Çocuk edebiyatı, modern zamanlara ilişkin bir adlandırma. Birçok şeyin asıl olandan ayrışıp genişlediği ve giderek bağımsızlaştığı gibi çocuk edebiyatı da zamanla bağımsız bir hüviyet kazanmıştır. Şüphesiz, kavramın temel bileşenlerinden olan çocuk ve edebiyat, insanlık tarihi kadar eskidir. Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen kötülemek veya doğrulamak düşüncesinden uzak olarak; yaşanan değişime odaklanmak gerekir. Çünkü çocuk edebiyatında bilimsel gelişmelerle çocuğun ön plana çıkması, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkate alınması gibi iyileştirici saikler etkili olmuştur. Bu açıdan çocuk edebiyatına kavramsal anlamda ilişkisel bir mantıkla bakılmalı ve ona temel teşkil eden ile onu özelleştiren hususlar bir arada düşünülmelidir. Nitekim, kavram; çocukluk ve edebiyat temelinde estetik, kültürel, pedagojik ve eğitsel boyutlara sahiptir. Geçmişte daha çok dini ve ahlaki öğretilerle tezahür eden çocuklara yönelik yazma eylemi, günümüzde çocuk psikolojisine odaklanmış, pedagojik ve estetik unsurlar önem kazanmaya başlamıştır. Aslında bir diğerine değişilmeyecek kadar önemli olan bu bileşenlerin hepsini bir arada düşünmek çocuk edebiyatında hayati plandadır.
Çocuk edebiyatının kavramsal serüvenini geride bırakacak olduğumuzda, karşımıza bu alana ilişkin en somut unsur olarak çocuklar için yazılmış kitaplar çıkacaktır. Peki, çocuklar için yazılan kitaplar nasıl olmalıdır? Bunca yayının varlığı ortada iken hepsinin çocukların temel haklarına uyduğu mu varsayılmalıdır? Bu konuda olması gerekenler, sadece medyaya yansıyan olumsuz örnekler üzerinden mi hatırlanmalıdır? Çocuklara hamilik yapmakta yarışanlar, istendik davranışlar edindirmek klişesi, tartışmaya açılamayan eğitim politikaları, sahiplik ve yönlendirmenin sınırlarının gözetilmemesi, yayıncılık dünyasındaki kontrolsüzlük, ticari kaygılar gibi birçok konuda karşımıza çıkan problemler hesaba katılmamalı mıdır? Bunların dışında çocuk kitaplarına amaçlı veya amaçsız şekilde ilişen başkaca riskler nelerdir? Ayrıca çocuk kitaplarında giderek çeşitlenen konu, tema, tür ile medya ve görsel kültür unsurlarının getirileri yanında bunların nerelere varacağı sorgulanmakta mıdır? Bütün bunlar düşünüldüğünde insanın aklına, çocuklar için yazılan kitapların sahibi gerçekten çocuklar mıdır sorusu gelmektedir.
Bir çocuk kitabının taşıması gereken özelliklerin neler olması gerektiği sorusu, orta halli olumlulukların sıralanmasıyla geçiştirilmeyecek kadar önem taşır.
Öncelikle çocuklar kıymetlidir, kitap iyi bir şeydir gibi protokol bilgeliklerinin, kitabı ve çocuğu sağlıklı bir şekilde buluşturmaya gücü yetmiyor maalesef. Süreklilik ve isabetlilik arz etmeyen kitaba dair kurumsal görünümlerin de sınırlı kaldığı bir gerçek. Elbette iyi şeyler hiç yok değil ama yetmiyor ve bu şekilde olmaya devam ettiği müddetçe de yetmeyecek. Okuryazar olmanın ne anlama geldiği, kitabın hayatımızda tuttuğu yer, ona ayrılacak bütçelerin eğitimcilerde dahi çok sınırlı olması, çocuklar arasında kitaba ulaşmak konusundaki eşitsizlikler, zamanın olumsuz etkileri ve dijital kültürün baskınlığına zaten diyecek yok. Bunlara bir de hâlihazırda basılı çocuk kitaplarının olumsuzlukları da eklenince durum daha kötü bir hal alıyor. Mevzuyu büyüten ve önemli kılmaya çalışan uzman hastalığına da yakalanmadan bu durumun olabildiğince açıklığa kavuşturulması gerekir. Büyük iddialardan uzak bir şekilde konunun tartışmalı boyutlarının gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların yoklanması icap eder. Fakat çocuklardan beklenilenlerin ne olduğu, muhatapların kimliği ve çocukla yazınsal/kurgusal iletişime geçmekteki gayeler vb. hususlar cevaplara ilişkin farklılığı kaçınılmaz kılar. Yine de bu konuda ortak bazı kabuller üzerinden olabildiğince bir çerçeve çizmek ve eleştirel bir yaklaşım sergilemek şarttır.
Bir defa çocuk kitaplarıyla yetişkinlerinki çok temel bazı farklılıklardan dolayı ayrışır. Büyük ölçüde çocuk edebiyatının olmazsa olmazı olan çocuğa görelik ilkesinin gerektirdiği, düzenlediği bazı özellikler devreye girer. Karşımızdaki, evvela bir çocuktur ve çocuk denince akla gelen fiziksel ve zihinsel her türlü farklılık ona hitap eden kitabın da farklı olmasını gerektirir. Kaldı ki çocukluk kategorisi dahi farklı yaş düzeylerine dayalıdır ve kesin hatlarla belirlenmese de bir aşamalılık söz konusudur. Bu nedenle yetişkinlere göre olan biçimsel ve içeriksel özellikler çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarının dışında kalır. Dolayısıyla istisnaları olsa da yazarı çoğunlukla yetişkinler olan çocuk kitaplarının çocuk bakış açısına göre yazılması gereklidir. Çocuk kitabında puntodan tutun da kurgunun en kılcal damarlarına kadar bu böyle olmalıdır. Hatta çocuk bakış açısını yakalamanın çok zor olduğu ve bu nedenle çocuklara seslenmenin yetişkinlere seslenmekten daha zor olduğunu savunur uzmanlar. Peki, yetişkinlerin büyük idealleri, beklentileri vs.lerini çocuk kitaplarında hiç mi görmemeliyiz? Evet, bir yönüyle görmemeliyiz.
Otoriterliğe kapı aralayan, itaat kültürünü besleyen, dayatmacı, toplumsal farklıkları törpüleyen, aidiyetleri bileyen, tek tipçi, çarpık kültürel anlayışları meşru kılan vs. yaklaşımların büyük idealler adına çocuk zihinlerinde meşru bir yeri olamaz.
Bunların çocuklarda baskılanmaya sebebiyet verdiği, yanıltıcı bir talim görüntüsünü doğurduğu söylenebilir. Öte yandan genellikle bu tutum ve içeriklere koşut olarak oyun ve eğlenceden uzak, çocukların alımlayıcı yetilerini ve keşfetme becerilerini körelten, hayal dünyasını öteleyen unsurların da çocuğa büyük zarar verdiği aşikârdır.
Mevzunun bir yönüyle de görmemiz gereken boyutları vardır. Bir defa çocuklar için bile olsa herhangi bir kitap yaşamsal gerçeklikten koparılamaz. Fantastik türler bile iyi ve kötünün mücadelesi noktasında gerçekçi bir zemine iniş yapar. Dolayısıyla bir anne-baba, öğretmen kendi dini ve kültürel dokusuna veya yaşamsal gayelerine uygun içeriklere sahip kitaplarla çocuğunu karşılayabilir. Elbette katı ideolojilerin ve sunuma dair inceliklerden yoksun dini yaşantıların çocuklarla buluşturulmasından bahsetmiyoruz. Bunları insani değerler çerçevesinde sunmadığımızda ya da hayatın içinde zaten olan oyunu, eğlenceyi ve incelikleri dinin hanesinde addetmediğimiz müddetçe hep bir ikilem yaşayacağız. Kitapçılarda, dini kitaplar reyonu yazan tabelalar bile bu anlamda sorunludur. Nitelikli bir çocuk romanı, sağlıklı bir bakış açısı, uygun bir kurgu ve karakter seçimiyle pekâlâ dinidir. Okuduğu romandaki farklı bakış açılarını edinen ve hayat, insan, toplum hakkında bilgilenen çocuğun dinine romanın ne zararı olabilir ki?
Aslında çocuk kitabına çocukların maddi ve manevi özelliklerinden dolayı sınırlayıcı bir bakış açısıyla da yaklaşmamak gerekir. Bunun da çocuğu, çocukluğa hapsetmek gibi bir risk taşıdığı söylenebilir.
Bu nedenle insani ve ahlaki değerlerle çelişmediği takdirde çocuk kitaplarında konu ve içerik sınırlamasına gitmektense uygun bakış açısı, doz ve dilsel, görsel, estetik sunuyu tutturmak hayati roldedir. Çocuklar, yetişkinlerin gözetiminde hayata hazırlanan bireylerdir ve onlara doğru zamanda ve doğru yöntemlerle yaşamsal gerçeklik yansıtılmalıdır. Bu nedenle onlara gerçekliği olmayan steril bir hayat sunmak da problemlidir. Hayatın içerisinde yer alan din, kültür, politika ve ideolojiler istenilse de istenilmese de bir şekilde çocuk dünyasına girmektedir. Yetim coğrafyalarda yaşayan çocuklardan ne kaçırılabilir ki? Sınıfında mülteci çocukların olduğu Kuzey Avrupalı çocuklar yaşamdan beri mi? Elbette hayır. Ama yaşamsal gerçekliğin öte yakasında acıma duygusu, orantısız şiddet, travma, umutsuzluk gibi olumsuz unsurlara da mahal vermemek gerekir. Şüphesiz bu da yine söz konusu çocuğa görelik ilkesinin gerekliliğini ortaya koyar.
Özetle çocuk kitaplarının ancak çocuk gerçekliğini yakalayabildiği ölçüde tutarlı ve etkili olabileceği söylenebilir. Bu da kitapların biçim, içerik ve dil açısından uygunluklarını gerektirir. Elbette, çocuklar; okunacak kitapların belirlenmesi, okuma sürecinin tasarlanması gibi hususlarda rehberliğe ihtiyaç duyarlar. Bu rehberlik, yetişkinlerin farkında olunsun veya olunmasın çocukların dünyasına kontrolsüz yaklaşılması anlamına gelmez. Çocuğa etki edecek olumsuz örneklerin gelenek, din, kültür, ideoloji olduğu kadar çağdaş yaşam, modern eğitim ve akla gelecek diğer motivasyon unsurlarıyla meşruiyet kazanması da söz konusu edilemez.
1982 yılında Bingöl’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini aynı şehirde tamamladı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden 2002 yılında mezun oldu. Bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı.
2014 yılında Atatürk Üniversitesi Türkçe Eğitimi alanında “Cahit Koytak’ın Şiirlerinde Yüceltilmiş İnsana Özgü Değerler” başlıklı yüksek lisans tezini; 2020 yılında ise “Mültecilik Temalı Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin 7. Sınıf Türkçe Derslerinde Öğrencilerin Mültecilere Yönelik Tutumlarına Etkisi” başlıklı doktora tezini tamamladı.
Akademik çalışmalarının yanı sıra yazı ve şiirleri; Umran, Bilge Adamlar, Nida, Temmuz, Muhayyel, Tasfiye ve Hecedergilerinde yayımlandı.
Yayımlanmış eserleri arasında; Pepuk Kuşu Hikâyesi / Bir Hidayet Uyarlaması (şiir, 2018), Taşranın Direnci Şehrin Bilinci / Metin Önal Mengüşoğlu (inceleme, 2020) ve Apaçık (şiir, 2021) bulunmaktadır.
Hâlen Muş Alparslan Üniversitesi’nde görev yapmakta olup evli ve iki çocuk babasıdır.
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Modern şiddetin en belirgin özelliklerinden olan ordu, sağlık, eğitim ve medya gibi organlara müdahale yoluyla muhatapların sindirilmeye çalışılması olgusu , Doğu Türkistan için sıradan bir durum hâline gelmiştir.
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır. Böyle olmamalıydı! Müslümanların yardımlaşma, dayanışma gibi önemli bir ibadeti bu kadar basite indirgenmemeliydi. Aç bir insanı doyurmak, çıplak birini giydirmek, barınaksızı barındırmak, imkânı olan her insanın …
Çocuk Kitapları Çocukların mı?
Çocuk edebiyatı, modern zamanlara ilişkin bir adlandırma. Birçok şeyin asıl olandan ayrışıp genişlediği ve giderek bağımsızlaştığı gibi çocuk edebiyatı da zamanla bağımsız bir hüviyet kazanmıştır. Şüphesiz, kavramın temel bileşenlerinden olan çocuk ve edebiyat, insanlık tarihi kadar eskidir. Hayatın içerisinde insan tekinin kadın ve erkek olarak büyük görünümü içinde çocukların da yeri tartışmasızdır. Öte yandan edebiyatın hayata koşut olan önemi de ortadadır. Burada, modern zamanlar kategorisini tamamen kötülemek veya doğrulamak düşüncesinden uzak olarak; yaşanan değişime odaklanmak gerekir. Çünkü çocuk edebiyatında bilimsel gelişmelerle çocuğun ön plana çıkması, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkate alınması gibi iyileştirici saikler etkili olmuştur. Bu açıdan çocuk edebiyatına kavramsal anlamda ilişkisel bir mantıkla bakılmalı ve ona temel teşkil eden ile onu özelleştiren hususlar bir arada düşünülmelidir. Nitekim, kavram; çocukluk ve edebiyat temelinde estetik, kültürel, pedagojik ve eğitsel boyutlara sahiptir. Geçmişte daha çok dini ve ahlaki öğretilerle tezahür eden çocuklara yönelik yazma eylemi, günümüzde çocuk psikolojisine odaklanmış, pedagojik ve estetik unsurlar önem kazanmaya başlamıştır. Aslında bir diğerine değişilmeyecek kadar önemli olan bu bileşenlerin hepsini bir arada düşünmek çocuk edebiyatında hayati plandadır.
Çocuk edebiyatının kavramsal serüvenini geride bırakacak olduğumuzda, karşımıza bu alana ilişkin en somut unsur olarak çocuklar için yazılmış kitaplar çıkacaktır. Peki, çocuklar için yazılan kitaplar nasıl olmalıdır? Bunca yayının varlığı ortada iken hepsinin çocukların temel haklarına uyduğu mu varsayılmalıdır? Bu konuda olması gerekenler, sadece medyaya yansıyan olumsuz örnekler üzerinden mi hatırlanmalıdır? Çocuklara hamilik yapmakta yarışanlar, istendik davranışlar edindirmek klişesi, tartışmaya açılamayan eğitim politikaları, sahiplik ve yönlendirmenin sınırlarının gözetilmemesi, yayıncılık dünyasındaki kontrolsüzlük, ticari kaygılar gibi birçok konuda karşımıza çıkan problemler hesaba katılmamalı mıdır? Bunların dışında çocuk kitaplarına amaçlı veya amaçsız şekilde ilişen başkaca riskler nelerdir? Ayrıca çocuk kitaplarında giderek çeşitlenen konu, tema, tür ile medya ve görsel kültür unsurlarının getirileri yanında bunların nerelere varacağı sorgulanmakta mıdır? Bütün bunlar düşünüldüğünde insanın aklına, çocuklar için yazılan kitapların sahibi gerçekten çocuklar mıdır sorusu gelmektedir.
Öncelikle çocuklar kıymetlidir, kitap iyi bir şeydir gibi protokol bilgeliklerinin, kitabı ve çocuğu sağlıklı bir şekilde buluşturmaya gücü yetmiyor maalesef. Süreklilik ve isabetlilik arz etmeyen kitaba dair kurumsal görünümlerin de sınırlı kaldığı bir gerçek. Elbette iyi şeyler hiç yok değil ama yetmiyor ve bu şekilde olmaya devam ettiği müddetçe de yetmeyecek. Okuryazar olmanın ne anlama geldiği, kitabın hayatımızda tuttuğu yer, ona ayrılacak bütçelerin eğitimcilerde dahi çok sınırlı olması, çocuklar arasında kitaba ulaşmak konusundaki eşitsizlikler, zamanın olumsuz etkileri ve dijital kültürün baskınlığına zaten diyecek yok. Bunlara bir de hâlihazırda basılı çocuk kitaplarının olumsuzlukları da eklenince durum daha kötü bir hal alıyor. Mevzuyu büyüten ve önemli kılmaya çalışan uzman hastalığına da yakalanmadan bu durumun olabildiğince açıklığa kavuşturulması gerekir. Büyük iddialardan uzak bir şekilde konunun tartışmalı boyutlarının gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların yoklanması icap eder. Fakat çocuklardan beklenilenlerin ne olduğu, muhatapların kimliği ve çocukla yazınsal/kurgusal iletişime geçmekteki gayeler vb. hususlar cevaplara ilişkin farklılığı kaçınılmaz kılar. Yine de bu konuda ortak bazı kabuller üzerinden olabildiğince bir çerçeve çizmek ve eleştirel bir yaklaşım sergilemek şarttır.
Bir defa çocuk kitaplarıyla yetişkinlerinki çok temel bazı farklılıklardan dolayı ayrışır. Büyük ölçüde çocuk edebiyatının olmazsa olmazı olan çocuğa görelik ilkesinin gerektirdiği, düzenlediği bazı özellikler devreye girer. Karşımızdaki, evvela bir çocuktur ve çocuk denince akla gelen fiziksel ve zihinsel her türlü farklılık ona hitap eden kitabın da farklı olmasını gerektirir. Kaldı ki çocukluk kategorisi dahi farklı yaş düzeylerine dayalıdır ve kesin hatlarla belirlenmese de bir aşamalılık söz konusudur. Bu nedenle yetişkinlere göre olan biçimsel ve içeriksel özellikler çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarının dışında kalır. Dolayısıyla istisnaları olsa da yazarı çoğunlukla yetişkinler olan çocuk kitaplarının çocuk bakış açısına göre yazılması gereklidir. Çocuk kitabında puntodan tutun da kurgunun en kılcal damarlarına kadar bu böyle olmalıdır. Hatta çocuk bakış açısını yakalamanın çok zor olduğu ve bu nedenle çocuklara seslenmenin yetişkinlere seslenmekten daha zor olduğunu savunur uzmanlar. Peki, yetişkinlerin büyük idealleri, beklentileri vs.lerini çocuk kitaplarında hiç mi görmemeliyiz? Evet, bir yönüyle görmemeliyiz.
Bunların çocuklarda baskılanmaya sebebiyet verdiği, yanıltıcı bir talim görüntüsünü doğurduğu söylenebilir. Öte yandan genellikle bu tutum ve içeriklere koşut olarak oyun ve eğlenceden uzak, çocukların alımlayıcı yetilerini ve keşfetme becerilerini körelten, hayal dünyasını öteleyen unsurların da çocuğa büyük zarar verdiği aşikârdır.
Mevzunun bir yönüyle de görmemiz gereken boyutları vardır. Bir defa çocuklar için bile olsa herhangi bir kitap yaşamsal gerçeklikten koparılamaz. Fantastik türler bile iyi ve kötünün mücadelesi noktasında gerçekçi bir zemine iniş yapar. Dolayısıyla bir anne-baba, öğretmen kendi dini ve kültürel dokusuna veya yaşamsal gayelerine uygun içeriklere sahip kitaplarla çocuğunu karşılayabilir. Elbette katı ideolojilerin ve sunuma dair inceliklerden yoksun dini yaşantıların çocuklarla buluşturulmasından bahsetmiyoruz. Bunları insani değerler çerçevesinde sunmadığımızda ya da hayatın içinde zaten olan oyunu, eğlenceyi ve incelikleri dinin hanesinde addetmediğimiz müddetçe hep bir ikilem yaşayacağız. Kitapçılarda, dini kitaplar reyonu yazan tabelalar bile bu anlamda sorunludur. Nitelikli bir çocuk romanı, sağlıklı bir bakış açısı, uygun bir kurgu ve karakter seçimiyle pekâlâ dinidir. Okuduğu romandaki farklı bakış açılarını edinen ve hayat, insan, toplum hakkında bilgilenen çocuğun dinine romanın ne zararı olabilir ki?
Bu nedenle insani ve ahlaki değerlerle çelişmediği takdirde çocuk kitaplarında konu ve içerik sınırlamasına gitmektense uygun bakış açısı, doz ve dilsel, görsel, estetik sunuyu tutturmak hayati roldedir. Çocuklar, yetişkinlerin gözetiminde hayata hazırlanan bireylerdir ve onlara doğru zamanda ve doğru yöntemlerle yaşamsal gerçeklik yansıtılmalıdır. Bu nedenle onlara gerçekliği olmayan steril bir hayat sunmak da problemlidir. Hayatın içerisinde yer alan din, kültür, politika ve ideolojiler istenilse de istenilmese de bir şekilde çocuk dünyasına girmektedir. Yetim coğrafyalarda yaşayan çocuklardan ne kaçırılabilir ki? Sınıfında mülteci çocukların olduğu Kuzey Avrupalı çocuklar yaşamdan beri mi? Elbette hayır. Ama yaşamsal gerçekliğin öte yakasında acıma duygusu, orantısız şiddet, travma, umutsuzluk gibi olumsuz unsurlara da mahal vermemek gerekir. Şüphesiz bu da yine söz konusu çocuğa görelik ilkesinin gerekliliğini ortaya koyar.
Özetle çocuk kitaplarının ancak çocuk gerçekliğini yakalayabildiği ölçüde tutarlı ve etkili olabileceği söylenebilir. Bu da kitapların biçim, içerik ve dil açısından uygunluklarını gerektirir. Elbette, çocuklar; okunacak kitapların belirlenmesi, okuma sürecinin tasarlanması gibi hususlarda rehberliğe ihtiyaç duyarlar. Bu rehberlik, yetişkinlerin farkında olunsun veya olunmasın çocukların dünyasına kontrolsüz yaklaşılması anlamına gelmez. Çocuğa etki edecek olumsuz örneklerin gelenek, din, kültür, ideoloji olduğu kadar çağdaş yaşam, modern eğitim ve akla gelecek diğer motivasyon unsurlarıyla meşruiyet kazanması da söz konusu edilemez.
Yazar
1982 yılında Bingöl’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini aynı şehirde tamamladı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden 2002 yılında mezun oldu. Bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı.
2014 yılında Atatürk Üniversitesi Türkçe Eğitimi alanında “Cahit Koytak’ın Şiirlerinde Yüceltilmiş İnsana Özgü Değerler” başlıklı yüksek lisans tezini; 2020 yılında ise “Mültecilik Temalı Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin 7. Sınıf Türkçe Derslerinde Öğrencilerin Mültecilere Yönelik Tutumlarına Etkisi” başlıklı doktora tezini tamamladı.
Akademik çalışmalarının yanı sıra yazı ve şiirleri; Umran, Bilge Adamlar, Nida, Temmuz, Muhayyel, Tasfiye ve Hecedergilerinde yayımlandı.
Yayımlanmış eserleri arasında; Pepuk Kuşu Hikâyesi / Bir Hidayet Uyarlaması (şiir, 2018), Taşranın Direnci Şehrin Bilinci / Metin Önal Mengüşoğlu (inceleme, 2020) ve Apaçık (şiir, 2021) bulunmaktadır.
Hâlen Muş Alparslan Üniversitesi’nde görev yapmakta olup evli ve iki çocuk babasıdır.
İlgili Yazılar
İslam Dinin’de Tevhid-Adalet İlişkisi
İslam dinine göre adalet, Allah’ın sıfatlarından biridir. Adalet, doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek gibi mânâlara gelen bir mastardır. Bu kavram doğruluk, hakkaniyet, denge ve düzen anlamlarıyla isim olarak kullanıldığı gibi çok adil anlamında sıfat olarak da kullanılır. Adalet sıfatı, mübalağa ifade eden bir sıfat olup çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, her zaman her şeye karşı adaletli davranan anlamında kullanılmıştır. Zira Yüce Allah, adaletli bir hâkim olup her şeyi hakkıyla gören, işiten, her şeyin içini-dışını, önünü-sonunu bilen ve her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Gazze’den Doğu Türkistan’a: Şiddet ve Acının Görünmezliği
Modern şiddetin en belirgin özelliklerinden olan ordu, sağlık, eğitim ve medya gibi organlara müdahale yoluyla muhatapların sindirilmeye çalışılması olgusu , Doğu Türkistan için sıradan bir durum hâline gelmiştir.
M. Tahir bin Âşûr’un Makasıda ve İçtihada Bakışı
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
Kendimize Yardım Etmek
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır. Böyle olmamalıydı! Müslümanların yardımlaşma, dayanışma gibi önemli bir ibadeti bu kadar basite indirgenmemeliydi. Aç bir insanı doyurmak, çıplak birini giydirmek, barınaksızı barındırmak, imkânı olan her insanın …