Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak da görünmektedir. İnsanın elinden çıkarmak istemediği sahipliklerine (aile, çocuk vb.) bakış açıları ve bunların gündelik hayat içerisinde merkezsiz ve perspektifsiz yeni yapılandırmaları, bir müddet sonra ağır maliyetle geri dönmekte ve neticede ortodoksilerini hâlâ koruyanların şemsiyesi altında “emanet”e alınmaktadır.
İnsan hayatı ayrıştırılmaya kalkışıldığında, olabildiğince detaylı ara başlıkları dahi bulmak mümkümdür. Bu ayrıştırmaların sadece meseleleri daha iyi kavramak, anlamak ve açıklamak olması durumunda işlevsel olduğu söylenebilir. Ancak ayrıştırmaların her birini diğerinden bağımsızlaştırdığımızda, bütünlük kaybolduğu gibi her bir başlığın ana yoldan saptırıcı çıkmaz sokaklar olarak “iğva edici” bir niteliğe büründüğünü görürüz.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
Hareketleri çekingen ve nazik, en telaşlı anlarında bile zarif bir tembellik içinde. Onda kaygı nadiren bir fikir halini alır, binde bir de niyet etmeye kadar varır. Sonra tam bir durgunluk ve uyuklama hali. Zaten kitap boyunca da kanepesine uzanmış bedenini, dışarının karmaşasından uzak halini övmekle bitiremez.
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Zaafiyetleri “Muhafaza” Etmek
Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak da görünmektedir. İnsanın elinden çıkarmak istemediği sahipliklerine (aile, çocuk vb.) bakış açıları ve bunların gündelik hayat içerisinde merkezsiz ve perspektifsiz yeni yapılandırmaları, bir müddet sonra ağır maliyetle geri dönmekte ve neticede ortodoksilerini hâlâ koruyanların şemsiyesi altında “emanet”e alınmaktadır.
İnsan hayatı ayrıştırılmaya kalkışıldığında, olabildiğince detaylı ara başlıkları dahi bulmak mümkümdür. Bu ayrıştırmaların sadece meseleleri daha iyi kavramak, anlamak ve açıklamak olması durumunda işlevsel olduğu söylenebilir. Ancak ayrıştırmaların her birini diğerinden bağımsızlaştırdığımızda, bütünlük kaybolduğu gibi her bir başlığın ana yoldan saptırıcı çıkmaz sokaklar olarak “iğva edici” bir niteliğe büründüğünü görürüz.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mahremiyet Algısının Dönüşümü ve Mimariye Etkisi
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Küresel Panoptikon Egemen Güçlerin Yenidünya Düzenidir
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
Oblomov’un Rüyası
Hareketleri çekingen ve nazik, en telaşlı anlarında bile zarif bir tembellik içinde. Onda kaygı nadiren bir fikir halini alır, binde bir de niyet etmeye kadar varır. Sonra tam bir durgunluk ve uyuklama hali. Zaten kitap boyunca da kanepesine uzanmış bedenini, dışarının karmaşasından uzak halini övmekle bitiremez.
Ölüm Üzerine Tefekkür
‘Ölüm fikri’ ile ‘dünyevîleşme’ arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dünyevîleşme, ölümü unutmanın, ahiret yokmuş gibi yaşamanın diğer adıdır. Dünyevîleşme zilletinden kurtulmanın önemli bir imkânı, ölüm üzerine tefekkür etmektir.
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.