Hattab Özden, Marmara Üniversitesi Sosyoloji Mezunu
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Bir imkânı sonuna kadar kullanmak geliyor. İçerisinde bulunduğumuz dünyada mecburen değerler ve normlar öldüğü için kişiler de ilişkilerini çıkar ilişkileri üzerinden kurmaktalar. Bu anlamda ikili ilişkiler sadece pragmatizm üzerinden kuruluyor çünkü maddi süreçler (pozitivist anlamda) yeni sistemin çıktısı olduğu için pragmatizmde doğal olarak meşru bir ilişki biçimini almaktadır. Pragmatizmin sınırlarının olduğunu düşünüyorum ki bu sınırlar da kişinin vicdanına bağlı olarak esneklik gösterir. Çünkü “dindarlık” bu anlamda muhafazakâr toplumlarda pragmatizmi reddetmeyen ama sınırlandıran bir olgudur. Seküler kesimlerde ise pragmatizmi sınırlayan şey, sahip oldukları ahlâk anlayışı ve kültürel değerleridir. Bu iki kesim (seküler ve muhafazakâr) için geç modern dünya, yaşadıkları değerler dezenformasyonunun sonucu olarak bu sınırlar da kısıtlanmıştır. Eğitimli kesim açısından çağın getirdiği profesyonelleşme ile birlikte pragmatizm üst seviyededir bu noktadaki tek kısıtlılık ikili ilişkilerdeki alıp verme sürecine bağlıdır. Sosyo-kültürel alt sınıf açısından gündelik yaşam, gelenekler ve gettoluk/köylülük pragmatizmi kişiler istemese bile mecburi olarak işletirler. Bu anlamda pragmatizm post-modern dönem ile birlikte zirve seviyesine ulaştıktan sonra artık toplumdaki zaruretler nedeniyle mecburen azalma göstererek mecburi dayanışma sürecine girilir.
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Öncelikle insan doğasındaki fayda isteği ile pragmatizmin aynı şeyler olduğunu düşünmüyorum. Zira insanlar kendilerinin faydasını talep ederken pragmatist bir anlayış ile değil de tamamen kişisel mutluluğunu isteyebilir.
Burada fayda ile pragmatizmin birebir aynı şeyler olmadığını belirtmek gerekir. İkinci olarak, pragmatizmin bahsettiniz gibi olumsuz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü her şey bağlamında değer kazanır, kapitalizm öncesi dönemde yani maddi ilişkiler bu denli belirleyici değilken, pragmatizm olumsuz bir şey olarak değerlendirilebilirdi ancak içerisinde bulunduğumuz dünyada pragmatizm hayatta kalmak için üretilen bir çözümdür. Bence bu anlamda olumsuzluk pragmatizmde değil, onu oluşturan sistemde aranmalıdır. Sorunuza dönecek olur isek pragmatizmin olumsuz bir şey olmadığı gibi gerçekliğin içerisinde oldukça dinamik ve somut bir süreç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla gerçeklik ile pragmatizm arasındaki bağın bilinenin dışında bir ilişkisi olduğunu belirtmek isterim.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Müslüman coğrafyada pragmatizmin popüler olduğuna dair varsayımınızın temelleri hakkında şüphelerim var. Bu tarz bir genelleme sosyal bilimlerde tespit yapmak açısından elverişli bir alan yaratmıyor bence. “İslam coğrafyası” (bu kavramın da sınırları hakkında şüphelerim var) neo-Marksist açısından çok yoğun bir kültürel hegemonyaya maruz kaldığı için kapitalist süreçlere girmesi de çok kısa sürmüştür. Pragmatizmi Doğu toplumlarında kapitalizmle yükselen bir değer olduğu için yaygınlık kazanmaktadır. Ek olarak tüketim kültürü de pragmatik süreçleri toplumsal olarak meşrulaştırmıştır. Bu toplumlarda bireylerin toplumsal ahlâki ilişkileri dini anlamda sorgulanırken, ekonomi ile bağlantılı toplumsal süreçler dinin çizdiği sınırlar içerisinde değerlendirilmemektedir. Dini de bu anlamda pragmatik olarak kullanmaktadırlar.
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Seküler anlayışın getirdiği dinin bireyin vicdanında kişisel olarak yaşanması hali yani gündelik yaşamda din kurumu yerine sisteme tâbi olma durumunun bir tezahürüdür. Müslüman dediğimiz tanımlama günümüz dünyasında muhafazakârları da içine alan bir tanım olmaya başladığı için Müslüman kimliğini doğru tanımlamak gerekir. Ek olarak Müslümanlar dünyadan kopuk insanlar değildir, genele hâkim olan bu pragmatizm düşüncesi “Müslümanlar” arasında da pekâlâ yaygın bir şey olabilir. Çünkü pragmatizmin toplumdan çıkarılması artık mümkün değildir. Bu anlamda Müslümanların, pragmatizmi kişisel çıkarlarının bir gereği olarak kullanmaları dini yaşantılarında onlara bir engel değildir.
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık, İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Günümüz dünyasında farklı mezhep grupları toplumsal yaşamdaki hareketlerimize yön verir. Bu anlamda Müslümanlar, dini kolaylık açısından toplumsal yaşamda dört mezhebin de kendi işlerine gelen şekilde yorumlarlar ve kullanırlar. Bu da dini, toplumda yaşamak için pragmatik bir biçimde kullanmayı gerektirir. Ek olarak muhafazakâr milliyetçi çizginin vermiş olduğu sistem entegrasyonu ile Müslümanlar ikisini -sistem ve din- bir potada eriterek pragmatist bir yaşam sürerler. Biraz daha açarsak faizin dinen haram olduğunu bilirler ama günümüz ekonomik şartları açısından bunu meşrulaştırarak hem dinini yaşamış olurlar hem de sistemdeki güçlerini kaybetmiş olmazlar. Bu sayede dini kendi faydaları uğruna şekillendirerek vicdani rahatlama sağlarlar.
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
O dönem açısından günümüzde anladığımız pragmatizmden ziyade dönemin zorunlulukları gereği şu anda pragmatizm olarak yorumlayacağımız şeyler gerçekleşmiş olabilir. Ancak dönemi bağlamında değerlendirdiğimizde yeni ortaya çıkan din ve azınlık bir grup hayatta kalmak ve büyümek uğruna bir takım gri hareketlerde bulunmuş olabilirler. Günümüz açısından baktığımızda ise Müslümanlar din için gücü kaybetmemek uğruna pragmatist bir anlayışla her ikisini bir potada eriterek bir yaşam sürdürmeyi meşrulaştırmaktadırlar.
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımız gereği ibadetlerimizde biraz pragmatik bir taraf yok mudur?
Biraz, optimist bir yaklaşım olacaktır bence. Çünkü yaptığımız tüm ibadetler ve hareketler bir noktada Allah rızası ve cenneti kazanmak olduğu için bunu bir çıkar uğruna yapıyoruz. Bu anlamda yaptığımız hiçbir hareket fayda ve kişisel tatminden bağımsız değildir. Müslümanlar diğer bir açıdan ‘Ahir zamanda yaşayanlar kardeşlerimdir’ hadis rivayeti üzerinden bir takım din dışı faaliyetleri meşrulaştırırken aynı zamanda Allah rızası için bazı ibadetleri yerine getirerek kendilerince bir fayda çıkarmaya çalışmaktadırlar. Olaya felsefi açıdan baktığımızda tüm ibadetlerimizin daha büyük bir çıkar uğruna satmaktayız. Bu satış süreci yaşanırken bireysel tatminimizi de gerçekleştirerek hem dünyada hem de ahirette kazançlı çıkacağımızı sanmaktayız. Ek olarak Allah’ın affediciliğini kullanarak dindeki gevşekliklerimizi meşrulaştırıyoruz ki bu da dini pragmatist açıdan kullanmak demektir. Kitab-ı Kerim’in dediği gibi onlar ne büyük hüsran içindelerdirler.
Ferhat Koç
Mustafa AKGÜN
Uludağ Üniv. Ekonometri Bl. 4. Sınıf Ögrencisi
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Pragmatizm modern zamanların afyonudur. İnsanı çıkarına, faydasına göre “olmaya”, benmerkezciliğe yönelten ve bunun ondan tabiî bir şekilde beklendiği akım. Öznenin bizatihi kendisinden beklendiği diyorum çünkü hümanizmin temelinde insan kendi heva ve hevesinde kutsanmıştır. Çıkarının, faydasının, zevkinin olduğu yerde varlık/benlik iddiasını oluşturur. Sınırını da nefsi belirlemiş olur ki bu Kur’anî anlayışa göre ilahlık iddiasının temeline zemin hazırlar.
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Kelimelere göre anlamlandırma yaptığımızdan dolayı taşları doğru oturtmalıyız. Furkân 43: Arzularını kendine ilah edinmiş olanı gördün mü? Meseleyi buradan okuduğumuzda pragmatizmin aileden, arabadan, elmadan aldığımız fayda gibi değil, (ki biz bunlara nimet gözüyle bakarız) doğrudan kendi hevâmızı ilah edinmek olduğunu anlarız.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Emr-i bil-mâruftan uzaklaşmak. Müslüman, cemiyet insanıdır. Hayatını, ailesini, yaşam alanını cemiyetin tam içerisinde mukim görür. Başka türlüsünü düşünmesi mümkün dahi değildir. Zaten burada “olmuştur”. Dolayısıyla li teârafu/tanış olasınız için, diye geçen ayetten anlamamız gereken; dünya ve ahirette cem olduğumuz/olacağımız insanlarla Allah’ın ülfet nimetiyle yaşam sürmek. Yoksa tanıştık bitti, ben kendi benliğimle beraberim, diğerleri (maalesef Müslümanlarda kendi kelimeleriyle düşünmediğinden bu alanın tam ortasında) kendi başına hâli Müslüman için düşünülemez. Buradan nazar edilirse İslam bölgelerinde yaşayan halkların içerisine bu durumun sirayet etmiş olduğu anlaşılabilir.
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Ahlâki, ailevi, iktisadi tüm alanlarımız modernizm ve araçlarıyla kuşatılmış durumda. Tabiî ki en büyük kuşatma kelimeler, hayal ve iman esasları bağlamında. Tasavvurumuza, gülüp ağlamamıza varana dek tüm îma ve fikrî tavrımız hümanist, hedonist, pragmatist anlayışın getirmiş olduğu medyatik şekillendirmelerle biçimleniyor. Dolayısıyla insani ilişkilerimizde, duyup görüp gündem ettiğimiz tüm konularda medya, popüler kültür vb araçlar bizi pragmatik düşünüp yaşamaya sevk ediyor. Hatta çoğu zaman düşünmeden bir bakmışız sevk olunmuşuz.
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Tekeden süt çıkarmaya kalkışmak daha makûl olur.
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
Mekke’den Medine’ye hicret göz önüne alındığında burada maslahat kelimesi daha uygun düşer zannımca. Cenab-ı Allah’ın dinini yaymak, onu yaşamak için veyahut yine ona kul olanların kendi hayatlarını idame ettirebilmek ve haliyle Müslüman oldukları için de ibadet edecekleri bir ortam aramak-oluşturmak gayet doğaldır.
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımızda, ibadetlerimizde biraz pragmatik bir taraf yok mudur?
Bir şeyin karşılığını bir şeyle konumuz itibariyle her türlü menfi-müspet tutumunu pragmatizm bağlamında anlamak yanlış olur. Bakın, bir önceki cümlede iki kelime müspet ve menfi ikisi de bizi anlatan -bizden anlatan- kelime ve mefhumlar. Tahayyülümüzü kelimelerle sınırlandırmamalıyız, öyle olursa hakikatin kokusunu asla alamayız. Şiir dahi bu şekilde olmaz, sanat olmaz, bize verilenle kendimizi yorumlamak abesle iştigal etmek olur. Allah bizlere cenneti vaat ederken, gâvurun aklıyla değil, kullarına onlarda oluşmasını istediği ahlâk ve mefhumlar üzerinden hitap ediyor. Cenab-ı Allah’ın iradesini hissetmek hele ki bu zamanlarda en büyük nimetlerden biridir ves-Selam.
Esra Özay Ağırbaş
Stajer Avukat
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Kavramın söz konusu edildiği bağlamlarda akla ilk olarak Charles S. Peirce (1839-1914), William James (1842- 1910) ve John Dewey (1859-1952) gibi bazı Amerikalı filozoflarca ortaya konulmuş felsefe akla gelir.
Pragmatizm kavramı, Grekçe “pragma” sözcüğünden gelmektedir ve kısaca eylem anlamını ifade etmektedir. Kelimenin sözlük anlamından, aslında pragmatizm için önemli olan noktanın eylem, pratik, davranış, tecrübe olduğu anlaşılabilir.
Diğer bir ifadeyle, eğer bir kavram, inanç, düşünce, rakibine göre pratikte herhangi bir farklılık yaratmıyorsa bunu tartışmanın da bir anlamı yoktur.
Çünkü pragmatist, her meselede somut olanı, olguları, eylemi göz önünde bulundurur.
O halde, pragmatik düşüncenin ilk özelliğinin pratiğe, eyleme, tecrübeye, somuta vurgu yapması olduğunu ifade edebiliriz.
İnsan tecrübesine bu kadar vurgu yapan pragmatizm, ayrıca her inancın/düşüncenin pratik hayattaki sonuç/yararlarıyla da ilgilenmektedir.
James’e göre, pragmatik ilke, herhangi bir inancın yaşam için “nakit değeri” (cash-value) üzerine odaklanmaktadır. Burada bir inancın nakit değeri derken, bu inancın tecrübede iş görmesi, işe yaraması, insan yaşamı üzerinde olumlu etkilerde bulunması -James’in ifadesiyle- meyve vermesi gerekliliği kastedilmektedir. Bu durumda, herhangi bir inançtan/düşünceden ortaya çıkan sonuçlar, yaşam için yararlı ise pragmatik ilke bunu reddedemez. ”(James, Pragmatism, s.36)
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Pragmatizm, her eylemin sonunda fayda ve menfaat elde etme düşüncesinde olmaktır. İnsanın kendi aleyhine ve zararına olacak şekilde davranması elbette beklenmeyen bir durumdur.
Çünkü aslında insanlık, sonucun hemen her bakımdan makul ölçüde iyi, faydalı, kârlı olmasını; acı çekmemeyi, kaybetmemeyi isteyen bir yapıya sahip.
Ayette ‘Ve onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar’ denilmektedir. (Mü’minun 23/3)
Peki, öyleyse burada bahsedilen boş, faydasız yani ‘malayani’ ne demektir? Her insanın maddi ve manevi şartlarına göre kendisi ve çevresi için yaptığı iyi ameller şüphesiz birbirinden çok farklıdır. Örneğin; bir marangoz için insanlığa hayrı, yaptığı dolabın uzun ömürlü olması, bir doktorun hayrı hastalara şifada aracılık etmektir. Her ikisi için de ortak olan unvan kazanmak, mesleğinde en iyiler içinde yer almak, hayatını idame ettirecek geliri kazanmaktır. Yalnızca para kazanmak, hep para kazanmak, dolandırıcı olmak, hiç iyi bir amaç gütmemek, çok farklı ve sui istimal edilen bir meseledir diye düşünüyorum.
Faydacılığın olumsuz yanı, insanın yalnızca kendi hayatını idame ettirerek diğerlerine zulm uygulamak pahasına hareket etmesinde ortaya çıkar.
Ancak bu, akıllara Machiavelli‘yi getirir. Ahlâki ilkelerin güç karşısında yer değiştirmesi, yarar elde etmenin de ötesinde ‘haset’ diye adlandırdığımız yalnızca ‘bende olsun, kimsede olmasın’ düşüncesini körükler. Pragmatizmin sınırlarını çoktan aşmış bir zihin yapısı, keskin sirke misali küpüne de zarar verecektir.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Müslümanlar olarak bizler, her kavramı anlamını idrak edemeden yaşamaya meyil ediyoruz. Batı’dan gelen düşünce ve akımları eleştirsek de nihayetinde el ile gelen düğün bayram diyerek bütün İslam coğrafyasının imtihanla karşı karşıya olduğunu söyleyip mazlum edebiyatı yapmayı yeğliyoruz.
Oysa Cemil Meriç “İzmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” dedi ama biz duyduk mu?
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Tembellik ve hazır bilgiye açlık…
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Burada Diğerkâmlık (isar) kavramı üzerinde durmak istiyorum. ‘Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler.’ ( Haşr 59/9)
İnandığını yaşayan insan, Allah’ın rızasını kazanmak için günlük faydacılığın ötesinde bir mutmainlik elde eder, sükûn bulur. İçsel huzur kişinin en büyük faydası değil midir?
Yine aşağıda belirtilen ayet ve hadiste gördüğümüz üzere İslami yaşantıda toplumsalı egoya tercih eden ulvi bir bakış görüyoruz:
‘Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.’ (Al-i İmrân 3/192)
‘Sizden biriniz kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.’ Tirmizi, Sıfat’ül-Kıyame, 59 )
İsmail Kara, pragmatizmi anlamak ve idrak etmek için şu hususların bilinmesi gerektiğini söyler: “Menfaat sağlayan şey doğrudur. / Menfaat sağlayan şey iyidir. / Pragmatizm pratik olanı öne çıkarır.
Nurettin Topçu, Pozitivizm, pragmatizm ve sosyolojizmi “hakikat düşmanı üç felsefe” akımı olarak değerlendirmektedir. “Pozitivizm, hakikati deneylere, pragmatizm menfaate, sosyolojizm ise onu cemiyete esir etmektedir. Bu sistemler hiçbir şeyi izah etmiş değillerdir.”
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
Egemen İslamcılık, Batı’yı mutlak kötü, ahlâksız, zalim ve bâtıl olarak anlatmaktan büyük keyif alırken, aynı Batı’ya hayranlık beslemekte, Batı’nın sahip olduğu medeniyete ve bilime ulaşma azmini elden bırakmamaktadır. “Batı’nın ilmini alıp kültürünü/metafiziğini/tözünü almamak” şeklinde formüle edilen kolaycılık ise İslamcı söylemin kitleselleşmesine imkân sağlamakla birlikte politik ufkunu kötü huylu bir pragmatizme müptela eder. (Polat S. Alpman, Coğrafyaya Sığınmak ve Faydasız Pragmatizm, 28 Ocak 2016)
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımızda, ibadetlerimizde biraz pragmatist bir taraf yok mudur?
James’e göre mü’minlerin ruhuna tatmin ve teselli verebildiği sürece, daha doğrusu işlevini devam ettirebildiği sürece hakikat olacaktır. Bu dünyada tıpkı bazı yiyeceklerin sadece tadının hoş olmayıp aynı zamanda da vücudumuz için de faydalı olduğu gibi, bazı fikirler de sadece düşünülmeleri hoş veya hoşlandığımız başka fikirleri taşıdıkları için hoş olmakla kalmayıp aynı zamanda hayattaki pratik mücadeleler için de faydalıdırlar.
İnsan dine inanma arzusu yanında, aynı zamanda ihtiyaç da duymalıdır. Ona göre insan, dini en çok da ihtiyaç duyduğu zamanlarda muhafaza eder.
Ayette anlatılan, bir irade ve tercihin sonucudur. Bilindiği gibi Kur’an’da müjdeleyen ve ceza kavramını anlatan ayetler de mevcuttur. Kendi varlığını ve Allah’ın rızasını kazanmayı düşünen insanın bu dünyada hareketlerine belirli sınırlar koyması pragmatiklik değil, en fazla 100 yıl sürecek bir dünya hayatını ebedi ahirete tercih etme noktasında insanın diğer hiçbir canlıda bulunmayan akıl ve idrakinin sınavıdır..
Abdulkadir Tanış, Pragmatik İman Anlayışı, Ankara 2017, Doktora Tezi’nden yararlanılmıştır.
Ömer Faruk Erdem, William James’e Göre Dini Tecrübe ve Epistemolojik Değeri, Konya 2012, Doktora Tezi’nden yararlanılmıştır.
FERHAT KOÇ Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır? Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz …
1- Kelimeler, tercih edilebilen, seçilebilen bir şey midir? Bir metni oluşturma sürecinde kelimelerle olan münasebetiniz nasıldır?
2- Tanık olduğumuz dönemlerde kaleme alınan metinlere ve konuşma diline bakınca, yarına dair ‘kelimeler ve kavramlar’ açısından bir kaygı havası mı yoksa umut mu daha öne çıkıyor?
3- Hayatımızın parçalarını sayarken sosyal medya ve araçlarına da yer açıyoruz. Hatta bu alana ait kelimeler ve kavramların (story, retweet, timeline, flood vs.) edebi türlerde de artarak kullanıldığını gözlemliyoruz. Bu durumun zihin dünyamızı şekillendirmede nasıl bir rolü olduğunu düşüyorsunuz?
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyorbize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli sorgulamaların tedbirli fikir sahipleriyle yoğrulması şart. Biri diğerine feda edilebilir gibi değil. Fakat gelişim, cesaret ve olgunlukla buluşabildiğinde olabilen bir şeydir. Sizleri …
Bir kekemeliktir gidiyor, Dillerimiz mi kekeme yoksa akıl-fikirlerimiz mi? Yoksa ikisi mi? Bizce ikisi birbiriyle ilintili. Kekemelik derken, bir şeyler ‘der gibi’ vapıp dememek, diyecekmiş gibi ümitlendirmek ama ‘diyemeyip’ hakikatin arkasında-çevresinde dolanıp bir türlü diyememeyi kastediyoruz… Konuşmada kekelemek… Alay etmek yok… Fakat kimi türü yüzümüzde hafif bir tebessüm bile bırakırken; fikir adamı için durum aynı …
Oruç Allah’a teslimiyetin bir şiarı. Kulun kendini arındırması… Vakitleri belli bir ibadet… Hikmetini ve faydası üzerinde düşünülecek olursa hem bireysel hem toplumsal bir çok faydayı muhtevi. Kimilerine göre şenlik, kimilerine göre sadece açlık, kimlerine göreyse susuzluk… İnsanların çoğunun susuzluğundan açlığından bahsetmesi de ilgin. Zira bu oruç. Doğasında açlık, susuzluk, biraz yoksunluk biraz yorgunluk var. Arınma …
Soruşturma
Haluk Polat
Hattab Özden, Marmara Üniversitesi Sosyoloji Mezunu
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Bir imkânı sonuna kadar kullanmak geliyor. İçerisinde bulunduğumuz dünyada mecburen değerler ve normlar öldüğü için kişiler de ilişkilerini çıkar ilişkileri üzerinden kurmaktalar. Bu anlamda ikili ilişkiler sadece pragmatizm üzerinden kuruluyor çünkü maddi süreçler (pozitivist anlamda) yeni sistemin çıktısı olduğu için pragmatizmde doğal olarak meşru bir ilişki biçimini almaktadır. Pragmatizmin sınırlarının olduğunu düşünüyorum ki bu sınırlar da kişinin vicdanına bağlı olarak esneklik gösterir. Çünkü “dindarlık” bu anlamda muhafazakâr toplumlarda pragmatizmi reddetmeyen ama sınırlandıran bir olgudur. Seküler kesimlerde ise pragmatizmi sınırlayan şey, sahip oldukları ahlâk anlayışı ve kültürel değerleridir. Bu iki kesim (seküler ve muhafazakâr) için geç modern dünya, yaşadıkları değerler dezenformasyonunun sonucu olarak bu sınırlar da kısıtlanmıştır. Eğitimli kesim açısından çağın getirdiği profesyonelleşme ile birlikte pragmatizm üst seviyededir bu noktadaki tek kısıtlılık ikili ilişkilerdeki alıp verme sürecine bağlıdır. Sosyo-kültürel alt sınıf açısından gündelik yaşam, gelenekler ve gettoluk/köylülük pragmatizmi kişiler istemese bile mecburi olarak işletirler. Bu anlamda pragmatizm post-modern dönem ile birlikte zirve seviyesine ulaştıktan sonra artık toplumdaki zaruretler nedeniyle mecburen azalma göstererek mecburi dayanışma sürecine girilir.
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Burada fayda ile pragmatizmin birebir aynı şeyler olmadığını belirtmek gerekir. İkinci olarak, pragmatizmin bahsettiniz gibi olumsuz bir şey olduğunu düşünmüyorum çünkü her şey bağlamında değer kazanır, kapitalizm öncesi dönemde yani maddi ilişkiler bu denli belirleyici değilken, pragmatizm olumsuz bir şey olarak değerlendirilebilirdi ancak içerisinde bulunduğumuz dünyada pragmatizm hayatta kalmak için üretilen bir çözümdür. Bence bu anlamda olumsuzluk pragmatizmde değil, onu oluşturan sistemde aranmalıdır. Sorunuza dönecek olur isek pragmatizmin olumsuz bir şey olmadığı gibi gerçekliğin içerisinde oldukça dinamik ve somut bir süreç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla gerçeklik ile pragmatizm arasındaki bağın bilinenin dışında bir ilişkisi olduğunu belirtmek isterim.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Müslüman coğrafyada pragmatizmin popüler olduğuna dair varsayımınızın temelleri hakkında şüphelerim var. Bu tarz bir genelleme sosyal bilimlerde tespit yapmak açısından elverişli bir alan yaratmıyor bence. “İslam coğrafyası” (bu kavramın da sınırları hakkında şüphelerim var) neo-Marksist açısından çok yoğun bir kültürel hegemonyaya maruz kaldığı için kapitalist süreçlere girmesi de çok kısa sürmüştür. Pragmatizmi Doğu toplumlarında kapitalizmle yükselen bir değer olduğu için yaygınlık kazanmaktadır. Ek olarak tüketim kültürü de pragmatik süreçleri toplumsal olarak meşrulaştırmıştır. Bu toplumlarda bireylerin toplumsal ahlâki ilişkileri dini anlamda sorgulanırken, ekonomi ile bağlantılı toplumsal süreçler dinin çizdiği sınırlar içerisinde değerlendirilmemektedir. Dini de bu anlamda pragmatik olarak kullanmaktadırlar.
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Seküler anlayışın getirdiği dinin bireyin vicdanında kişisel olarak yaşanması hali yani gündelik yaşamda din kurumu yerine sisteme tâbi olma durumunun bir tezahürüdür. Müslüman dediğimiz tanımlama günümüz dünyasında muhafazakârları da içine alan bir tanım olmaya başladığı için Müslüman kimliğini doğru tanımlamak gerekir. Ek olarak Müslümanlar dünyadan kopuk insanlar değildir, genele hâkim olan bu pragmatizm düşüncesi “Müslümanlar” arasında da pekâlâ yaygın bir şey olabilir. Çünkü pragmatizmin toplumdan çıkarılması artık mümkün değildir. Bu anlamda Müslümanların, pragmatizmi kişisel çıkarlarının bir gereği olarak kullanmaları dini yaşantılarında onlara bir engel değildir.
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık, İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Günümüz dünyasında farklı mezhep grupları toplumsal yaşamdaki hareketlerimize yön verir. Bu anlamda Müslümanlar, dini kolaylık açısından toplumsal yaşamda dört mezhebin de kendi işlerine gelen şekilde yorumlarlar ve kullanırlar. Bu da dini, toplumda yaşamak için pragmatik bir biçimde kullanmayı gerektirir. Ek olarak muhafazakâr milliyetçi çizginin vermiş olduğu sistem entegrasyonu ile Müslümanlar ikisini -sistem ve din- bir potada eriterek pragmatist bir yaşam sürerler. Biraz daha açarsak faizin dinen haram olduğunu bilirler ama günümüz ekonomik şartları açısından bunu meşrulaştırarak hem dinini yaşamış olurlar hem de sistemdeki güçlerini kaybetmiş olmazlar. Bu sayede dini kendi faydaları uğruna şekillendirerek vicdani rahatlama sağlarlar.
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
O dönem açısından günümüzde anladığımız pragmatizmden ziyade dönemin zorunlulukları gereği şu anda pragmatizm olarak yorumlayacağımız şeyler gerçekleşmiş olabilir. Ancak dönemi bağlamında değerlendirdiğimizde yeni ortaya çıkan din ve azınlık bir grup hayatta kalmak ve büyümek uğruna bir takım gri hareketlerde bulunmuş olabilirler. Günümüz açısından baktığımızda ise Müslümanlar din için gücü kaybetmemek uğruna pragmatist bir anlayışla her ikisini bir potada eriterek bir yaşam sürdürmeyi meşrulaştırmaktadırlar.
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımız gereği ibadetlerimizde biraz pragmatik bir taraf yok mudur?
Biraz, optimist bir yaklaşım olacaktır bence. Çünkü yaptığımız tüm ibadetler ve hareketler bir noktada Allah rızası ve cenneti kazanmak olduğu için bunu bir çıkar uğruna yapıyoruz. Bu anlamda yaptığımız hiçbir hareket fayda ve kişisel tatminden bağımsız değildir. Müslümanlar diğer bir açıdan ‘Ahir zamanda yaşayanlar kardeşlerimdir’ hadis rivayeti üzerinden bir takım din dışı faaliyetleri meşrulaştırırken aynı zamanda Allah rızası için bazı ibadetleri yerine getirerek kendilerince bir fayda çıkarmaya çalışmaktadırlar. Olaya felsefi açıdan baktığımızda tüm ibadetlerimizin daha büyük bir çıkar uğruna satmaktayız. Bu satış süreci yaşanırken bireysel tatminimizi de gerçekleştirerek hem dünyada hem de ahirette kazançlı çıkacağımızı sanmaktayız. Ek olarak Allah’ın affediciliğini kullanarak dindeki gevşekliklerimizi meşrulaştırıyoruz ki bu da dini pragmatist açıdan kullanmak demektir. Kitab-ı Kerim’in dediği gibi onlar ne büyük hüsran içindelerdirler.
Ferhat Koç
Mustafa AKGÜN
Uludağ Üniv. Ekonometri Bl. 4. Sınıf Ögrencisi
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Pragmatizm modern zamanların afyonudur. İnsanı çıkarına, faydasına göre “olmaya”, benmerkezciliğe yönelten ve bunun ondan tabiî bir şekilde beklendiği akım. Öznenin bizatihi kendisinden beklendiği diyorum çünkü hümanizmin temelinde insan kendi heva ve hevesinde kutsanmıştır. Çıkarının, faydasının, zevkinin olduğu yerde varlık/benlik iddiasını oluşturur. Sınırını da nefsi belirlemiş olur ki bu Kur’anî anlayışa göre ilahlık iddiasının temeline zemin hazırlar.
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Kelimelere göre anlamlandırma yaptığımızdan dolayı taşları doğru oturtmalıyız. Furkân 43: Arzularını kendine ilah edinmiş olanı gördün mü? Meseleyi buradan okuduğumuzda pragmatizmin aileden, arabadan, elmadan aldığımız fayda gibi değil, (ki biz bunlara nimet gözüyle bakarız) doğrudan kendi hevâmızı ilah edinmek olduğunu anlarız.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Emr-i bil-mâruftan uzaklaşmak. Müslüman, cemiyet insanıdır. Hayatını, ailesini, yaşam alanını cemiyetin tam içerisinde mukim görür. Başka türlüsünü düşünmesi mümkün dahi değildir. Zaten burada “olmuştur”. Dolayısıyla li teârafu/tanış olasınız için, diye geçen ayetten anlamamız gereken; dünya ve ahirette cem olduğumuz/olacağımız insanlarla Allah’ın ülfet nimetiyle yaşam sürmek. Yoksa tanıştık bitti, ben kendi benliğimle beraberim, diğerleri (maalesef Müslümanlarda kendi kelimeleriyle düşünmediğinden bu alanın tam ortasında) kendi başına hâli Müslüman için düşünülemez. Buradan nazar edilirse İslam bölgelerinde yaşayan halkların içerisine bu durumun sirayet etmiş olduğu anlaşılabilir.
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Ahlâki, ailevi, iktisadi tüm alanlarımız modernizm ve araçlarıyla kuşatılmış durumda. Tabiî ki en büyük kuşatma kelimeler, hayal ve iman esasları bağlamında. Tasavvurumuza, gülüp ağlamamıza varana dek tüm îma ve fikrî tavrımız hümanist, hedonist, pragmatist anlayışın getirmiş olduğu medyatik şekillendirmelerle biçimleniyor. Dolayısıyla insani ilişkilerimizde, duyup görüp gündem ettiğimiz tüm konularda medya, popüler kültür vb araçlar bizi pragmatik düşünüp yaşamaya sevk ediyor. Hatta çoğu zaman düşünmeden bir bakmışız sevk olunmuşuz.
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Tekeden süt çıkarmaya kalkışmak daha makûl olur.
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
Mekke’den Medine’ye hicret göz önüne alındığında burada maslahat kelimesi daha uygun düşer zannımca. Cenab-ı Allah’ın dinini yaymak, onu yaşamak için veyahut yine ona kul olanların kendi hayatlarını idame ettirebilmek ve haliyle Müslüman oldukları için de ibadet edecekleri bir ortam aramak-oluşturmak gayet doğaldır.
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımızda, ibadetlerimizde biraz pragmatik bir taraf yok mudur?
Bir şeyin karşılığını bir şeyle konumuz itibariyle her türlü menfi-müspet tutumunu pragmatizm bağlamında anlamak yanlış olur. Bakın, bir önceki cümlede iki kelime müspet ve menfi ikisi de bizi anlatan -bizden anlatan- kelime ve mefhumlar. Tahayyülümüzü kelimelerle sınırlandırmamalıyız, öyle olursa hakikatin kokusunu asla alamayız. Şiir dahi bu şekilde olmaz, sanat olmaz, bize verilenle kendimizi yorumlamak abesle iştigal etmek olur. Allah bizlere cenneti vaat ederken, gâvurun aklıyla değil, kullarına onlarda oluşmasını istediği ahlâk ve mefhumlar üzerinden hitap ediyor. Cenab-ı Allah’ın iradesini hissetmek hele ki bu zamanlarda en büyük nimetlerden biridir ves-Selam.
Esra Özay Ağırbaş
Stajer Avukat
Pragmatizm denince aklınızda ne beliriyor? Pragmatizmin sınırları var mıdır? Varsa bu sınırlar nelerdir?
Kavramın söz konusu edildiği bağlamlarda akla ilk olarak Charles S. Peirce (1839-1914), William James (1842- 1910) ve John Dewey (1859-1952) gibi bazı Amerikalı filozoflarca ortaya konulmuş felsefe akla gelir.
Pragmatizm kavramı, Grekçe “pragma” sözcüğünden gelmektedir ve kısaca eylem anlamını ifade etmektedir. Kelimenin sözlük anlamından, aslında pragmatizm için önemli olan noktanın eylem, pratik, davranış, tecrübe olduğu anlaşılabilir.
Diğer bir ifadeyle, eğer bir kavram, inanç, düşünce, rakibine göre pratikte herhangi bir farklılık yaratmıyorsa bunu tartışmanın da bir anlamı yoktur.
Çünkü pragmatist, her meselede somut olanı, olguları, eylemi göz önünde bulundurur.
O halde, pragmatik düşüncenin ilk özelliğinin pratiğe, eyleme, tecrübeye, somuta vurgu yapması olduğunu ifade edebiliriz.
James’e göre, pragmatik ilke, herhangi bir inancın yaşam için “nakit değeri” (cash-value) üzerine odaklanmaktadır. Burada bir inancın nakit değeri derken, bu inancın tecrübede iş görmesi, işe yaraması, insan yaşamı üzerinde olumlu etkilerde bulunması -James’in ifadesiyle- meyve vermesi gerekliliği kastedilmektedir. Bu durumda, herhangi bir inançtan/düşünceden ortaya çıkan sonuçlar, yaşam için yararlı ise pragmatik ilke bunu reddedemez. ”(James, Pragmatism, s.36)
İnsan, yapısı itibariyle faydacıdır ve faydalı olanı ister, peki, burada pragmatizm yani faydacılık olumsuz bir şey ise bu gerçekliği nereye koymalıyız?
Çünkü aslında insanlık, sonucun hemen her bakımdan makul ölçüde iyi, faydalı, kârlı olmasını; acı çekmemeyi, kaybetmemeyi isteyen bir yapıya sahip.
Ayette ‘Ve onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar’ denilmektedir. (Mü’minun 23/3)
Peki, öyleyse burada bahsedilen boş, faydasız yani ‘malayani’ ne demektir? Her insanın maddi ve manevi şartlarına göre kendisi ve çevresi için yaptığı iyi ameller şüphesiz birbirinden çok farklıdır. Örneğin; bir marangoz için insanlığa hayrı, yaptığı dolabın uzun ömürlü olması, bir doktorun hayrı hastalara şifada aracılık etmektir. Her ikisi için de ortak olan unvan kazanmak, mesleğinde en iyiler içinde yer almak, hayatını idame ettirecek geliri kazanmaktır. Yalnızca para kazanmak, hep para kazanmak, dolandırıcı olmak, hiç iyi bir amaç gütmemek, çok farklı ve sui istimal edilen bir meseledir diye düşünüyorum.
Faydacılığın olumsuz yanı, insanın yalnızca kendi hayatını idame ettirerek diğerlerine zulm uygulamak pahasına hareket etmesinde ortaya çıkar.
Ancak bu, akıllara Machiavelli‘yi getirir. Ahlâki ilkelerin güç karşısında yer değiştirmesi, yarar elde etmenin de ötesinde ‘haset’ diye adlandırdığımız yalnızca ‘bende olsun, kimsede olmasın’ düşüncesini körükler. Pragmatizmin sınırlarını çoktan aşmış bir zihin yapısı, keskin sirke misali küpüne de zarar verecektir.
Pragmatik bir yönelimin Müslüman coğrafyada fazla popüler olmasının sebebi sizce nelerdir?
Müslümanlar olarak bizler, her kavramı anlamını idrak edemeden yaşamaya meyil ediyoruz. Batı’dan gelen düşünce ve akımları eleştirsek de nihayetinde el ile gelen düğün bayram diyerek bütün İslam coğrafyasının imtihanla karşı karşıya olduğunu söyleyip mazlum edebiyatı yapmayı yeğliyoruz.
Oysa Cemil Meriç “İzmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” dedi ama biz duyduk mu?
Müslümanı Pragmatizme yönelten esas sebep nedir?
Tembellik ve hazır bilgiye açlık…
Pragmatizm/faydacılık, faydalanmacılık İslam’ı yaşamak için bir yöntem olabilir mi?
Burada Diğerkâmlık (isar) kavramı üzerinde durmak istiyorum. ‘Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler.’ ( Haşr 59/9)
İnandığını yaşayan insan, Allah’ın rızasını kazanmak için günlük faydacılığın ötesinde bir mutmainlik elde eder, sükûn bulur. İçsel huzur kişinin en büyük faydası değil midir?
Yine aşağıda belirtilen ayet ve hadiste gördüğümüz üzere İslami yaşantıda toplumsalı egoya tercih eden ulvi bir bakış görüyoruz:
‘Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.’ (Al-i İmrân 3/192)
‘Sizden biriniz kendisi için istediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.’ Tirmizi, Sıfat’ül-Kıyame, 59 )
İsmail Kara, pragmatizmi anlamak ve idrak etmek için şu hususların bilinmesi gerektiğini söyler: “Menfaat sağlayan şey doğrudur. / Menfaat sağlayan şey iyidir. / Pragmatizm pratik olanı öne çıkarır.
Nurettin Topçu, Pozitivizm, pragmatizm ve sosyolojizmi “hakikat düşmanı üç felsefe” akımı olarak değerlendirmektedir. “Pozitivizm, hakikati deneylere, pragmatizm menfaate, sosyolojizm ise onu cemiyete esir etmektedir. Bu sistemler hiçbir şeyi izah etmiş değillerdir.”
Mekke ve Medine dönemi Müslüman toplumunda bir yöntem olarak ‘pragmatizm’den bahsedilebilir mi?
Egemen İslamcılık, Batı’yı mutlak kötü, ahlâksız, zalim ve bâtıl olarak anlatmaktan büyük keyif alırken, aynı Batı’ya hayranlık beslemekte, Batı’nın sahip olduğu medeniyete ve bilime ulaşma azmini elden bırakmamaktadır. “Batı’nın ilmini alıp kültürünü/metafiziğini/tözünü almamak” şeklinde formüle edilen kolaycılık ise İslamcı söylemin kitleselleşmesine imkân sağlamakla birlikte politik ufkunu kötü huylu bir pragmatizme müptela eder. (Polat S. Alpman, Coğrafyaya Sığınmak ve Faydasız Pragmatizm, 28 Ocak 2016)
“Allah, karşılık olarak cenneti verip mü’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır…” (Tevbe, 9/111) Bu ayet bağlamında ahiret inancımızda, ibadetlerimizde biraz pragmatist bir taraf yok mudur?
James’e göre mü’minlerin ruhuna tatmin ve teselli verebildiği sürece, daha doğrusu işlevini devam ettirebildiği sürece hakikat olacaktır. Bu dünyada tıpkı bazı yiyeceklerin sadece tadının hoş olmayıp aynı zamanda da vücudumuz için de faydalı olduğu gibi, bazı fikirler de sadece düşünülmeleri hoş veya hoşlandığımız başka fikirleri taşıdıkları için hoş olmakla kalmayıp aynı zamanda hayattaki pratik mücadeleler için de faydalıdırlar.
İnsan dine inanma arzusu yanında, aynı zamanda ihtiyaç da duymalıdır. Ona göre insan, dini en çok da ihtiyaç duyduğu zamanlarda muhafaza eder.
Ayette anlatılan, bir irade ve tercihin sonucudur. Bilindiği gibi Kur’an’da müjdeleyen ve ceza kavramını anlatan ayetler de mevcuttur. Kendi varlığını ve Allah’ın rızasını kazanmayı düşünen insanın bu dünyada hareketlerine belirli sınırlar koyması pragmatiklik değil, en fazla 100 yıl sürecek bir dünya hayatını ebedi ahirete tercih etme noktasında insanın diğer hiçbir canlıda bulunmayan akıl ve idrakinin sınavıdır..
İlgili Yazılar
Soruşturma
FERHAT KOÇ Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır? Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz …
Soruşturma Abdullah Harmancı, Engin Elman, Hüseyin Akın, Mustafa Ökkeş Evren
1- Kelimeler, tercih edilebilen, seçilebilen bir şey midir? Bir metni oluşturma sürecinde kelimelerle olan münasebetiniz nasıldır?
2- Tanık olduğumuz dönemlerde kaleme alınan metinlere ve konuşma diline bakınca, yarına dair ‘kelimeler ve kavramlar’ açısından bir kaygı havası mı yoksa umut mu daha öne çıkıyor?
3- Hayatımızın parçalarını sayarken sosyal medya ve araçlarına da yer açıyoruz. Hatta bu alana ait kelimeler ve kavramların (story, retweet, timeline, flood vs.) edebi türlerde de artarak kullanıldığını gözlemliyoruz. Bu durumun zihin dünyamızı şekillendirmede nasıl bir rolü olduğunu düşüyorsunuz?
Soruşturma
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyorbize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli sorgulamaların tedbirli fikir sahipleriyle yoğrulması şart. Biri diğerine feda edilebilir gibi değil. Fakat gelişim, cesaret ve olgunlukla buluşabildiğinde olabilen bir şeydir. Sizleri …
Soruşturma
Bir kekemeliktir gidiyor, Dillerimiz mi kekeme yoksa akıl-fikirlerimiz mi? Yoksa ikisi mi? Bizce ikisi birbiriyle ilintili. Kekemelik derken, bir şeyler ‘der gibi’ vapıp dememek, diyecekmiş gibi ümitlendirmek ama ‘diyemeyip’ hakikatin arkasında-çevresinde dolanıp bir türlü diyememeyi kastediyoruz… Konuşmada kekelemek… Alay etmek yok… Fakat kimi türü yüzümüzde hafif bir tebessüm bile bırakırken; fikir adamı için durum aynı …
Soruşturma
Oruç Allah’a teslimiyetin bir şiarı. Kulun kendini arındırması… Vakitleri belli bir ibadet… Hikmetini ve faydası üzerinde düşünülecek olursa hem bireysel hem toplumsal bir çok faydayı muhtevi. Kimilerine göre şenlik, kimilerine göre sadece açlık, kimlerine göreyse susuzluk… İnsanların çoğunun susuzluğundan açlığından bahsetmesi de ilgin. Zira bu oruç. Doğasında açlık, susuzluk, biraz yoksunluk biraz yorgunluk var. Arınma …