Merhaba diyorum yine… Söz için iyi bir anahtar merhaba, başlangıcın işareti diğer yanıyla. İşte bu yaklaşımla okuyan herkese merhaba…
Mektup yazayım dedim, yazdım nedenlice, muhatabı ulaştığı herkes, anlaşılma ümidi eşliğinde. Niye mi mektup, yine mi mektup diyenlere; mektup iyidir her haliyle… Mektup meraklara su serper, ümitlere can suyu olur, telaşeleri sükûnete aday hale getirir içindekilerle… Tarihte tariflenmiştir mektup, birçok şair duygusunu ifadede tutunmuştur mektuba … Gurbetin resmi gibidir mektup, gurbettekinin tesellisine can suyu… Beklemenin nedenidir mektup, yola bakmanın, yarına ümit ekmenin… Bir zaman postacıların yolları gözlenmiş, suç beklenene atfedilmeyince postacının görevine yüklenmiş affı mümkün kılması gerekçesiyle. Zamanla elektronik posta girince hayatımıza, durumun özünde çok değişiklik olmamıştır aslında, iletişim şekli değişmiş ama merakın adı da tadı da aynı kalmıştır.
Bazıları kendi tarihine alan açmıştır mektup yazma gayretiyle. Mektup işte, ifade etmek için durumunu, anlatmak için duygularını, kayda geçmek için düşüncelerini aracı yapılmış. Mektup işte, yazmadan duramayan bir gönlün kağıda yazı ile çizdiği resim diğer bir ifadeyle.
Bir mektup yazmak aslında biriken sözleri artık taşıyamamaktır. Bu mektup uzun olacak muhtemelen, zira söz anlaşılma/anlaşma ümidine yapılan yatırımdır bence. Ümit ki, uykuyu da, uyanmayı da anlamlı kılar, konuşmayı da susmayı da, demeyi de duymayı da anlamlı kılar… O nedenle bir mektup yazayım dedim kendimce, tutunarak kelimelerin gücüne, tutunarak anlamak isteyenlerin o güzel niyetine. Kısa yazacak kadar bilmemek benim ki, ziyan saymayın lütfen kelimeleri çok kullandım diye, israf saymayın ancak bu kadar gücüm yettiği varsayarak, yorulursanız okurken, siz de yazmayı deneyin, bir gün ben de öğrenmek isterim sizden, yeter ki kelam kopsun gelsin yüreğinizden.
Öyle yapın, yazın, size bir mesaj kalsa dünden, nasıl da emin olacaksanız yazanın bildirme gayretinden, işte öyle siz de yazın bir not adına mektup denen, koyun bir kitabın içine, okuyucu bulunca haberi olsun sizden… Ne bileyim bu bir örnek, bu bir öneri benzeri, aklıma gelmeyene sen hayat ver hem de nasıl istersen…
Mektubu zarfa koymadım bilerek ben, zira bu dönem, yaşadığımız bu dönem, sırların döküldüğü, zarfların söküldüğü bir dönem. Sırları döküldü gizlerin, düşlerin, düşüncelerin, duyguların, aynaların… Olumlu yanları vardır belki de derken, tamamen olumsuz tüm yaşananlar da diyemem. Öyle ya, aynanın sırları döküldüğünde kendini olduğu gibi göremeye bilir insan, bazıları da o hale gelmiştir, insanlıktan öyle uzaklara düşmüştür ki, kendilerini görmemeleri/görememeleri başka bir alem…
Dediğim gibi benden size, bizden bize bir mektup işte… Okumaya çalışanlar için nimet olmasa bile, yazmaya karar verenler için açık bir kapı diyelim nedenlice… Eğer yazmak isteyen olursa adres belli, yazışalım olur ya anlar/anlaşırız belki de… Yazmak iyidir, işarettir, ümittir, kayıttır… Yazabilenlere, gerçeği ortaya çıkarmak için gayret gösterenlere hürmetlerimle…
Nasılsın gerçekten? Nasılsın gerçekle? Nasılsın gerçeğinle? Nasılsın kendinle? Hava nasıl oralarda? Samimiyet sözleri besliyor mu, sevgi gönlün gıdası olabildi mi mesela? Hakikatten uzak düşen her düşüncenin yorduğu akıllara dinlenme imkanı sunacak dostluklar kuruldu mu? Sahi, iddiası dayanaksız olanlara susmalarını öğretecek insanlar bulundu mu? Ölümden korkanlar mesela yaşamanın kıymetini daha doğrusu gereği gibi yaşama mecburiyetlerini anlamak için gayret gösterdi mi? Bekleyenler için uzayan zaman, gelen için de kavuşma telaşesine dönüştü mü? Ebeveynler emanetlerine sahip çıkmak için gayret gösterirken terlerini silecek tesellileri oluşabildi mi? İnsanlar insanlıktan uzak kalınca, insanlığa hicret için yol/yöntem bulabildi mi? Ben buraya birkaç soru işareti bırakıyım, olur ya kullanırsın senin sorularınla şekillenen cümlelerde… ?????
Cevap vermek isteyenler için cevabı hak eden bir meraktır bu… Yazarsanız, sessizliği bozarsanız ne büyük nimet olur okumak için gayret edenlere… Eğer bilinsin isteyen olursa hali, nicedir bilinsin diye vaktin gelmesi bekleniyorsa, adres belli, yazabilirsin sen de; halinden, diyeceklerinden, hissettiklerinden müteşekkil, yalandan azade…
Benim yazma telaşemden belli işte. İhtimallere yatırım yaparak, dualarla desteklediğim planlarım devam ediyor, zira niye yazar ki insan bundan başka bir nedenle, niye konuşsun ki insan anlaşılma ümidini yitirse…
Bu dünya yalan diyenlere inat gerçekleştirdiğimiz her şeyden hesap verecek olma bilinciyle, hesap soranın da hakikat olmasından hareketle, yaptıklarımıza dikkat etmek zorundayız en ince detaylara bile. Ezbere konuşmak kelimeleri yorar, ziyan eder aslında, kelimelerin kıyafetleridir anlamlar, kelimelerin kimlikleridir, o nedenle anlamsız kelam ziyan eder sözü diye dikkatli konuşmak gerekiyor, yazı da konuşmanın başka bir hali bence…
Dedim ya, burası orasının tarlası, ektiğimizi biçeceğiz, inancımız, güvencimiz, amelimiz, gayretimiz sonumuzu belirleyen tek sermayemiz. O nedenle ben bu mektupta biraz sınavdan bahsetmek istedim. Sınav hayatın anlamı, soruların cevabı, sorunların tarifi ve çözümünde önemli bir belirleyici bence.
Sınavdayız ne çok dile gelen bir kelime, hali sınavdan bi-haber yaşayanlar için bile. Oysa sınav zordur ve zorlar, anlamlıdır aynı gerekçeyle. Sınavda olmazsak eğer öğrenme heyecanımız sönüverir bir gün, bilinmez ne bildiğimiz diğer bir ifadeyle.
Bildiğimiz bilinsin diye olan sınavlar gibidir kulluğun sınav şemsiyesinde değerlendirilmesi de.
Sınavdayız, konu belli,
Sınavdayız, yanlış ayan-beyan ifade edilmiş,
Sınavdayız, doğru olana bakmak için kitap verilmiş,
Sınavdayız, doğruya tutunanlar için şıkların işaretleri belirlenmiş,
Sınavdayız, başaranlar için ödül vaadinden caymayan tarafından belirlenmiş,
Sınavdayız, doğruyu gerçekleştirecek şekilde yapımız belirlenmiş,
Sınavdayız, adına hayat denilmiş.
Böyle işte durum. Hangi konularda sınanacağımız belirlenmişken, soruların cevabı belli iken, hüküm net, hakikat aşikarken yine de zorlanacağız şüphesiz, dedik ya sınavdayız. Biz biliriz en kolay soru bile sınavda zorlar bizi, hatta bazen cevabın kolaylığı şüpheye düşürüverir de, sınavın ağırlığıyla yanlışa düşeriz Allah muhafaza.
Emin olacak kadar bilmeye gayret ederken, vaktimizi çalacak her şey için tedbir almalıyız, tüm dikkatimizle. Sınırlı olanla sınırsız olana yatırım bu, muhasebe yoğun olmalı bence. Dünyadaki sınavlara hazırlanan çocuk ve gençlere baktığımızda fotoğraf ayan-beyan ortada, tam da ders çalışmaları gereken zamanda, ne çok dikkat dağıtıcı argümanlar vardır önlerinde. Biz onlarla konuşurken, bir yanıyla yalvararak, bir yanıyla uyararak, bir yanıyla olumsuz sonucu ortaya koyarak, sınava hazırlık yapmaları hususunda uyarırız ya… Aslında tam da böyle işte, hepimiz sınavdayız.
Dikkat etmek zorundayız, doğru olanın hayat bulması için, dikkat etmek zorundayız yanlışa dalmamak için.
Sınavlarda zorlananları dinlediğimizde sorular hakkındaki yorumlar onların çalışma performanslarına paraleldir. Bazıları soruların kolay olduğunu, bazıları da soruların zor olduğunu söyler. Muhtemelen sorular zor değil, bilgiler yetersizdir. Tıpkı bunun gibi dünyanın sınavındaki sorular da o kadar zor değil belki de, bilgimiz, niyetimiz ve gayretimiz yetersizdir. Bilgi ne büyük hazinedir, hele kendini bilmek, Rabbini bilmek, hakkını bilmek, haddini bilmek olunca mesele…
Sınanan bir öğrenciye güzel sorusundan dolayı ödül verilmez, ödül soruya verilen doğru cevapla orantılıdır. Dolayısıyla bizim başımıza gelenlerden, sınav olarak gördüğümüz konulardan dolayı ödülü hak edecek değiliz, ödül bizim cevaplarımızın doğru olup olmaması ile ilgilidir.
Soruyu sınayan belirler, bizi sınayacağını beyan eden Rabbim, bizi sınayacağı konuları da belirlemiş, beyan etmiş, soruların cevaplarını öğrenmek isteyenler için açık şekilde izah etmiştir. Öğrenmek isteyene, doğruya ulaşmak için gayret edene yardım edeceğini de vaad etmiştir. İnsan için bundan daha büyük bir güveni bulmak mümkün değildir. Ancak Rabbine güvenebilen, bu güvenin gereğini yapabilen hayat yolculuğunu emin adımlarla yürüyebilir.
Demem o ki, sınavdayız. Biliyorum bu beyanı herkes biliyor diyeceksiniz. Bilgi idrak ile beslenmezse amel defterimizdeki sayfalara yansıması sınırlı olur, zira biz birçok şeyi bilen makinelere şahit olduğumuz dönemdeyiz. Ah idrak edebilmek, bir idrak edebilsek, işte ondan sonra çorap söküğü gibi gelir, doğru davranmak, doğru ile doğrulmak. Ah bir idrak edebilsek, huzura ancak emanet olan her şeyin sahibine karşı sorumluluğumuzu yerine getirerek ulaşabilsek. Ah bir idrak edebilsek, soruyu anlamak cevabın yarısıdır, sorunun nedenlerini bilmek çözümün yarısını gerçekleştirmektir. Diğer türlüsüne gelince, idrak eden biri için, her şeyin sahibinin Allah olduğunu bile bile, bu dünyada mala mülke sahip olmak için, asıl sahibini hiçe saymak mümkün olabilir mi? İdrak diyorum ya, idrak “derk” çok derin bir konu, derin ve gayret edenler için hayatın bütününü derinleştiren bir konu, her şeye hak ettiği değeri vermemize imkan sağlayan bir konu.
İnsan sınavda olduğunu bildiğinde, bu bilgisini idrak ettiğinde, ondan sonrası kolay olmasa bile anlamlı, sabır bu anlamın en büyük kârı. Sabır ki gereğini yapmak için gücünün yettiğinin bütününü ortaya koyabilmektir. Sabır ki, karşılaşılan zorlukla mücadele ederken en güçlü olana sığınmanın gereğini yerine getirebilmektir. Sabır ki, zorlukla birlikte verilen kolaylığı görebilmek için azami gayret etmektir. Sabır ki, bu dünyanın geçiciliği ile teselli bulmaktır.
Demem o ki, hükmün sahibi sınav konusunu, sınava doğru cevap vermenin yöntemini, doğru cevap verme gayretinde olanlara yardım edeceğini, sınavda başarılı olanların sonunda alacakları mükafatı, sınavda cevaplara özen göstermeyenlerin hazin akıbetini…
Soluk alıp-veren herkes için bir fırsattır, her fırsat bir nimettir gerçeğinden hareketle, kendine dikkat et, öyle dikkat et ki, gerçekle arandaki mesafe ne kadar ise, huzur ve güvenin o kadardır… Aynı zamanda inancın ne kadar güçlüyse, huzur ve güvenin o kadardır… Diğer yandan da, bilgin ne kadar doğruysa inancın o denli güçlüdür…
İslâm toplumu diye, başkalarının özel alanlarına göz-kulak kesilmenin kesin olarak ayıp sayıldığı topluma denir. Terbiye edicisi Allah olmayan, hatta ‘terbiye’ terimini tümüyle kullanımdan kaldırmış toplumlarda ise tecessüs bir yaşam tarzıdır. İslâm toplumunda fertlerin yapacakları (anlık, günlük, haftalık) çok önemli salih ameller vardır. Bu ameller mü’minlere, başkalarının özel hayatlarına meraktan dalgıçlar yollamalarına izin ve fırsat vermez.
Geçmişten günümüze kadar gelen tüm pedagogların/eğitimcilerin cevabını aradığı temel sorulardan biri de: “Bilgi, muhataba en iyi şekilde nasıl aktarılabilir?” sorusu olmuştur. Bu soruya cevap sadedinde ortaya koyulmuş birçok çaba disiplin haline getirilerek ‘öğretim yöntem ve teknikleri’ olarak adlandırılan çalışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık etmiştir.
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.
İrade etmek tercih etmektir. Her tercih de bir vazgeçiş ve bir kabule yaslanır. Ancak yapılan tercihler sağlam değerler düzeni üzerinde temelleniyorsa bir anlam ifade ederler. İrade dediğimiz öyle güçlü bir mekanizmadır ki insan varlığını en zirveye çıkaran bir güç… Aynı zamanda kullanılmadığında ya da yanlış kullanıldığında insanı en ilkel ve canlıların en şerlisi haline dönüştüren bir güç…
Soruyu Sınayan Belirler
Merhaba diyorum yine… Söz için iyi bir anahtar merhaba, başlangıcın işareti diğer yanıyla. İşte bu yaklaşımla okuyan herkese merhaba…
Mektup yazayım dedim, yazdım nedenlice, muhatabı ulaştığı herkes, anlaşılma ümidi eşliğinde. Niye mi mektup, yine mi mektup diyenlere; mektup iyidir her haliyle… Mektup meraklara su serper, ümitlere can suyu olur, telaşeleri sükûnete aday hale getirir içindekilerle… Tarihte tariflenmiştir mektup, birçok şair duygusunu ifadede tutunmuştur mektuba … Gurbetin resmi gibidir mektup, gurbettekinin tesellisine can suyu… Beklemenin nedenidir mektup, yola bakmanın, yarına ümit ekmenin… Bir zaman postacıların yolları gözlenmiş, suç beklenene atfedilmeyince postacının görevine yüklenmiş affı mümkün kılması gerekçesiyle. Zamanla elektronik posta girince hayatımıza, durumun özünde çok değişiklik olmamıştır aslında, iletişim şekli değişmiş ama merakın adı da tadı da aynı kalmıştır.
Bazıları kendi tarihine alan açmıştır mektup yazma gayretiyle. Mektup işte, ifade etmek için durumunu, anlatmak için duygularını, kayda geçmek için düşüncelerini aracı yapılmış. Mektup işte, yazmadan duramayan bir gönlün kağıda yazı ile çizdiği resim diğer bir ifadeyle.
Bir mektup yazmak aslında biriken sözleri artık taşıyamamaktır. Bu mektup uzun olacak muhtemelen, zira söz anlaşılma/anlaşma ümidine yapılan yatırımdır bence. Ümit ki, uykuyu da, uyanmayı da anlamlı kılar, konuşmayı da susmayı da, demeyi de duymayı da anlamlı kılar… O nedenle bir mektup yazayım dedim kendimce, tutunarak kelimelerin gücüne, tutunarak anlamak isteyenlerin o güzel niyetine. Kısa yazacak kadar bilmemek benim ki, ziyan saymayın lütfen kelimeleri çok kullandım diye, israf saymayın ancak bu kadar gücüm yettiği varsayarak, yorulursanız okurken, siz de yazmayı deneyin, bir gün ben de öğrenmek isterim sizden, yeter ki kelam kopsun gelsin yüreğinizden.
Öyle yapın, yazın, size bir mesaj kalsa dünden, nasıl da emin olacaksanız yazanın bildirme gayretinden, işte öyle siz de yazın bir not adına mektup denen, koyun bir kitabın içine, okuyucu bulunca haberi olsun sizden… Ne bileyim bu bir örnek, bu bir öneri benzeri, aklıma gelmeyene sen hayat ver hem de nasıl istersen…
Mektubu zarfa koymadım bilerek ben, zira bu dönem, yaşadığımız bu dönem, sırların döküldüğü, zarfların söküldüğü bir dönem. Sırları döküldü gizlerin, düşlerin, düşüncelerin, duyguların, aynaların… Olumlu yanları vardır belki de derken, tamamen olumsuz tüm yaşananlar da diyemem. Öyle ya, aynanın sırları döküldüğünde kendini olduğu gibi göremeye bilir insan, bazıları da o hale gelmiştir, insanlıktan öyle uzaklara düşmüştür ki, kendilerini görmemeleri/görememeleri başka bir alem…
Dediğim gibi benden size, bizden bize bir mektup işte… Okumaya çalışanlar için nimet olmasa bile, yazmaya karar verenler için açık bir kapı diyelim nedenlice… Eğer yazmak isteyen olursa adres belli, yazışalım olur ya anlar/anlaşırız belki de… Yazmak iyidir, işarettir, ümittir, kayıttır… Yazabilenlere, gerçeği ortaya çıkarmak için gayret gösterenlere hürmetlerimle…
Nasılsın gerçekten? Nasılsın gerçekle? Nasılsın gerçeğinle? Nasılsın kendinle? Hava nasıl oralarda? Samimiyet sözleri besliyor mu, sevgi gönlün gıdası olabildi mi mesela? Hakikatten uzak düşen her düşüncenin yorduğu akıllara dinlenme imkanı sunacak dostluklar kuruldu mu? Sahi, iddiası dayanaksız olanlara susmalarını öğretecek insanlar bulundu mu? Ölümden korkanlar mesela yaşamanın kıymetini daha doğrusu gereği gibi yaşama mecburiyetlerini anlamak için gayret gösterdi mi? Bekleyenler için uzayan zaman, gelen için de kavuşma telaşesine dönüştü mü? Ebeveynler emanetlerine sahip çıkmak için gayret gösterirken terlerini silecek tesellileri oluşabildi mi? İnsanlar insanlıktan uzak kalınca, insanlığa hicret için yol/yöntem bulabildi mi? Ben buraya birkaç soru işareti bırakıyım, olur ya kullanırsın senin sorularınla şekillenen cümlelerde… ?????
Cevap vermek isteyenler için cevabı hak eden bir meraktır bu… Yazarsanız, sessizliği bozarsanız ne büyük nimet olur okumak için gayret edenlere… Eğer bilinsin isteyen olursa hali, nicedir bilinsin diye vaktin gelmesi bekleniyorsa, adres belli, yazabilirsin sen de; halinden, diyeceklerinden, hissettiklerinden müteşekkil, yalandan azade…
Benim yazma telaşemden belli işte. İhtimallere yatırım yaparak, dualarla desteklediğim planlarım devam ediyor, zira niye yazar ki insan bundan başka bir nedenle, niye konuşsun ki insan anlaşılma ümidini yitirse…
Bu dünya yalan diyenlere inat gerçekleştirdiğimiz her şeyden hesap verecek olma bilinciyle, hesap soranın da hakikat olmasından hareketle, yaptıklarımıza dikkat etmek zorundayız en ince detaylara bile. Ezbere konuşmak kelimeleri yorar, ziyan eder aslında, kelimelerin kıyafetleridir anlamlar, kelimelerin kimlikleridir, o nedenle anlamsız kelam ziyan eder sözü diye dikkatli konuşmak gerekiyor, yazı da konuşmanın başka bir hali bence…
Dedim ya, burası orasının tarlası, ektiğimizi biçeceğiz, inancımız, güvencimiz, amelimiz, gayretimiz sonumuzu belirleyen tek sermayemiz. O nedenle ben bu mektupta biraz sınavdan bahsetmek istedim. Sınav hayatın anlamı, soruların cevabı, sorunların tarifi ve çözümünde önemli bir belirleyici bence.
Bildiğimiz bilinsin diye olan sınavlar gibidir kulluğun sınav şemsiyesinde değerlendirilmesi de.
Sınavdayız, konu belli,
Sınavdayız, yanlış ayan-beyan ifade edilmiş,
Sınavdayız, doğru olana bakmak için kitap verilmiş,
Sınavdayız, başarılabileceği rehberimizle örneklenmiş,
Sınavdayız, doğruya tutunanlar için şıkların işaretleri belirlenmiş,
Sınavdayız, başaranlar için ödül vaadinden caymayan tarafından belirlenmiş,
Sınavdayız, doğruyu gerçekleştirecek şekilde yapımız belirlenmiş,
Sınavdayız, adına hayat denilmiş.
Böyle işte durum. Hangi konularda sınanacağımız belirlenmişken, soruların cevabı belli iken, hüküm net, hakikat aşikarken yine de zorlanacağız şüphesiz, dedik ya sınavdayız. Biz biliriz en kolay soru bile sınavda zorlar bizi, hatta bazen cevabın kolaylığı şüpheye düşürüverir de, sınavın ağırlığıyla yanlışa düşeriz Allah muhafaza.
Emin olacak kadar bilmeye gayret ederken, vaktimizi çalacak her şey için tedbir almalıyız, tüm dikkatimizle. Sınırlı olanla sınırsız olana yatırım bu, muhasebe yoğun olmalı bence. Dünyadaki sınavlara hazırlanan çocuk ve gençlere baktığımızda fotoğraf ayan-beyan ortada, tam da ders çalışmaları gereken zamanda, ne çok dikkat dağıtıcı argümanlar vardır önlerinde. Biz onlarla konuşurken, bir yanıyla yalvararak, bir yanıyla uyararak, bir yanıyla olumsuz sonucu ortaya koyarak, sınava hazırlık yapmaları hususunda uyarırız ya… Aslında tam da böyle işte, hepimiz sınavdayız.
Dikkat etmek zorundayız, doğru olanın hayat bulması için, dikkat etmek zorundayız yanlışa dalmamak için.
Sınavlarda zorlananları dinlediğimizde sorular hakkındaki yorumlar onların çalışma performanslarına paraleldir. Bazıları soruların kolay olduğunu, bazıları da soruların zor olduğunu söyler. Muhtemelen sorular zor değil, bilgiler yetersizdir. Tıpkı bunun gibi dünyanın sınavındaki sorular da o kadar zor değil belki de, bilgimiz, niyetimiz ve gayretimiz yetersizdir. Bilgi ne büyük hazinedir, hele kendini bilmek, Rabbini bilmek, hakkını bilmek, haddini bilmek olunca mesele…
Sınanan bir öğrenciye güzel sorusundan dolayı ödül verilmez, ödül soruya verilen doğru cevapla orantılıdır. Dolayısıyla bizim başımıza gelenlerden, sınav olarak gördüğümüz konulardan dolayı ödülü hak edecek değiliz, ödül bizim cevaplarımızın doğru olup olmaması ile ilgilidir.
Soruyu sınayan belirler, bizi sınayacağını beyan eden Rabbim, bizi sınayacağı konuları da belirlemiş, beyan etmiş, soruların cevaplarını öğrenmek isteyenler için açık şekilde izah etmiştir. Öğrenmek isteyene, doğruya ulaşmak için gayret edene yardım edeceğini de vaad etmiştir. İnsan için bundan daha büyük bir güveni bulmak mümkün değildir. Ancak Rabbine güvenebilen, bu güvenin gereğini yapabilen hayat yolculuğunu emin adımlarla yürüyebilir.
Demem o ki, sınavdayız. Biliyorum bu beyanı herkes biliyor diyeceksiniz. Bilgi idrak ile beslenmezse amel defterimizdeki sayfalara yansıması sınırlı olur, zira biz birçok şeyi bilen makinelere şahit olduğumuz dönemdeyiz. Ah idrak edebilmek, bir idrak edebilsek, işte ondan sonra çorap söküğü gibi gelir, doğru davranmak, doğru ile doğrulmak. Ah bir idrak edebilsek, huzura ancak emanet olan her şeyin sahibine karşı sorumluluğumuzu yerine getirerek ulaşabilsek. Ah bir idrak edebilsek, soruyu anlamak cevabın yarısıdır, sorunun nedenlerini bilmek çözümün yarısını gerçekleştirmektir. Diğer türlüsüne gelince, idrak eden biri için, her şeyin sahibinin Allah olduğunu bile bile, bu dünyada mala mülke sahip olmak için, asıl sahibini hiçe saymak mümkün olabilir mi? İdrak diyorum ya, idrak “derk” çok derin bir konu, derin ve gayret edenler için hayatın bütününü derinleştiren bir konu, her şeye hak ettiği değeri vermemize imkan sağlayan bir konu.
İnsan sınavda olduğunu bildiğinde, bu bilgisini idrak ettiğinde, ondan sonrası kolay olmasa bile anlamlı, sabır bu anlamın en büyük kârı. Sabır ki gereğini yapmak için gücünün yettiğinin bütününü ortaya koyabilmektir. Sabır ki, karşılaşılan zorlukla mücadele ederken en güçlü olana sığınmanın gereğini yerine getirebilmektir. Sabır ki, zorlukla birlikte verilen kolaylığı görebilmek için azami gayret etmektir. Sabır ki, bu dünyanın geçiciliği ile teselli bulmaktır.
Demem o ki, hükmün sahibi sınav konusunu, sınava doğru cevap vermenin yöntemini, doğru cevap verme gayretinde olanlara yardım edeceğini, sınavda başarılı olanların sonunda alacakları mükafatı, sınavda cevaplara özen göstermeyenlerin hazin akıbetini…
Soluk alıp-veren herkes için bir fırsattır, her fırsat bir nimettir gerçeğinden hareketle, kendine dikkat et, öyle dikkat et ki, gerçekle arandaki mesafe ne kadar ise, huzur ve güvenin o kadardır… Aynı zamanda inancın ne kadar güçlüyse, huzur ve güvenin o kadardır… Diğer yandan da, bilgin ne kadar doğruysa inancın o denli güçlüdür…
Rabbime emanet ol, o emanetleri zayi etmez…
İlgili Yazılar
Kuzum Ayıp mı Çalışmak Günah mı Yük Taşımak
Bütün günahlar boşlukları doldurma çabalarıdır.
Sosyal Medya Tecessüs Damarını Çatlatmak İçindir
İslâm toplumu diye, başkalarının özel alanlarına göz-kulak kesilmenin kesin olarak ayıp sayıldığı topluma denir. Terbiye edicisi Allah olmayan, hatta ‘terbiye’ terimini tümüyle kullanımdan kaldırmış toplumlarda ise tecessüs bir yaşam tarzıdır. İslâm toplumunda fertlerin yapacakları (anlık, günlük, haftalık) çok önemli salih ameller vardır. Bu ameller mü’minlere, başkalarının özel hayatlarına meraktan dalgıçlar yollamalarına izin ve fırsat vermez.
Tebliğde Anlatım Yöntemi ve Muhatabı Tanımanın Önemine Dair
Geçmişten günümüze kadar gelen tüm pedagogların/eğitimcilerin cevabını aradığı temel sorulardan biri de: “Bilgi, muhataba en iyi şekilde nasıl aktarılabilir?” sorusu olmuştur. Bu soruya cevap sadedinde ortaya koyulmuş birçok çaba disiplin haline getirilerek ‘öğretim yöntem ve teknikleri’ olarak adlandırılan çalışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık etmiştir.
Kim Yolcu Değil Ki Bu Dünyada?
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.
Anlamlar Büyük Karakterler Küçük
İrade etmek tercih etmektir. Her tercih de bir vazgeçiş ve bir kabule yaslanır. Ancak yapılan tercihler sağlam değerler düzeni üzerinde temelleniyorsa bir anlam ifade ederler. İrade dediğimiz öyle güçlü bir mekanizmadır ki insan varlığını en zirveye çıkaran bir güç… Aynı zamanda kullanılmadığında ya da yanlış kullanıldığında insanı en ilkel ve canlıların en şerlisi haline dönüştüren bir güç…