Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusu bu paradoksun merkezinde yer alır. Her geçen gün tahtaları ve çivileri değiştirilen bir gemi, son parçası da yenilendiğinde hâlâ aynı gemi midir? Bu soruyu daha da derinleştiren Thomas Hobbes, eskiyen parçaların bir araya getirilerek ikinci bir gemi oluşturulması durumunda hangisinin gerçek Theseus’un Gemisi sayılacağını sorar. Bu düşünce deneyi ilk bakışta nesnelerle ilgili görünse de aslında çok daha derin bir problemi, yani kişisel özdeşlik meselesini gündeme getirir. Zira insan da zaman içerisinde fiziksel ve psikolojik olarak değişmekte; buna rağmen kendisini aynı kişi olarak görmeye devam etmektedir. Bu durum, değişim ile kimlik arasındaki ilişkinin yalnızca ontolojik değil, aynı zamanda ahlâki ve felsefi açıdan da sorgulanmasını gerekli kılar.
Theseus’un Gemisi paradoksundan hareketle ele alınan kimlik sorunu, insan söz konusu olduğunda çok daha karmaşık bir hâl alır. Zira insan yalnızca fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda zihinsel ve psikolojik süreçleri bünyesinde barındıran dinamik bir bütündür. Zaman içerisinde bireyin bedeni değişime uğramakta, hücreleri yenilenmekte; buna paralel olarak hatıraları, inançları ve kişilik özellikleri de dönüşmektedir. Buna rağmen kişi, tüm bu değişimlere karşın kendisini aynı birey olarak görmeye devam eder. Bu durumu daha somut kılmak için Alzheimer hastası bir birey düşünülebilir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
İnsanın var oluşundan beri, hayat ile arasındaki ilişkiye binaen gerçek, doğru ve hakikat kavramları onun için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Çünkü insan içine “atıldığı” dünyanın gerçekliğini, bu gerçeklik içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu nesneler dünyasında hakikat denen bir şey var
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
Aynı Kişi miyim? Zaman ve Değişim Bağlamında Kişisel Kimlik Problemi
Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusu bu paradoksun merkezinde yer alır. Her geçen gün tahtaları ve çivileri değiştirilen bir gemi, son parçası da yenilendiğinde hâlâ aynı gemi midir? Bu soruyu daha da derinleştiren Thomas Hobbes, eskiyen parçaların bir araya getirilerek ikinci bir gemi oluşturulması durumunda hangisinin gerçek Theseus’un Gemisi sayılacağını sorar. Bu düşünce deneyi ilk bakışta nesnelerle ilgili görünse de aslında çok daha derin bir problemi, yani kişisel özdeşlik meselesini gündeme getirir. Zira insan da zaman içerisinde fiziksel ve psikolojik olarak değişmekte; buna rağmen kendisini aynı kişi olarak görmeye devam etmektedir. Bu durum, değişim ile kimlik arasındaki ilişkinin yalnızca ontolojik değil, aynı zamanda ahlâki ve felsefi açıdan da sorgulanmasını gerekli kılar.
Theseus’un Gemisi paradoksundan hareketle ele alınan kimlik sorunu, insan söz konusu olduğunda çok daha karmaşık bir hâl alır. Zira insan yalnızca fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda zihinsel ve psikolojik süreçleri bünyesinde barındıran dinamik bir bütündür. Zaman içerisinde bireyin bedeni değişime uğramakta, hücreleri yenilenmekte; buna paralel olarak hatıraları, inançları ve kişilik özellikleri de dönüşmektedir. Buna rağmen kişi, tüm bu değişimlere karşın kendisini aynı birey olarak görmeye devam eder. Bu durumu daha somut kılmak için Alzheimer hastası bir birey düşünülebilir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Günümüzde İçtihadın Anlamı ve İmkânı
Bu bakımdan mevcut içtihat şartlarına ilave olarak günümüzdeki içtihat faaliyeti için “realiteyi görme ve dikkate alma” şartı da ilave edilmelidir. Tarihsel fıkıh birikiminin potansiyelini açığa çıkarmak ve bu yolla hayata katkıda bulunup yanlış uygulamaları ahlâki zemine çekecek şekilde yön vermek üzere günümüz İslam hukukçularının/fıkıhçıların karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik içtihat faaliyetinde bulunmaları hem bir hak hem de görevdir.
Hakikatin Modernizasyonu
İnsanın var oluşundan beri, hayat ile arasındaki ilişkiye binaen gerçek, doğru ve hakikat kavramları onun için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Çünkü insan içine “atıldığı” dünyanın gerçekliğini, bu gerçeklik içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu nesneler dünyasında hakikat denen bir şey var
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.