Korona virüs salgını geride kaldı fakat etkileri devam ediyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bu yeni dönemde sağlığın kendisi bir yaşam amacına dönüştü. Uzun zamandır herkes “hastalıklı biçimde” sağlıklı olmanın öneminden bahsediyor. Sağlık uzmanları sayısız ekranla çevrilmiş dünyamıza piksel piksel hükmediyor. Öyle ki kimse sağlık rejimini temsil eden uzmanlar ve uzmanlıklar aleyhinde konuşmaya cüret edemiyor. Medyada haykırılan sağlık önerileri birbiriyle çelişse bile kimse “bize ne oluyor” demeye fırsat bulamıyor. Bir tür sürükleniş hali yaşanıyor. Sağlık söylemi düşünme kabiliyetinden mahrum edilmiş bir biçimde papağan-kitle üretiyor. Ve hepimiz bu kitlenin bir yerinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Nasıl yaşamamız gerektiği, günde kaç adım atmamız ve kaç kalori yakmamız gerektiği, hangi besine karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği gibi sayısız önerilere tâbi tutuluyoruz.
Sağlık dediğimiz şey artık “iyi bir hal”den ziyade, tüketimci kapitalizmin tekelci endüstrilerinden birine dönüşüyor.
Başka deyişle tıp bilimi, yalnızca güçlünün, zenginin ve sağlıklının kazanacağını öne süren ilerlemeci doktrini yeniden üretiyor. Üstelik kadim dinlerin yerine ve tıpkı seküler bir dinmiş gibi yapıyor. Denebilir ki modern sağlık uzmanları tanrısal bir edayla varlığa hükmetmeye çalışıyor. Ölüme ve ölümlülüğe duyduğu derin nefretle teknolojilere de yön veriyor. Sağlığa müdahale, bu çağda eninde sonunda ölüme karşı mücadelenin en saf görünümü olarak beliriyor. Modern insanlar da sağlıklı olma isteklerinde gizliden gizliye ölüme karşı[t] bir tavır sergiliyorlar. Böyle olduğu için belki de tüm sağlık arayışları bir tür fanilik kaderiyle hesaplaşma insiyatifi taşıyor. Kanımca bu arayışı sorunlu yapan tam da budur.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Sağlığın Manipülasyonu: İyileşmeye Çalışmak Nasıl Kötüleştirir?
Korona virüs salgını geride kaldı fakat etkileri devam ediyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı bu yeni dönemde sağlığın kendisi bir yaşam amacına dönüştü. Uzun zamandır herkes “hastalıklı biçimde” sağlıklı olmanın öneminden bahsediyor. Sağlık uzmanları sayısız ekranla çevrilmiş dünyamıza piksel piksel hükmediyor. Öyle ki kimse sağlık rejimini temsil eden uzmanlar ve uzmanlıklar aleyhinde konuşmaya cüret edemiyor. Medyada haykırılan sağlık önerileri birbiriyle çelişse bile kimse “bize ne oluyor” demeye fırsat bulamıyor. Bir tür sürükleniş hali yaşanıyor. Sağlık söylemi düşünme kabiliyetinden mahrum edilmiş bir biçimde papağan-kitle üretiyor. Ve hepimiz bu kitlenin bir yerinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Nasıl yaşamamız gerektiği, günde kaç adım atmamız ve kaç kalori yakmamız gerektiği, hangi besine karşı nasıl tavır takınmamız gerektiği gibi sayısız önerilere tâbi tutuluyoruz.
Başka deyişle tıp bilimi, yalnızca güçlünün, zenginin ve sağlıklının kazanacağını öne süren ilerlemeci doktrini yeniden üretiyor. Üstelik kadim dinlerin yerine ve tıpkı seküler bir dinmiş gibi yapıyor. Denebilir ki modern sağlık uzmanları tanrısal bir edayla varlığa hükmetmeye çalışıyor. Ölüme ve ölümlülüğe duyduğu derin nefretle teknolojilere de yön veriyor. Sağlığa müdahale, bu çağda eninde sonunda ölüme karşı mücadelenin en saf görünümü olarak beliriyor. Modern insanlar da sağlıklı olma isteklerinde gizliden gizliye ölüme karşı[t] bir tavır sergiliyorlar. Böyle olduğu için belki de tüm sağlık arayışları bir tür fanilik kaderiyle hesaplaşma insiyatifi taşıyor. Kanımca bu arayışı sorunlu yapan tam da budur.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mat Üstünde İmal Edilen Cennet
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
Dinsel Sanat Dindar Sanatçı
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
Kur’ân Güfte mi?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Modernizmden Çıktık Yola Post-modernizm’de Verdik Mola;
Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet,
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.