Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Gün batımı
Çok aşikar görünür gözleri gün batımının
Sanki derlediği bir giz saklıyor
Tutmuş ruhundan ifakatlı ve kararlı
Yaymış ahzani duygularını asırlardır
Gölgesine sığınmak için bir acizin
Dikilmiş vecd halinde yaşlı söğüt.
Gözyaşıyla yıkanmış mevsimler boyu,
Dökülmüş omuzlarına kızıl yaprakları…
Nihayet gelmiş dibine
Yakaza halinde kendinden geçmiş sufi
Asılı ruhundaki zümrüt gerdan
Takılı dallarına huş ağacının,
Koyu kızıl ve derin gözleri.
Tütsülü yasemin kokusuyla,
Sekr içinde yumulmuş ,
Kafası dizlerinin arasında
kaburga kemiklerinin,
Arasında sıkışmış esrik alınmış ruhu
Yırtık, kirli beyaz gömleği…
Dağılmıs siyah saçlarndan
Zifiri bir aşk, akıyor
Sahivlesemiyor….
Kırmızı gözyaşı damlıyor
Kurumuş yapraklara ağır ağır..
Güneşin kızgın bakışlarında yanıyor
Yanıyor ruhu Sufi nin….
Bir aynaya tutulan gözleri
Büyük sefaletin çöküşünü anlatan
Bakıyor incitiyor deliyor bağrını
Acının temizlediği yer burası günahları.
Suveyda derinliğinde kopup gelen
Kirli kanı dökülüyor toprağa damla damla
Tozlu ayaklarıyla temizliyor
İrinle yıkanan günahlarını
İrinle…
Bir sır var şimdi elinde
Sufi derleyemedigi sırların içinde
Bu bir kayboluş
Günbatımı nda kayboluşu yaşamın
Küçük yaşayan, küçük istekleri insanın
Evcil bir hayvan gibi
Nefsine itaatkar.
Uçmaya yeltenen oysa
Dünyanın gölgesinden
Endişe ve duayla yıkanan arınmış
Temiz ruhu yüce ruh
Cevherin kıvrımlı dudaklarında
Kan kırmızı esareti yutarken
Zevkle cignerken insan
Tüm dürtülerinin sonuna gelişi…
İnsan olmanın yada Kamil insana
Nirvana ya ulaştıran hangi acıysa ,
Onunla yüzleşmenin deruni ıstırabı elinde.
Aynalar …
Dört duvarın içinde zindan
Hangi yüzüne bakacaksa
Aynaların her yerinde aynı
Değişmeyen simalar
Hangi aynada yansıması gözlerinin
Siyah ışıltı derin
Ya arkada duran ruhu
Kirli bir kumaşa sarılı
Çirkince gülüyor arkadaki nefsi
Sufinin fısıldıyor kulağına
“Zavalli”
Kaburgalarının arasına sıkışmış
Ruhu diriliyor sakince…
……
Zevk ile vecd gün batımında
Kayboluyor yaşam da
Kamufle edilmiş erguvan kokusuyla
Deruni yanlizligi insanın..
Yazar
İlgili Yazılar
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…
Seyir
Bir rüyanın fevkinde
Fevkalade bir gezegende
Yürüyordum durmadan
Ebediyet filizlerini görmek için
Sonsuzluk bahçesinde
Biraz seyrettikten sonra
Nehir kıyısında rastladım
Bir âheng-i hümâya
Susuzluktan bîtâb düşmüştü
Yorgun kanatlarıyla selamladı beni
Dedim: Ey biçare dilhûn!
Neden bekler durursun?
Yudumla âb-ı hayatı
Güneş rengi dudaklarıyla
Uzanıp semaya
Sildi gözlerindeki demi…
Dönüşüm
Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
Kudüs Bakışlı Çocuğa Minnetle
Ey çağın ebabili,
Kudüs gülüşlü çocuk
Öğrettiğin onca şey için
Sana minnettarız
Sinvar’ın Âsası
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Yaşı zindanlara sığmayan bir öfke.