mevcuttur ki bu, hayat diye soyutlaştırdığımız beşerî yaşam alanının mütemadiyen değişim içinde olduğu, vüs’at [genişlik]
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyor bize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu.
Gönüllü Fakirlik!
FERHAT KOÇ
Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman
Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır?
Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz açmam gerekiyor. Kişinin gönlünde iman, sevgi, merhamet, cömertlik gibi iyi veya güzel olarak nitelendirebileceğimiz hasletleri paylaşmasını kast ediyorum. Peki, bu paylaşım somut mudur, nasıl yapılır sorularını da beraberinde getiriyor. Örneğin meslek sahibi birisinin ücret almadan ve zaman ayırarak yani hem bilgisinden hem ekonomik olarak yaptığı yardımlar somut mudur? Soyut diye bir şey var mıdır sorusu geliyor aklıma. Bir gülümsemen ile değişen hayata tutunan insanların olduğunu görünce bu gülümseme soyut mu diyorum ya da maddi olandan daha mı az! Mesleğim icabı son dönemlerde daha fazla yoğunlaştığım psikoloji alanında aslında yardımın çok başka ve duygusal bir boyutunu yakından görmüş oldum diyebilirim. İnsanların beklediği yardım türünün de içeriği değişiklik gösterdiği için yardım kelimesini ve eylemini her alanda her türden kullanabiliriz gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
186. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Pragmatizmden Ötesi Var mı?
Bir imkânı sonuna kadar kullanmak geliyor. İçerisinde bulunduğumuz dünyada mecburen değerler ve normlar öldüğü için kişiler de ilişkilerini çıkar ilişkileri üzerinden kurmaktalar. Bu anlamda ikili ilişkiler sadece pragmatizm üzerinden kuruluyor çünkü maddi süreçler (pozitivist anlamda)
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Hayatı ve varlığı kategorik ayırımlara tabi tutma meselesinin bizim ülkemizdeki tarihi yaklaşık yüzyıl öncesine dayanıyor. Avrupa’da ise çok daha eskilere… Tanrının hakkı ve Sezar’ın hakkı diye iki ayrı varlık düzleminden bahsedildiğini biliyoruz.
Fıkıhta İçtihadın Yeri ve Önemi Üzerine
Zamanın ileriye doğru uzayıp uzamadığı veya mekânın genleşmeye devam edip etmediği son derece problematik bir konudur. Ama bilinen ve gözlenen bir olgu, bir durum mevcuttur ki bu, hayat diye soyutlaştırdığımız beşerî yaşam alanının mütemadiyen değişim içinde olduğu, vüs’at [genişlik]
Efendim Şartlar Böyle!
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyor bize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu.
Alışverişe devam et