Charlie Michael, eğitim sistemi ile ilgili öykülerin çağdaş Fransız film yapımında göze çarpan bir referans noktası haline geldiğini söyler (2013: 30). Bu öyküler aynı zamanda unutulmaz sınıf draması özellikleri içerir. Mesela Nicolas Philibert’in Olmak ve Sahip Olmak (2002) ile Barratier’in etkileyici filmi Koro (Les Choristes, 2004), doğrudan eğitimle ilgili yapımlar arasında gelir. Elbette 2000’li yılların çok daha öncesinde Fransız sinemasında önemli yönetmenlerin çalışmaları da hatırlanabilir. Jean Vigo’nun 1945 yılına kadar Fransa’da yasaklanan Hal ve Gidiş Sıfır (1933) filminden Truffaut’nun 400 Darbe (1959) ve Louis Malle’nin Elveda Çocuklar’ına (1987) kadar öğrenci-öğretmen etkileşimi, birçok film türü için de önemli bir tuval alanı sağlamıştır.
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz kar arasında bir bağlantı kurulabilir. Sahiden öyle değil midir? Yani John Locke’un “boş levha” önermesini şimdilik bir tarafa bırakacak olursak, mezkûr çocuklar “pak, saf bir zihne” sahip değiller midir? Kirletilmemiş, örselenmemiş, bulanıklaştırılmamış…
Bu yazının devamı
212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Diasporaki “Canım Öğretmenim” Dertlere Deva Olabilir Mi?
Charlie Michael, eğitim sistemi ile ilgili öykülerin çağdaş Fransız film yapımında göze çarpan bir referans noktası haline geldiğini söyler (2013: 30). Bu öyküler aynı zamanda unutulmaz sınıf draması özellikleri içerir. Mesela Nicolas Philibert’in Olmak ve Sahip Olmak (2002) ile Barratier’in etkileyici filmi Koro (Les Choristes, 2004), doğrudan eğitimle ilgili yapımlar arasında gelir. Elbette 2000’li yılların çok daha öncesinde Fransız sinemasında önemli yönetmenlerin çalışmaları da hatırlanabilir. Jean Vigo’nun 1945 yılına kadar Fransa’da yasaklanan Hal ve Gidiş Sıfır (1933) filminden Truffaut’nun 400 Darbe (1959) ve Louis Malle’nin Elveda Çocuklar’ına (1987) kadar öğrenci-öğretmen etkileşimi, birçok film türü için de önemli bir tuval alanı sağlamıştır.
Karlı bir okulun bahçesinde oynayan, birbirleriyle konuşan, ebeveynlerine el sallayan çocuklar için yeni bir öğrenme günüdür. Okulda taze bir güne başlamaya hazırlanan ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar vardır. Çocukların saflığı ile beyaz kar arasında bir bağlantı kurulabilir. Sahiden öyle değil midir? Yani John Locke’un “boş levha” önermesini şimdilik bir tarafa bırakacak olursak, mezkûr çocuklar “pak, saf bir zihne” sahip değiller midir? Kirletilmemiş, örselenmemiş, bulanıklaştırılmamış…
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bay Şavşan ve Basit’in Karmakarışık Oyunları
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Elma Ve Fazlası
Kulağıma kulağıma
Elmadan fazla olduğunu
Söyleyip duruyordu.
Mektup IV
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Kudüs Bakışlı Çocuğa Minnetle
Sen öğrettin
Sapan kullanmayı bize
Bir Davut edasıyla
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.