İslamcılık, kamusal alan ve ahlak konusunu sormak istiyoruz.
Kamusal alan ve özel alan ayırımı ‘tasarlanan’ bir alan mı yoksa de facto oluşan bir alan mıdır?
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu. Müslüman kadının özel alanda kalması ve kamusal alana çıkmaması tartışması tam da bu bağlama oturuyordu. Başörtüsünün dini bir simge olarak tanımlanması ve seküler kamusal alanda dini simgelere yer olmadığı gerekçesiyle buradan dışlanması da. Hem modernleştiricilerin hem de gelenekçilerin üzerinde hemfikir olduğu bir tanımdı bu. Kıta Avrupası modelinde jakoben modernleşmenin pek sevdiği bu kamusal alana girme/girmeme, orada görünür olma/olmama tartışmaları, 2000’lerin ortalarına kadar güçlü biçimde sürdü, sürdürüldü.
Bu yazının devamı
194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Eğer insandan bahsediyorsak sınır kelimesinin mahiyetini kestirmek bana imkânsız görünüyor. Yardım, yardımlaşmanın sınırları; kişiyi zorlamayacak olan her şeyi verebilir insan denilebilir çok geniş anlamda. Yardım, Allah’ın bize bahşettiği nimetlerin tamamına yakın bir kısmıyla yapılabilir.
Hayatı ve varlığı kategorik ayırımlara tabi tutma meselesinin bizim ülkemizdeki tarihi yaklaşık yüzyıl öncesine dayanıyor. Avrupa’da ise çok daha eskilere… Tanrının hakkı ve Sezar’ın hakkı diye iki ayrı varlık düzleminden bahsedildiğini biliyoruz.
Zamanın ileriye doğru uzayıp uzamadığı veya mekânın genleşmeye devam edip etmediği son derece problematik bir konudur. Ama bilinen ve gözlenen bir olgu, bir durum mevcuttur ki bu, hayat diye soyutlaştırdığımız beşerî yaşam alanının mütemadiyen değişim içinde olduğu, vüs’at [genişlik]
Hazcılık bir tercih değil, kaybolmuş ruhun kaçışıdır. İnsanın gülmemesi, tebessüm dahi etmemesi hatta surat asması gereken yerde gülmesi; gülmesi gerektiği yerde surat asması ‘laubaliliktir’. Üzerinde düşünülesi bir konuda düşünmeyip geçiştirilmesi ve hakeza aksi durum için de farklı değildir.
Nesnelliğin, teorinin ya da temsilin çöktüğü; bunlar üzerine kurulmuş bir bilgi telakkisinin ona ilişkin tarihsel birikimin arkeolojik bir kalıntıya dönüştüğü; doğrunun, yanlışın, siyaset ve sanat telakkisinin yerlerde süründüğü bir çağda artık yaşıyoruz.
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Soruşturma: Fatih Bütün
İslamcılık, kamusal alan ve ahlak konusunu sormak istiyoruz.
Kamusal alan ve özel alan ayırımı ‘tasarlanan’ bir alan mı yoksa de facto oluşan bir alan mıdır?
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu. Müslüman kadının özel alanda kalması ve kamusal alana çıkmaması tartışması tam da bu bağlama oturuyordu. Başörtüsünün dini bir simge olarak tanımlanması ve seküler kamusal alanda dini simgelere yer olmadığı gerekçesiyle buradan dışlanması da. Hem modernleştiricilerin hem de gelenekçilerin üzerinde hemfikir olduğu bir tanımdı bu. Kıta Avrupası modelinde jakoben modernleşmenin pek sevdiği bu kamusal alana girme/girmeme, orada görünür olma/olmama tartışmaları, 2000’lerin ortalarına kadar güçlü biçimde sürdü, sürdürüldü.
Bu yazının devamı 194. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gönüllü Fakirlik!
Eğer insandan bahsediyorsak sınır kelimesinin mahiyetini kestirmek bana imkânsız görünüyor. Yardım, yardımlaşmanın sınırları; kişiyi zorlamayacak olan her şeyi verebilir insan denilebilir çok geniş anlamda. Yardım, Allah’ın bize bahşettiği nimetlerin tamamına yakın bir kısmıyla yapılabilir.
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Hayatı ve varlığı kategorik ayırımlara tabi tutma meselesinin bizim ülkemizdeki tarihi yaklaşık yüzyıl öncesine dayanıyor. Avrupa’da ise çok daha eskilere… Tanrının hakkı ve Sezar’ın hakkı diye iki ayrı varlık düzleminden bahsedildiğini biliyoruz.
Fıkıhta İçtihadın Yeri ve Önemi Üzerine
Zamanın ileriye doğru uzayıp uzamadığı veya mekânın genleşmeye devam edip etmediği son derece problematik bir konudur. Ama bilinen ve gözlenen bir olgu, bir durum mevcuttur ki bu, hayat diye soyutlaştırdığımız beşerî yaşam alanının mütemadiyen değişim içinde olduğu, vüs’at [genişlik]
Kişiye Özel ‘HAKİKAT’
Hazcılık bir tercih değil, kaybolmuş ruhun kaçışıdır. İnsanın gülmemesi, tebessüm dahi etmemesi hatta surat asması gereken yerde gülmesi; gülmesi gerektiği yerde surat asması ‘laubaliliktir’. Üzerinde düşünülesi bir konuda düşünmeyip geçiştirilmesi ve hakeza aksi durum için de farklı değildir.
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Nesnelliğin, teorinin ya da temsilin çöktüğü; bunlar üzerine kurulmuş bir bilgi telakkisinin ona ilişkin tarihsel birikimin arkeolojik bir kalıntıya dönüştüğü; doğrunun, yanlışın, siyaset ve sanat telakkisinin yerlerde süründüğü bir çağda artık yaşıyoruz.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.