Duyguların en gerçeğidir “acı”. Renkler, diller, dinler, yaşam biçimleri, fiziksel özellikler değişse de insanın yüzündeki acı ifadesi hiç değişmemiştir. Üzüntünün kalbe yansımasını yüzler hep aynı mimikle gösterir çünkü. Olumsuz bir durum, olay, davranış karşısında verilen tepkilerden biridir acı. İnsanda bırakılan derin izlerin dışavurumudur acı. Aklın, kalbin, ruhun, bedenin, zihnin uyumlu çalışmasıyla ancak kendi anlamını kavrayabilen insan için bu bütünlüğü sağlama yolunda uyarıcı bir iletidir acı.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Gerçek acıyı tadınca acıya alışamadığını anlıyor insan. Ruhun derinliklerinde gözyaşlarını akıtıp da acıya boyun bükmek zorunda kaldığı zaman anlıyor insan acıya alışılamadığını. Enkaz altından çıkarılan bebekleri, yanmış yüzleri gördüğü zaman… Ağlama yeteneğini kaybettiği zaman… Kas ağrılarına benzemiyor çünkü bu acı. Nasıl alışabilir insan derinlere inen acıya?
Bu yazının devamı
216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Şüphesiz sırat-ı müstakim üzere olmak, imkânsız olmadığı gibi kolay bir şey de değildir. Bu minvalde sağlam duruş sergilemek de yitip gitmek de vardır. Aslında yaşam ve mücadele, tam da bu iki hal arasında cereyan etmekte ve tercihlerimizle şekillenmektedir.
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
Duyguların en gerçeğidir “acı”. Renkler, diller, dinler, yaşam biçimleri, fiziksel özellikler değişse de insanın yüzündeki acı ifadesi hiç değişmemiştir. Üzüntünün kalbe yansımasını yüzler hep aynı mimikle gösterir çünkü. Olumsuz bir durum, olay, davranış karşısında verilen tepkilerden biridir acı. İnsanda bırakılan derin izlerin dışavurumudur acı. Aklın, kalbin, ruhun, bedenin, zihnin uyumlu çalışmasıyla ancak kendi anlamını kavrayabilen insan için bu bütünlüğü sağlama yolunda uyarıcı bir iletidir acı.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Gerçek acıyı tadınca acıya alışamadığını anlıyor insan. Ruhun derinliklerinde gözyaşlarını akıtıp da acıya boyun bükmek zorunda kaldığı zaman anlıyor insan acıya alışılamadığını. Enkaz altından çıkarılan bebekleri, yanmış yüzleri gördüğü zaman… Ağlama yeteneğini kaybettiği zaman… Kas ağrılarına benzemiyor çünkü bu acı. Nasıl alışabilir insan derinlere inen acıya?
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Susmak mı Konuşmak mı Yılmak mı
Şüphesiz sırat-ı müstakim üzere olmak, imkânsız olmadığı gibi kolay bir şey de değildir. Bu minvalde sağlam duruş sergilemek de yitip gitmek de vardır. Aslında yaşam ve mücadele, tam da bu iki hal arasında cereyan etmekte ve tercihlerimizle şekillenmektedir.
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır.
Pragmatizm Müslümana Uyar Mı
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
Dinsel Sanat Dindar Sanatçı
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
İqrâ: Yenilen insandan yenilenen insana
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.