“Cehennem, acı çektiğimiz yer değil; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir…”
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Afrikalı-Amerikalı edebiyatının ivme kazandığı dönem on dokuzuncu yüzyıldır, fakat Afrikalı-Amerikalı edebiyatı için dönüm noktası 1920’li yıllarda sanat ve edebiyata yeni bir soluk getiren Harlem Rönesansı olmuştur. Harlem Rönesansı, 1920’li yıllarda Afrikalıları bir araya getiren, Afrikalılar arasında birlik, farkındalık ve ırksal bir uyanış yaratan sanat ve edebiyat akımıdır. Harlem Rönesansı Afrikalı-Amerikalı edebiyatının ve sanat incelemelerinin bir dönüm noktası niteliğindedir. Harlem Rönesansı’nın başlıca amaçlarından birisi de beyazların ırkçı söylemlerine karşı siyahın kendine özgü karakteristik özelliklerini korumasına yardımcı olmaktı. New Negro hareketine de öncülük eden Harlem Rönesansı, baskın kültür olan Amerikan kültürüne kafa tutarak siyahlar için -beyazların yönlendirdiği ve yönettiğinin aksine- tutsak kalmanın yanlış bir fikir olduğunu göstermiş, siyahileri direnişe çağırmış ve direnişin adresinin de edebiyattan ve sanattan geçmesine özen göstermiştir.
Siyahilerin Amerikan toplumunda beyazların şekillendirdiği ölçütlere uymalarıyla gelişen süreç ve siyahi milliyetçiliği ön plana çıkaran durumların edebiyata yansıması, hem kimlik analizine hem de siyasi olaylarla harmanlanan sürecin yazınsal alanda ses bulmasına yardım etmiştir. Afrikalı-Amerikalı çalışmalar ve literatürü aynı zamanda kültürel çalışmalarla sıkı ilişkiler içindedir. Bu yüzden kültürel çalışmalar edebiyat araştırmalarıyla iç içedir. Afrikalı-Amerikalıların başkaldırı ve direniş hareketlerinin özünde edebiyat alanına nasıl yansıdığına bakmak, dönemlerin özelliklerini kavramak açısından farklı bir bakış açısı sağlar.
Bu birikim kolektif hafızanın bünyesindekileri edebiyata aktarıp ortaya direniş, ayrımcılık, ırkçılık ve mücadeleleri anlatan çalışmaların ve yapıtların çıkmasıdır. Siyasetin ve tarihi olayların nezdinde önemli dönemleri daha iyi anlamak açısından eser incelemesi yapmak önemlidir. Bu yazıda da Afro-Amerikan edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Toni Morrison’un Ötekilerin Kökeni eserini diğer eserlerinin ışığında inceleyeceğiz.
Toni Morrison, 1931’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Nobel ödüllü yazarın ilk eseri En Mavi Göz adlı romanıdır. Morrison, eserlerinde, Afrikalı-Amerikalı insanların hayatlarını, mücadelelerini, ırksal baskı ve siyahilerin mağduriyetlerini konu olarak ele almıştır.
Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor bizleri.
Ernest Hemingway, William Faulkner ve Flannery O’Connor gibi yazarların eserlerine ötekilik sorunu açısından yaklaşırken, kendi eserlerini ve kişisel deneyimlerini de göz ardı etmeden asırlara yayılan bir sorunu ustalıkla betimliyor Morrison. Savaşlar, zorunlu göçler ve sınırlar dünyasında müthiş üslubu belleklere kazınmış bir kadın yazarın ötekilik üzerine esaslı gözlemleri ve çözümlemeleri okuru da kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor.
Morrison’un Harvard Üniversitesi’nde verdiği seminerlerden oluşan kitabı Ötekilerin Kökeni, sorgulayıcı bakışlarını Amerikan tarihi alanına çeviriyor ve Amerikan tarihinin en eski ve en etkili kimlik siyasetini, ırkçılığın kimlik siyasetini ele alıyor. Yabancının nasıl yaratıldığını, tel örgülerin nasıl çekildiğini konu ediniyor. Ve bu tel örgüleri nasıl ve niçin pigmentlerle ilişkilendirdiğimizi anlayabilmek için edebiyat eleştirisinden, tarihten ve anı türünden faydalanıyor.
Irkçılık bugün hâlâ bir meseledir. Bir “öteki “olarak yaşamak bir meseledir. Ve can sıkıcı gerçek şu ki bunlar mesele olmaya devam edecek. İnsan topluluklarının yalnızca başkalarının iyiliği için kendi ayrıcalıklarından vazgeçtiğine pek tanık olmayız. Dolayısıyla, beyazlık dinine mensup olanların bu dinden çıkmalarını sağlayabilecek tek şey bu dine mensup olmanın getirdiği ayrıcalıkların göze alınamayacak kadar yüksek bedelli birer lüks haline gelmesidir.
Irkçılık konusunda hep aynı noktada kalma hali söz konusu. Neden bu konunun çözüme kavuşamadığını anlama konusunda Morrison gibi iyi yetişmiş yazarların rolü büyük. Morrison’un kitaplarının kökleri tarihe kadar uzanıyor. Tarihin her birimizi nasıl etkisi altına aldığını en iyi kavrayanlardan biri… Ötekilerin Kökeni bu kavrayışı gözler önüne seriyor; geçmişin kıskacından nasıl bir çırpıda kurtulabileceğimizi göstermiyor belki ama nasıl olup da bu kıskaca yakalandığımızı anlamada ve kavramada büyük yardımı dokunuyor.
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.
Toni Morrison ve Ötekilerin Kökeni
“Cehennem, acı çektiğimiz yer değil; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir…”
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Afrikalı-Amerikalı edebiyatının ivme kazandığı dönem on dokuzuncu yüzyıldır, fakat Afrikalı-Amerikalı edebiyatı için dönüm noktası 1920’li yıllarda sanat ve edebiyata yeni bir soluk getiren Harlem Rönesansı olmuştur. Harlem Rönesansı, 1920’li yıllarda Afrikalıları bir araya getiren, Afrikalılar arasında birlik, farkındalık ve ırksal bir uyanış yaratan sanat ve edebiyat akımıdır. Harlem Rönesansı Afrikalı-Amerikalı edebiyatının ve sanat incelemelerinin bir dönüm noktası niteliğindedir. Harlem Rönesansı’nın başlıca amaçlarından birisi de beyazların ırkçı söylemlerine karşı siyahın kendine özgü karakteristik özelliklerini korumasına yardımcı olmaktı. New Negro hareketine de öncülük eden Harlem Rönesansı, baskın kültür olan Amerikan kültürüne kafa tutarak siyahlar için -beyazların yönlendirdiği ve yönettiğinin aksine- tutsak kalmanın yanlış bir fikir olduğunu göstermiş, siyahileri direnişe çağırmış ve direnişin adresinin de edebiyattan ve sanattan geçmesine özen göstermiştir.
Siyahilerin Amerikan toplumunda beyazların şekillendirdiği ölçütlere uymalarıyla gelişen süreç ve siyahi milliyetçiliği ön plana çıkaran durumların edebiyata yansıması, hem kimlik analizine hem de siyasi olaylarla harmanlanan sürecin yazınsal alanda ses bulmasına yardım etmiştir. Afrikalı-Amerikalı çalışmalar ve literatürü aynı zamanda kültürel çalışmalarla sıkı ilişkiler içindedir. Bu yüzden kültürel çalışmalar edebiyat araştırmalarıyla iç içedir. Afrikalı-Amerikalıların başkaldırı ve direniş hareketlerinin özünde edebiyat alanına nasıl yansıdığına bakmak, dönemlerin özelliklerini kavramak açısından farklı bir bakış açısı sağlar.
Bu birikim kolektif hafızanın bünyesindekileri edebiyata aktarıp ortaya direniş, ayrımcılık, ırkçılık ve mücadeleleri anlatan çalışmaların ve yapıtların çıkmasıdır. Siyasetin ve tarihi olayların nezdinde önemli dönemleri daha iyi anlamak açısından eser incelemesi yapmak önemlidir. Bu yazıda da Afro-Amerikan edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Toni Morrison’un Ötekilerin Kökeni eserini diğer eserlerinin ışığında inceleyeceğiz.
Toni Morrison, 1931’de Amerika’nın Ohio eyaletinde dünyaya geldi. Nobel ödüllü yazarın ilk eseri En Mavi Göz adlı romanıdır. Morrison, eserlerinde, Afrikalı-Amerikalı insanların hayatlarını, mücadelelerini, ırksal baskı ve siyahilerin mağduriyetlerini konu olarak ele almıştır.
Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor bizleri.
Ernest Hemingway, William Faulkner ve Flannery O’Connor gibi yazarların eserlerine ötekilik sorunu açısından yaklaşırken, kendi eserlerini ve kişisel deneyimlerini de göz ardı etmeden asırlara yayılan bir sorunu ustalıkla betimliyor Morrison. Savaşlar, zorunlu göçler ve sınırlar dünyasında müthiş üslubu belleklere kazınmış bir kadın yazarın ötekilik üzerine esaslı gözlemleri ve çözümlemeleri okuru da kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor.
Morrison’un Harvard Üniversitesi’nde verdiği seminerlerden oluşan kitabı Ötekilerin Kökeni, sorgulayıcı bakışlarını Amerikan tarihi alanına çeviriyor ve Amerikan tarihinin en eski ve en etkili kimlik siyasetini, ırkçılığın kimlik siyasetini ele alıyor. Yabancının nasıl yaratıldığını, tel örgülerin nasıl çekildiğini konu ediniyor. Ve bu tel örgüleri nasıl ve niçin pigmentlerle ilişkilendirdiğimizi anlayabilmek için edebiyat eleştirisinden, tarihten ve anı türünden faydalanıyor.
Irkçılık bugün hâlâ bir meseledir. Bir “öteki “olarak yaşamak bir meseledir. Ve can sıkıcı gerçek şu ki bunlar mesele olmaya devam edecek. İnsan topluluklarının yalnızca başkalarının iyiliği için kendi ayrıcalıklarından vazgeçtiğine pek tanık olmayız. Dolayısıyla, beyazlık dinine mensup olanların bu dinden çıkmalarını sağlayabilecek tek şey bu dine mensup olmanın getirdiği ayrıcalıkların göze alınamayacak kadar yüksek bedelli birer lüks haline gelmesidir.
Irkçılık konusunda hep aynı noktada kalma hali söz konusu. Neden bu konunun çözüme kavuşamadığını anlama konusunda Morrison gibi iyi yetişmiş yazarların rolü büyük. Morrison’un kitaplarının kökleri tarihe kadar uzanıyor. Tarihin her birimizi nasıl etkisi altına aldığını en iyi kavrayanlardan biri… Ötekilerin Kökeni bu kavrayışı gözler önüne seriyor; geçmişin kıskacından nasıl bir çırpıda kurtulabileceğimizi göstermiyor belki ama nasıl olup da bu kıskaca yakalandığımızı anlamada ve kavramada büyük yardımı dokunuyor.
Yazar
İlgili Yazılar
Mektup XII
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Şair Tutanağı: Yağmur Duası
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Geleneksel Masallar
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz . Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara, bazen de hem de sosyolojik ve felsefi meselelere eğilmek önemlidir. İşte bu sebeple, günümüzün en güncel konularından biri olan medya okuryazarlığı kavramını ve onun önemli bir dalı olarak kabul edilen sinema okuryazarlığını anlamak, araştırmak gerekmektedir.