Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil, çağların suskunluklarını, tıpkı direnen o taşlar gibi direnen kelimelerini ve gizli hatıralarını da saklıyor oluşuyla bile ayrı bir güzellik taşımaktadır. Gerek taşın ve gerekse sözün, kelimenin, dilin, hafızanın yankılanarak direndiği bu güzelim belde de bu eşsiz coğrafyada, Kapadokya Üniversitesi’nin varlığı da bir tesadüf olmasa gerek. O üniversite ki salt bu coğrafyada oluşu bile düşüncenin yankı bulduğu bir kurum, bir mekân olma niteliğindedir.
Ve tam da bu yüzden, Türk edebiyatına yalnızca eserler değil, bir fikrî direnişi, bir entelektüel ve sanatsal duruşu, ahlâkı bırakmış olan Alev Alatlı’yı anmak için önce Ürgüp, sonra da Kapadokya Üniversitesi doğru bir mekân olduğu kadar, doğru bir fikir de olacaktır.
Çünkü Alev Alatlı, -çok da dolayımlı olmayacak biçimde metaforik bir bağlam kuracak olursak- sanki de bu coğrafyanın ilk bakıştaki hayret uyandırıcılığına benzer biçimde edebiyatımızda “anlatan” değil, “uyandıran” düşünür, anlatıcı, yazar ve yorumcularındandır. Denilebilir ki, onun sözgelimi, “Nuke Türkiye!”, “Valla Kurda Yedirdin Beni” gibi romanları da yine bu coğrafya -ilk bakışta kendini kendine bakanın zihninde genişleterek özgün kılışı gibi- en özgün haliyle yazılmış bir yazı olarak okurun zihninde bitmez; orada başlar.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Alev Alatlı’yı Ürgüp’te Anlamak: Taşın Hafızası ve Edebî Direniş
Neredeyse tamamı doğal bir işlenmişlikle renklenen bir belde olarak Ürgüp’te sabah, yalnızca güneşin değil, taşın hafızasının da uyanışıyla başlar. Malum Katpatuka/Güzel Atların Ülkesi Kapadokya’nın oyuk kayaları, yılların rüzgârını değil, çağların suskunluklarını, tıpkı direnen o taşlar gibi direnen kelimelerini ve gizli hatıralarını da saklıyor oluşuyla bile ayrı bir güzellik taşımaktadır. Gerek taşın ve gerekse sözün, kelimenin, dilin, hafızanın yankılanarak direndiği bu güzelim belde de bu eşsiz coğrafyada, Kapadokya Üniversitesi’nin varlığı da bir tesadüf olmasa gerek. O üniversite ki salt bu coğrafyada oluşu bile düşüncenin yankı bulduğu bir kurum, bir mekân olma niteliğindedir.
Ve tam da bu yüzden, Türk edebiyatına yalnızca eserler değil, bir fikrî direnişi, bir entelektüel ve sanatsal duruşu, ahlâkı bırakmış olan Alev Alatlı’yı anmak için önce Ürgüp, sonra da Kapadokya Üniversitesi doğru bir mekân olduğu kadar, doğru bir fikir de olacaktır.
Çünkü Alev Alatlı, -çok da dolayımlı olmayacak biçimde metaforik bir bağlam kuracak olursak- sanki de bu coğrafyanın ilk bakıştaki hayret uyandırıcılığına benzer biçimde edebiyatımızda “anlatan” değil, “uyandıran” düşünür, anlatıcı, yazar ve yorumcularındandır. Denilebilir ki, onun sözgelimi, “Nuke Türkiye!”, “Valla Kurda Yedirdin Beni” gibi romanları da yine bu coğrafya -ilk bakışta kendini kendine bakanın zihninde genişleterek özgün kılışı gibi- en özgün haliyle yazılmış bir yazı olarak okurun zihninde bitmez; orada başlar.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yapay Zekâ Çağında Fıkıh: Modern Tartışmaları Kadim Lensle Okumak
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Ahlâkî Kavramların Semantik Yapısı
Kur’ân’ın ahlâkî dili ile Kur’ânî dünya görüşü Müslüman toplumun kültürel birikimi ile zengin bir çeşitlilikle dünya görüşünü ele alan Japon bilim insanı Toshihiko İzutsu, bunu semantik yapının anahtar kavramları analiz ederek göstermektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.