Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu kavramsallaştırmalar modernizmin üretimleri olup modern sosyal bilim disiplinlerinin uğraşısı alanına girmektedir. Dolaysıyla ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ kavramsallaştırmasına uzak geçmişimizden bir dayanak bulabilmenin imkânsızlığı tartışmamızı daha başta zora sokmaktadır.
Kültür ve medeniyet kavramları Batılılaşma çabaları ile gündemimize girmiştir. Bu kavramlar çoğu zaman birbirlerine karıştırılmaktadır. Bu karıştırma bilgisizlikten dolayı meydana gelmeyip kavramların ithal edildiği Batılı kaynakların farklılaşması nedeniyle oluşmuştur. Cemil Meriç’in ifadesiyle Fransızcadaki kültür kavramı irfana karşılık gelmekte iken Amerikan İngilizcesindeki kültür, medeniyete karşılık gelmektedir.
Cemil Meriç kültür kavramını kaypak olarak betimler. Zira tahlil edemeyeceğiniz kadar çok unsuru vardır. Tasvir de edemezsiniz zira hiçbir yerde durmaz, kelimelere de dökemezsiniz elinizle havayı tutmuş gibi olursunuz. Her yerde hava vardır ama elleriniz bomboştur.
Bu yazının devamı
183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Kulluk nedir?” diye sorulduğunda ise; ‘Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik; O’nun sınırlarını aşmayan, emirlerini ise eksiltmeyen bir yaşam biçimi’ olduğu dile getirilebilir. O’nun rızası gözetilerek ortaya koyulan her iş, oluş, eylem kulluğun bir parçası hâline gelmektedir. Bu tanımın, kulluğun yapılabilecek en geniş anlamdaki tanımı olduğu söylenebilir. Kulluğun bir cüz’ü olarak ise; Allah’ın kullarına belirli zamanlarda ve belirli şekillerde yapılmasını emrettiği fiiller olan (namaz, oruç, hac, zekât vb.) ibadetlerden bahsedilebilir.
Bir akıl tutulması… Bir çarpık ve manipüle edilmiş zihin yapısı… Model paradigmanın değişmezliğine iman edilmesi… Küresel tahakküme karşı durmanın yolunun onun dışında kalarak, yani nehrin suyundan bir avuç içerek veya hiç içmeyerek mümkün olabileceğinin umursanmayıp paradigma içi muhalefetin benimsenmesi ve nehrin suyundan içildikçe içilmesi… Nehrin suyundan bolca içtikleri için dizlerinin bağı çözülenlerin Calut’un mağlup edilemeyeceğine inanması…
“(Nehirden çokça içenler) ‘Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler” (Bakara, 2/249) Demek ki zulmedenler ve onların yandaşları o nehirden tıka basa içmişler. Calut adına ve ondan korkarak…
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Özgün ve Öznel Bir ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ Mümkün müdür?
Giriş
Kültür ve medeniyet kavramsallaştırmasının genel kabul görmüş bir tanımlaması bulunmamaktadır. Bu kavramların neye tekabül ettiği sorusuna verilmiş cevapların çokluğu, ortak bir kavramsallaştırma etrafında dahi buluşulamamış olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bu kavramsallaştırmalar modernizmin üretimleri olup modern sosyal bilim disiplinlerinin uğraşısı alanına girmektedir. Dolaysıyla ‘İslâm Kültür ve Medeniyeti’ kavramsallaştırmasına uzak geçmişimizden bir dayanak bulabilmenin imkânsızlığı tartışmamızı daha başta zora sokmaktadır.
Kültür ve medeniyet kavramları Batılılaşma çabaları ile gündemimize girmiştir. Bu kavramlar çoğu zaman birbirlerine karıştırılmaktadır. Bu karıştırma bilgisizlikten dolayı meydana gelmeyip kavramların ithal edildiği Batılı kaynakların farklılaşması nedeniyle oluşmuştur. Cemil Meriç’in ifadesiyle Fransızcadaki kültür kavramı irfana karşılık gelmekte iken Amerikan İngilizcesindeki kültür, medeniyete karşılık gelmektedir.
Bu yazının devamı 183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kulluğun Bir Cüz’ü Olarak Oruç ve Ramazan
“Kulluk nedir?” diye sorulduğunda ise; ‘Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik; O’nun sınırlarını aşmayan, emirlerini ise eksiltmeyen bir yaşam biçimi’ olduğu dile getirilebilir. O’nun rızası gözetilerek ortaya koyulan her iş, oluş, eylem kulluğun bir parçası hâline gelmektedir. Bu tanımın, kulluğun yapılabilecek en geniş anlamdaki tanımı olduğu söylenebilir. Kulluğun bir cüz’ü olarak ise; Allah’ın kullarına belirli zamanlarda ve belirli şekillerde yapılmasını emrettiği fiiller olan (namaz, oruç, hac, zekât vb.) ibadetlerden bahsedilebilir.
Meğer İsrail Gazze’nin Dışında Hemen Her Yeri İşgal Etmiş
Bir akıl tutulması… Bir çarpık ve manipüle edilmiş zihin yapısı… Model paradigmanın değişmezliğine iman edilmesi… Küresel tahakküme karşı durmanın yolunun onun dışında kalarak, yani nehrin suyundan bir avuç içerek veya hiç içmeyerek mümkün olabileceğinin umursanmayıp paradigma içi muhalefetin benimsenmesi ve nehrin suyundan içildikçe içilmesi… Nehrin suyundan bolca içtikleri için dizlerinin bağı çözülenlerin Calut’un mağlup edilemeyeceğine inanması…
“(Nehirden çokça içenler) ‘Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler” (Bakara, 2/249) Demek ki zulmedenler ve onların yandaşları o nehirden tıka basa içmişler. Calut adına ve ondan korkarak…
Kutsallaştırılıp Duygusallığa Terk Edilen Kavram: İçtihat
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
Palyatif ve Yorgun Toplumların Palyatif ve Yorgun Filozofları
Filozoflar, hem içinde yaşadıkları toplumlarının bir parçasıdırlar hem de söyledikleri yani felsefeleri ile çağın ruhu olan kişilerdir. Batılı filozoflar, her ne kadar “filozof” olsalar da Batılı kültürel kodun izlerini taşıdıkları için diğer toplumları “yabancı,” öteki”, “barbar”, “az gelişmiş” olarak görürler. Nitekim Kıta Avrupası felsefesi ve filozofları etno-santrik olarak görülmüşlerdir. Bu ruh hâlâ çakılı olarak devam etmektedir.
İslam Hukuku Bugün Bize Ne Vaat Ediyor?
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.