Duyguların en gerçeğidir “acı”. Renkler, diller, dinler, yaşam biçimleri, fiziksel özellikler değişse de insanın yüzündeki acı ifadesi hiç değişmemiştir. Üzüntünün kalbe yansımasını yüzler hep aynı mimikle gösterir çünkü. Olumsuz bir durum, olay, davranış karşısında verilen tepkilerden biridir acı. İnsanda bırakılan derin izlerin dışavurumudur acı. Aklın, kalbin, ruhun, bedenin, zihnin uyumlu çalışmasıyla ancak kendi anlamını kavrayabilen insan için bu bütünlüğü sağlama yolunda uyarıcı bir iletidir acı.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Gerçek acıyı tadınca acıya alışamadığını anlıyor insan. Ruhun derinliklerinde gözyaşlarını akıtıp da acıya boyun bükmek zorunda kaldığı zaman anlıyor insan acıya alışılamadığını. Enkaz altından çıkarılan bebekleri, yanmış yüzleri gördüğü zaman… Ağlama yeteneğini kaybettiği zaman… Kas ağrılarına benzemiyor çünkü bu acı. Nasıl alışabilir insan derinlere inen acıya?
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
Duyguların en gerçeğidir “acı”. Renkler, diller, dinler, yaşam biçimleri, fiziksel özellikler değişse de insanın yüzündeki acı ifadesi hiç değişmemiştir. Üzüntünün kalbe yansımasını yüzler hep aynı mimikle gösterir çünkü. Olumsuz bir durum, olay, davranış karşısında verilen tepkilerden biridir acı. İnsanda bırakılan derin izlerin dışavurumudur acı. Aklın, kalbin, ruhun, bedenin, zihnin uyumlu çalışmasıyla ancak kendi anlamını kavrayabilen insan için bu bütünlüğü sağlama yolunda uyarıcı bir iletidir acı.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Gerçek acıyı tadınca acıya alışamadığını anlıyor insan. Ruhun derinliklerinde gözyaşlarını akıtıp da acıya boyun bükmek zorunda kaldığı zaman anlıyor insan acıya alışılamadığını. Enkaz altından çıkarılan bebekleri, yanmış yüzleri gördüğü zaman… Ağlama yeteneğini kaybettiği zaman… Kas ağrılarına benzemiyor çünkü bu acı. Nasıl alışabilir insan derinlere inen acıya?
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
216. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
“İnsan Topluluğu”ndan “Refah Kitlesi”ne
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.” Yûsuf Sûresi 40. âyet “Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür. Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.” Thomas Paine (1737-1809) “Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var; O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.” E. de La Boetie (1530-1563) Devlet Kavramı Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın …
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Ahlaktan Arındırılmış Hukuk; Adaletten Arıtılmış Hüküm
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
İçtihad Kapısı Kapalı mıydı Gerçekten, Ya da Hangi İçtihad?
İçtihad konusunun günümüzde yeterince tartışılmaya açılmaması, gündeme getirilmemesi, getirilse bile oldukça yüzeysel söylemlerle geçiştirilmesi konunun önemini korumakta, araştırılma ihtiyacını muhafaza etmektedir. Buna ilaveten içtihad kapısı konusunda net ilkelerin belirlenememiş olması kafa karışıklığına neden olmakta, literatürün yetersiz olması da meselenin farklı anlaşılmasına neden olmaktadır.
Alışverişe devam et