Mektup benim için nasıl bir öneme sahip, bunu çeşitli vesilelerle dile getirdim, getirmeye devam edeceğim. Önemserim yazılı mesajı, bir merakın cevaba gebe postalanışını. Mektubu göndermenin muhataba ulaşınca yaşatacağı olası huzuru ve heyecanı… Sonra cevap beklemeyi; haber salıp haber almaya aday olmayı… Olasılıklar zincirinin her halkasında ümit ile endişe arasındaki yürek yangınının duaya dönüşen yanını…
Bu satırlar NİDA dergisinde sebebi malûm sonucu dua ile beslenmiş bir yolculuktu. Her başlangıcın bir bitişe gebe olması gibi bu yolculukta da şimdilik son durağa geldik. Zira susmalı insan, söz bittiğinden, anlam yittiğinden değil; başkaları da düşüncelerini paylaşsın diye. İşte bu nedenle ben de son mektup dedim, bu yolculuğumun son seslenişi…
Sen ne anladın, senin ne kadar işine yaradı bilemiyorum bu yazılanları okumak, bilmem gerekir mi onu bile tam olarak bilemiyorum. Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde… Çıkışı görmeme yardım ediyorlar, benim henüz uğramadığım patikalarda yol bulmuşlardan örnek alıyorum işte… İze basmak diğer bir ifadeyle, tecrübeyi zayi etmemek.
Bu yazının devamı
213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya,
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
XIV. Mektup / Son Mektup
Mektup benim için nasıl bir öneme sahip, bunu çeşitli vesilelerle dile getirdim, getirmeye devam edeceğim. Önemserim yazılı mesajı, bir merakın cevaba gebe postalanışını. Mektubu göndermenin muhataba ulaşınca yaşatacağı olası huzuru ve heyecanı… Sonra cevap beklemeyi; haber salıp haber almaya aday olmayı… Olasılıklar zincirinin her halkasında ümit ile endişe arasındaki yürek yangınının duaya dönüşen yanını…
Bu satırlar NİDA dergisinde sebebi malûm sonucu dua ile beslenmiş bir yolculuktu. Her başlangıcın bir bitişe gebe olması gibi bu yolculukta da şimdilik son durağa geldik. Zira susmalı insan, söz bittiğinden, anlam yittiğinden değil; başkaları da düşüncelerini paylaşsın diye. İşte bu nedenle ben de son mektup dedim, bu yolculuğumun son seslenişi…
Sen ne anladın, senin ne kadar işine yaradı bilemiyorum bu yazılanları okumak, bilmem gerekir mi onu bile tam olarak bilemiyorum. Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde… Çıkışı görmeme yardım ediyorlar, benim henüz uğramadığım patikalarda yol bulmuşlardan örnek alıyorum işte… İze basmak diğer bir ifadeyle, tecrübeyi zayi etmemek.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kaydıraç
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Bir Kültür Havzası Taşıyıcısı Olarak Dergiler
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya,
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.