İnsanların Tanrı’ya inanmayı bıraktıktan sonra, artık hiçbir şeye inanmadıkları söyleniyor bize.
Aslında durum bundan daha kötü… Artık her şeye inanıyorlar.”
Malcolm Muggeridge
İnsan yarınını düşünmeden yaşayamaz ve sonrayı düşünmek en insanî yönlerimizden biridir. Yarına dair planlar yapmak, beklentiye girmek, tahminlerde bulunmak, idealler ve tasavvurlar oluşturmak ve tabiî ki hayaller kurmak insanın vazgeçilmezlerindendir. Vülgarize etmek pahasına, en basit ifadeyle söylersek, aslında hepimiz bir yanımızla birer mikro fütüristiz. Ancak yarını düşünürken karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor; yarın henüz gelmedi ve onu bilmiyoruz, dolayısıyla yarın bizim için ‘gayb’dır. Fakat yarını bilmememiz, onun hakkında muhtemel veya uzak ihtimalli tahmin yapmamıza da engel değil. Tahmin ederek ve planlar yaparak geleceğe müdahil olabiliriz. Fütürizmin konusu da tam olarak budur; bugünden yarını düşünmek veya tahmin etmek.
Belirsizlik ilk çağlardan beri insanın kaçtığı ve kurtulmak istediği çok önemli bir sorun olmuştur. İnsanlığın başlangıcından beri insan bilmediğinden korkmuş, bilmek için çaba sarf etmiş, bilemediğinde ise yüce bir güce atfetmek suretiyle bilmediği şeye saygı duymuş hatta perestiş etmiştir. Bilindiği gibi büyü ve fal, bu belirsizlik ve bilinmezlik girdabındaki hayatı belirsizlikten kurtarmaya yarayan çok önemli toplumsal araçlardan olmuştur. İletişim ve ulaşımın olmadığı çağlarda insanları rahatlatan bu tarz araçlar mevcuttu. Belirsizlik o denli çok ve çözüme muhtaçtı ki belirsizlikten uzaklaştıran her şey insanlar için doğaüstü bir lûtfa mazhar oluyordu. Modern bilimin gelişmesiyle insanın bilme gücü tahkim edilince, her şeyi bilme ve belirsizlikleri bitirme iştahı daha da artmıştır. Artık insanlık için dünyaya ve hayata dair her şeyi bilebileceğini sandığı bir anda ortaya çıkan her belirsizlik en büyük düşman haline gelmeye başlamıştır. Daha sonra bilindiği gibi dünya büyük bir etkiyle pozitivizmin etkisi altına girip ussallaşırken, zamanla modernitenin katı yapısına karşı esnekliği vazeden post-modern bir durum ortaya çıktı. Her şeyi bilebilmeyi vadeden bilim, kendi içinde çelişkili bir duruma düştü ve bilinmediği dahi bilinmeyen bilinmezlere insanlığı gark etti. İnsanlığın bilinmezlik ve belirsizlik ile imtihanı azalmadan devam ederken, pozitivist bir proje olarak ‘fütürizm’ veya ‘gelecekler’ çalışmaları ise gün geçtikçe popülerleşmekte. İnsan tekinin bilinmeyenlerle mücadelesi biteviye devam etmekte… Teknolojinin dünya üzerindeki tasallutu ve tahakkümü artarken, bir yandan da akışkanlaşan modernite, müphem bir dünya sistemini cebrediyor. İnsan için geçmişten de çok yarın gayba dairdir. Bugün nasıl bilmediklerimiz merakımızın önemli bir parçası ise yarınımız da merakımızın önemli bir parçasıdır. İşte fütürizm; bu yarını daha doğrusu yarınların bileşkesini yani geleceği bütün ölçekleri ile tahmin, tasavvur ve tahayyül etme ve planlama bilimidir. Modernite öncesi fal ve büyü ile geleceğin bilgisine vakıf olmaya çalışan insan, artık hava durumu tahmin eder gibi gelecek hakkında -isabetli veya isabetsiz- farklı ölçeklerde profesyonel tahminlerde bulunabiliyor. Değişmeyen şey; insanın gaybı bilmeye yönelik ilgisi ve ona karşı korkusu olmuştur. Trajik bir biçimde bilme gücü ve yöntemleri gelişmesine rağmen bildikleri artarken; bilmediklerinin de artması, insanı içinden çıkılmaz bir belirsizlik çemberine mecbur kılmıştır.
Biz Müslümanlar, dünyanın genel temayülünden farklı olarak her şeyi bilemeyeceğimizi ve her bilinmezin peşinden koşulmayacağını biliyoruz. Peki, neyi ne kadar bilebiliriz?
Madem elimizde somut veriler var ve bunları ölçüp değerlendirebilecek bilimsel araçlar da var, neden geleceğin bilebileceğimiz kısmını araştırmayalım? En geniş ölçeklendirme olarak kabul edebileceğimiz ahireti düşünen biz Müslümanlar, neden daha dar ölçekleri düşünmeyelim. Mesela Müslümanların yakın geleceğini? Gelecekle ilgili bir planı olmayanlar olarak, geçmişimizle yüzleşip ve bugünümüzü çözümlememiz gerekmez mi? Problemlere hazırlıksız yakalanmak yerine muhtemel senaryolarla hazırlık yapmamız gerekmez mi? Müslümanların tarih boyunca herhangi bir gelecek tasavvurları olduğunu söyleyemeyiz. Dünde kalmış olma veya bugünü anlamama mevcut vaziyeti, gelecek için de pek iç açıcı ipuçları vermiyor doğrusu. Zaten bugünümüze bakarsak, geleceğimizin de çok problemli olacağını görmemiz zor olmayacaktır. Ancak gelecek ile alakalı herhangi bir ayrıntının bilgisine sahip olma ihtimali bile bu çalışmayı gerekli kılar. Peki, madem mevcut bir gelecek tasavvurumuz yok, gelecek senaryoları içinde de mi yerimiz yok? Muhtemel gelecek senaryoları içinde yerimiz ne olacak? Teknolojik gelecek kehanetleri gerçek olursa biz Müslümanlar bu durumda nasıl bir konumda olacağız? Teknolojik gelecek tasavvurlarındaki yerimiz ne? Bugün henüz teknolojiye esaslı bir yaklaşım sergilememiş ve edilgen konumda iken; gelecekte hangi konumda olacağız? Sözgelimi, en basitinden, hayatımızın içinde hatta tam ortasında ‘youtuber’ denen bir meslek ve ‘youtube’ diye bir video paylaşım sitesi var. Bunlar bizim için ne ifade ediyor? Bir Müslüman youtuber olabilir mi? Veya instagram kullanabilir mi? Ya da bunu hangi düzeyde, ne amaçla, nasıl yapabilir? Bu çok basit hatta az önemli sorular bile birçoğumuzun düşünmediği, cevabını bilmediği veya önlem almadığı şeyler. Bizler için tehlike oluşturmayacak şeyler belki ama genç nesiller üzerinde daha farklı etkiler yapabilir. Teknoloji ile iç içe ve bilgisayar/telefon/tablet başında büyüyen nesil ile sohbet halkalarında veya medreselerde büyüyen nesil arasında kabul edilmesi gereken bir fark hatta bir uçurum var. Bu uçurum nasıl kapatılacak? Nesiller arası bağ nasıl kurulacak? Değişen ve gelişen dünyaya fiziksel olarak/maddi yönden ayak uyduramayan ve dolayısıyla hem maddi hem manevi çöküşü ardı ardına yaşayan kurumlara ve toplumlara sahip İslam dünyası, bu defa değişimin ve gelişimin geometrik artışı karşısında ne yapabilir? Kanımca bu soruların cevaplarını bulmadan; değil yarını bugünü bile konuşamayız.
Peki, geleceği nasıl tahmin edebiliriz? Geçmişin bugün üzerindeki dönüştürücü gücü gibi aynı şekilde bugün de yarın için benzer bir etki yapacaktır. Dün olanlar bugüne nasıl etki ediyorsa bugün olanlar da yarına etki edecektir.
Dolayısıyla geleceği tahmin etmek için geçmişi ve bugünü çok iyi okumalıyız. Bugüne ve düne dair ne kadar doğru referanslar belirlersek, gelecek hakkında da o kadar isabetli olabiliriz. Dolayısıyla dünyanın bugünü hakkında hatta dünü hakkında isabetli tespitleri olmayanların gelecekten beklentilerinin olması, fütürizm çalışması değil; hayalcilik olacaktır.
Fütürizm her ne kadar II. Dünya Savaşı dönemlerinde İtalyan faşistlerin öncülük ettiği sanat akımı ile karıştırılsa da son yıllarda çok daha farklı bir anlamda kullanılmaya başlandı. Dilimize gelecekçilik olarak çevrilen fütürizm için en doğru kullanım; Ziyaüddin Serdar’ın, “İslam Medeniyetinin Geleceği” ve “Gelecek” adlı kitaplarında ifade ettiği gibi, ‘gelecekler’ çalışmalarıdır. Biz de yazımızda çoğunlukla genel bir anlam ifade edeceği düşüncesi ile İngilizce karşılığı olan fütürizm kelimesini kullanacağız. Serdar’a göre, tanımı özellikle çoğul kullanmalıyız zira tekil gelecek tasavvuru bir tür faşizm üretmektedir. Mesela Batı merkezci gelecek tasavvurlarında bunu rahatlıkla görebiliriz: Ütopik ya da distopik edebî eserler, bilim kurgu filmleri veya diğer spekülatif tasavvurlar ve çalışmalarda… Veya Rusya’nın Marksist gelecek tasavvuru yahut Japonya’nın teknolojist gelecek beklentisi de tek tipçi, tekil tanımlardan müteşekkildir. Tek bir geleceği mümkün görmek, fütürizm çalışmalarını tekele alıp engellediği gibi insanlığa tek bir ufku ve tek bir ideolojiyi dayatmak olacaktır. Dolayısıyla ‘gelecekler çalışması’ tanımlaması birçok ihtimali içerdiği için tanımın hem yanlış olma ihtimalini azaltacak hem de farklı tasavvurlara hoşgörü göstermiş olacaktır. Sonuç itibariyle geleceğin nasıl olacağını bilemeyiz, sadece tahmin edebiliriz. Dolayısıyla sözgelimi, Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezi ya da Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi bir tahmin ya da beklentiden çok temenni olarak değerlendirilebilir. Fütürizm çalışmalarının içinde temenninin her zaman tahmin ve tasavvurlarına göre azınlıkta olması gerekir. Batı merkezci fütürizm çalışmalarında genel olarak gördüğümüz vakıa; olabilecek olanı değil, olmasını istediklerini göstermeleridir. Sözgelimi, Yuval Noah Harari’nin tarihsel tek bir örneği (kendisinin vermek istediği düşünceye uygun olan) seçip referans göstererek, gelecek kehanetini de bu tekil örnek üzerine alternatifsiz olarak sunması, temenni temelli fütürizm çalışmalarına örnek olabilir. Burada, yöntemin istenilen amaca uygun olarak kasıtlı çarpıtılıp kullanılması sebebiyle aslında başlangıçta sağlıklı olan yöntem, Harari’nin götürdüğü yere giden bir otobüs işlevi görmekten kurtulamamıştır. Zira Harari, geçmişten tek ve kasıtlı bir örnek vererek, gelecek hakkında kışkırtıcı tahminlerde bulunmaktadır. Burada sorun, geçmişten geleceğe yönelik bir çıkarsama meylinde bulunması değil; geçmişte referans aldığı örneğin münferit olması ve bir amaca mebni tercih edilmesidir.
Disiplinler arası ve aynı zamanda çoklu disiplin ağı içinde bir çalışma yöntemi olan/olması gereken fütürizm, hem sosyal bilimlerin hem de sayısal bilimlerin kesişim kümesinde bulunmaktadır. Fütürizmi sayısal bilimlere, özellikle de istatistik bilimine hasretmek, son dönemde sıkça görülen problemlerden. Hayatın çok basit bir matematiğinin olduğu, insan tekinin ve toplumların sayılarla belirlenebilip ölçebileceği zehabına kapılan fütürizm çalışmaları, sadece sayılarda isabet etme ihtimaline sahip. Modern/seküler/pozitivist bilimin genel bir sorunu olan her şeyi bilme ve her şeyi matematiksel olarak ifade etme hastalığı burada da tezahür ediyor. Zira somut veriler önemli olduğu kadar, multi-disipliner bir çalışma olması ve soyut değerlerin de etkisinin olduğunun bilinmesi önemlidir.
Dünyadaki fütürist piyasasına baktığımızda ise teknolojik bir gelecek dışında herhangi bir alternatifi öneren örnek bulmak pek mümkün değil. Bu teknolojik gelecek kehanetçilerinin az bir kısmı distopik, büyük bir kısmı ise ütopik bir tasavvura sahip. Genel olarak distopiklerin İkinci Dünya Savaşı ile yakın tarihindeki buhran dönemleri ve 68 kuşağı nesli, anti-kapitalist, Marksist, anti-modernist veya post-modernist düşünür, edebiyatçı veya yazarlar olduğunu görüyoruz. Ütopikler ise dünyada da ve Türkiye’de de bilişim dünyasının önde gelen üst düzey yöneticileri veya teknoloji firmalarının işbirliği yaptığı yazar veya konuşmacılardır. Konuşmacılar diyoruz çünkü kişisel gelişim furyası benzeri devamlı konferanslar verip veya TV’ye çıkıp ücret karşılığı konuşma yapmaktadırlar. Ütopistlerin belki de eleştirilmesi gereken en önemli noktası; kendilerini bu çağın filozofları, entelektüelleri veya düşünürleri gibi görme özgüveni ve zehabı. Sözgelimi, genelde sadece teknoloji ile ilgilenen bu fütüristlerin, tarihî, sosyolojik, felsefî vb müktesebatları dünyanın dününe ve bugününe dair çözümleme yapma hususunda yetersiz kalıyor. Dolayısıyla geleceğe yönelik de kışkırtıcı ve spekülatif tahminler yapmaktan öteye gidemiyorlar. Zaten kehanetlerinde de dine, sanata, felsefeye, ahlâka ve metafizik konulara değinmemekte ya da bu alanları materyalist açıklamalar ile geçiştirmekteler. Teknolojinin muhtemel ve nispeten olumlu getirilerinden bahseden herhangi bir meslek erbabı konuşmacı, ‘fütürist’ sıfatı ile anılır hale geldi. Bu ütopist kehanetçiler için dünyanın tek bir geleceği vardır; o da teknolojiye bağımlı bir dünya.
Gelişen teknolojinin büyüsünden fazlaca etkilenen bu kehanetçiler, tamamen dijital, robotize ve mekanik bir dünya öngörmekteler. Sözgelimi, dünyaca ünlü ABD’li fütürist Ray Kurzweil’e (Google’ın kadrolu fütüristi olarak tanınıyor.) göre “İnsanlar 2030’da belleklerini internete yüklemeye başlayacak. 2045’te ise insan bedenleri akıllı makinelerle birleşerek hastalık dönemini bitirecek.”[1] Bir tür ölümsüzlük ve dolayısıyla tanrı olma beklentisi. Bir diğer ünlü fütürist Dr. Ian Pearson’a göre 2050’de insanlar ölümsüz olacak. “1970’ten sonra doğan birçok kişi ölümü tatmayacak. Genetik mühendislik alanındaki gelişmelerle, gelişen yapay zekâ, robotik bedenler ve genetik mühendisliğindeki ilerlemeler sayesinde insanoğlunun doğduğu bedene ihtiyacı kalmayacak. İnsan bilincinin makinelere yüklenebileceğini savunan Pearson, bu sayede vücudun ölmesi durumunda bile kişi başka bir bedende yaşayacak.”[2]
Türkiye’de daha çok Fütüristler Derneği çevresinde örgütlenen fütüristler, dünya ortalaması ile aynı zihniyete fakat daha düşük profilli söylem gücüne sahipler. Türkiye, teknolojik içerik anlamında Batı’ya bağlı ve üretilen içeriklerin de tamamı yabancı kaynakların kopyası olduğu için bu alanda da farklı bir durum söz konusu değil. Özellikle geleceğin meslekleri, yapay zekâ, medikal çalışmalar, sürücüsüz araçlar, telefon teknolojileri, nesnelerin interneti ve robotik konuları üzerinden spekülasyonlar bir hayli revaçta. Aslında teknolojik gelecek beklentisi gayet mantıklı ve muhtemeldir elbette fakat bunun tıpatıp anlatıldığı gibi, her yerde aynı şekilde ve verilen kısa sürelerde gerçekleşeceğini söylemek tahmin veya tasavvurdan ziyade spekülasyon olmaktadır. Sözgelimi gelecekte bazı mesleklerin yok olacağını söylemek çok gerçekçi bir yaklaşım zira her geçen gün mevcut meslekler eskiyip yok olurken, yerine başka meslekler tahvil oluyor. Veya yapay zekânın hayatın birçok alanında kullanımının artacağı söylemi de gerçekçi ve tutarlı olabilir. Bu söylemlerin bir spekülasyon içerdiğini söylemek pek mümkün değil, mesleklerin dijitalleşeceği söylemi de öyle ancak bunu bütün dünyaya tek bir alternatif gibi sunmak pek de iyi niyetli değil. Hem bütün dünyada homojen bir şekilde bu dönüşümün olacağını söylemek hem de başka bir ihtimali hesaba katmamak, başlı başına spekülatif bir davranıştır. Zaten halihazırda tüm dünyayı etkisi altına alan salgın hastalık da distopik tasavvurları ütopik tasavvurlara karşı daha kabul edilebilir kılmıyor mu? Küresel ekonomik sistemi kısa sürede ciddi anlamda tehdit eden mevcut pandemi hali hayalperest teknolojistlere ders vermeye yetmiş midir bilinmez ama bu pandemi insanlığa, teknolojiden yana umutlu olmaktan ziyade umutsuz olmak için daha ciddi mesaj veriyor bizce.
Modernite ve teknolojinin hep ileriye ve iyiye gideceği yalanı, tıpkı liberal politikaların dünyada çok güçlü olduğu I. Dünya Savaşı dönemindeki gibi bir anda patlak veren savaş ve bu savaşı tarihin en büyük trajedilerinden biri haline getiren yeni savaş teknolojileri yüzünden insanlık geriye ve kötüye hızlıca gidebilmektedir. İnsanlık tarihine baktığımızda, acıların hâkim olduğu bir tarihle karşılaşmamıza rağmen, son yarım yüzyıllık refah toplumunun vermiş olduğu motivasyon ile teknolojinin, 2030’da veya belirlenmiş başka bir tarihte bir anda tarihsel bir kırılma yaşayıp çok mutlu ve ultra teknolojik bir dünyayı bizlere sunması, haliyle çok da muhtemel kabul edilemez. Ancak şöyle bir karşı teoriden de bahsetmemiz gerekir ki konunun bütünlüğüne dair sağlıklı yorum yapmış olalım. Yine mezkûr virüs salgını ile ilgili dünyanın artık üretim sahasında bir krizi kaldıramayacağı, dolayısıyla üretimi tamamen insansızlaştırıp salgın hastalıktan veya insanın herhangi bir problemden azade kılınması gerekiyor. Bu yorum haliyle Kurzweil gibi teknolojist fütüristlerin insan ve robot veya insan – yapay zekâ ayrımının ortadan kalkıp bir tekillik veya robot ve insan birlikteliği kehanetlerini destekliyor. Küresel sistem, teknoloji aracılığıyla kendini mükemmelleştirmek isterken, insan faktörünü hatta belki komple “insan”ı devre dışı bırakmak ve yok etmek istiyor. Tabiî bütün bu ütopik ve distopik geleceklerin birer tasavvur, kehanet, hayal veya temenni olduğunu, henüz gerçek olmadığını düşünürsek, hâlâ muğlak bir geleceğin bizi beklediği en mukadder senaryo diyebiliriz.
Gelişmesi beklenen mevcut teknolojilerin tüm dünyada aynı seviyede yaygın ve etkin olmadığını düşünürsek, gelecekte bahsedildiği gibi en azından homojen bir tekno-hayat mümkün olamaz. Nerdeyse insanî hiçbir erdemin söz konusu edilmediği yalnız maddî bir gelecek tasavvuru alternatifsiz olarak sunuluyor. Maddî üretim ve tüketimden başka bir tasavvuru olmayan gelecek öngörülerine mecbur olmamalıyız. Özellikle Türkiye’de ahlâkın, dinin, felsefenin, kültürün veyahut toplumsal bir konunun dâhil edilmediği, sadece daha çok para kazanmak ve maddi imkânları geliştirmek merkezinde konuşulan bir gelecek pazarlanıyor. Pazarlanıyor diyoruz çünkü pazarlama, neo-liberal dünyanın gerçek ereği haline gelmeye başladı. En az son iki yüz yıldır yaygın ve ikna edici söylemi ile Batı’nın dayattığı materyalist kültür ve kapitalist hayat, kendini fütürizm konusunda da tezahür ettiriyor. Teknolojik emperyalizm, fütürizm çalışmalarını yeni bir pazarlama stratejisi olarak uyguluyor adeta. Devamlı modern bilimin pohpohlandığı ancak devamlı o bilime sahip olanlar dışındakilerin sömürgeleştirilip madunlaştırıldığı bir fasid daire içindeyiz. Bilimi özümseyen toplumların veya ülkelerin durumu ise ayrı bir trajedi bilindiği gibi. Ya Batı medeniyetine dâhil olup kendinizi kaybedeceksiniz ya da tarihin dışına atılacaksınız. Dünyanın devam eden mevcut düzeni pek fazla alternatif sunmuyor maalesef. Batı’nın teknolojik gelecek beklentisi kesinlikle kırsal hayatı, Afrika’yı, Latin Amerika’yı üçüncü dünya ülkelerini, gelişmekte olan ülkeleri, hâsıl-ı kelam Batı haricini kapsamıyor. Batı, en başından beri kendini merkeze alan ekonomik, siyasi, kültürel, entelektüel vs gücü yardımı ile çevresini kendine araç olarak gören bir zihniyete sahip. Gelecek iyi de olsa kötü de olsa teknolojik de olsa veya anti-teknolojik de olsa sonuç olarak Batı’nın tasavvurunda Batı-dışı herhangi bir alan, ülke, kültür veya toplum söz konusu edilmez. Kendi dışındaki hiçbir şeyi düşünmeyen şımarık Batı aklı, iyiliği de kötülüğü de kendi merkezinde kurguluyor. Sözgelimi, onun için uçan arabalar gelecektir, kağnı ile ulaşım sağlanan Afrika köyü onun için zaten var olmadığı için veya bu köy Batı’nın işlevsel olarak bazı zamanlarda oryantalist amaçlarla kullandığı bir yer olduğu için New York’daki uçan arabaların varlığı tüm dünyada uçan arabaların varlığı demek olacaktır. Bu hususta teknolojinin ideolojik ve kültürel bagajı görmezden gelinemez. Batı aklının ve kültürünün bir üretimi olarak modern bilim ve teknoloji, kendinden olmayan her toplumu kendine benzetmek isteyen tek tipçi bir yaklaşıma sahiptir. Öte yandan ütopyacı teknolojist fütüristler hep olumlu gelişmelerden bahsediyorlar. Süper hızlı yolculuklar, sürücüsüz araçlar, dijital para, dil sorununun ortadan kalkması gibi olumlu görünen örnekler var ama olumsuzluklardan da hiç bahsedilmiyor. Ancak gelecekte açlık, kentleşme, betonlaşma, dijital güvensizlik gibi yeni avantajların aksine yeni sorunlar da muhtemel. Bir diğer önemli husus olarak yapay zekâ ve robotiğe yüklenen gereksiz anlam ciddi derecede şişirilmiş ve spekülatiftir. İnsanın yerine konmak istenen yapay zekâ ile desteklenmiş robotların varlığı, insana sadece Tanrı olma vasfı kazandırma misyonunun spekülasyonu olabilir. Tanrılığı sadece yaratmaktan ibaret bilen ve insansı robot üretmeyi yaratım olarak gören, Tanrı olmak isteyen bir insan türü ortaya çıktı. Bu Tanrı’nın da insanın da beşerin de ne demek olduğunu bilmeyen muhterisler, yüksek pazarlama ve reklam güçleri ile dünya üzerinde çok geniş kitleleri etkileri altında bırakabilmekteler. Robotik teknolojiye yüklenen gereksiz anlam, gerçekleşme ihtimali düşük olan ihtimalleri bile gündemde tutmaya yetiyor. Örneğin robotların sanat eseri yaratamayacağı, felsefe yapamayacağı, vicdan ve bilinç sahibi olamayacağı gibi eleştiriler güncelliğini koruyor. Sözgelimi sanat eseri yaratsa bile bunun insan için olmayacağını biliyoruz. Bu durumda insan kendi yerini alacak bir türü yaratmış olacaktır ki bu, kendi kıyametini yaratmak olur. Çoklarına göre yapay zekânın insana ulaşması için eksik olan tek şeyi ’bilinç’tir. Ama bazılarına göre gelecekte bu sorun da çözülecek ve yapay zekâ vicdan ve bilinç sahibi olacak. Bu söylemin gerçek olması için yeterli hiçbir argümana sahip olmamamızın önemi yok, zaten bu söylem popülerliğini ve inanırlığını arttırmakta. Kendilerini yaratıcı yapmak konusunda saplantıları olan bu uçarı fütüristler, dünyayı kendi hayallerine mecbur kılmak istiyorlar. İnsan bilmediğinin peşinden koştukça bulduğu cevap kadar soru da buluyor. Bu devir daimde insanın bildiklerinin muhtevası değişirken, bildiklerinin bilmediklerine oranı nihai olarak değişmiyor. İnsan ne yaparsa yapsın dünyayı cennet ve kendini Tanrı yapamaz ama bunu yapmaya çalışmaktan da vazgeçmiyor. Gelişen ve değişen dünyada robotlara, materyalizme, mekaniğe karşı insanlığı bizatihi insanî durumları daha fazla arttırarak uyum sağlamalıyız, aksi halde bizler de robotlaşırız.
Pozitivizmin zihinlerini tümüyle işgal ettiği fütüristler için bilim kutsaldır. Hatta öyle ki bu kutsal bilim eleştirilecekse dahi onu da biz yaparız, dercesine bu defa kötümser teknolojik gelecek tahminleri ve distopik tasavvurlar dayatırlar.
Tabiri caizse cehennemimiz de, cennetimiz de Batı biliminin elinden olmak zorunda adeta. Distopik Hollywood bilim-kurgu filmleri ve distopik kitaplar, modern bilimin ve teknolojinin gelecekte yeni trajediler yaşatacağı muhtemel tezi üzerinde duruyor. Önemli mesajlar ve çıkarımlar da içeren bu eserler, bir yandan da yine Batı merkezci bir tasavvuru dayatmış oluyor. Küresel ısınmayı, makineleşme ile artan işsizliği, internet teknolojileri ve sosyal medya ile bozulan toplumsal ilişkileri, sanayileşme ve kentleşme ile tahrip olan tabiatı, finans kapitalizmi ile gelir adaletsizliği uçurumu yaratan modern bilim, bizi, ölürken bile rahat bırakmayacağını salık veriyor. Batı emperyalizmi teknolojik bir suretle tezahür ediyor ve görünen o ki etmeye de devam edecek.
Modern fütüristlerin babası sayılan gelenekçi yazar Alvin Toffler: “21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.”[3] der. 70’lerden beri gelmekte olan dünyanın değişime ve yeniliğe bağımlılığını belirten Toffler, gerçek anlamda isabetli bir tahminde bulunmuştur. Toffler, hem fütüristlerin öncüsü hem de en isabetli öngörülere sahip olması hasebiyle günümüz fütüristlerinden ayrılıyor.
Müslümanlar içerisinde ise Ziyaüddin Serdar, İslam coğrafyasına vukûfiyeti, Batı kültürüne hâkimliği, İslam tarihine ilgisi, geniş ufku, entelektüel birikimi ve analitik çözümlemeleri ile 80’lerden beri fütürizm ve İslam dünyasının geleceği hakkında çalışmaktadır.
Fütürizm konusundaki orijinal bakış açısı, dünyada ve İslam dünyasında eşine zor rastlanır bir ufuk vaat ediyor. Fütürizmi Batı aklının tekeline terk etmeme azmi, İslam dünyasının dünü ve bu günü için çözümlemeleri ve İslam’ın geleceği için bütünlüklü çalışma tavsiyeleri ile son dönem Müslüman düşünürleri içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu şüphesiz. Müslüman toplumlar olarak geleceğe yapacağımız en önemli yatırımların başında fütürizmle ciddi bir yaklaşım ile ilgilenmek olacaktır. Aynı zamanda teknolojiye ve teknolojik gelişmelere, toptan kabul veya toptan ret düzleminden bağımsız, özgün ve gerçekçi bir bakış açısı oluşturmak zorundayız. Girişimcilik ve start-up furyasının cezbedici popülerliği ile daha da güçlenen teknolojik gelecek beklentileri, iş hayatının hızlı akışıyla da normalleşmektedir. Ve son olarak unutmamamız gerekiyor ki var olanı anlamadan gelecek olanı anlayamayız.
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak, adı ve içeriği konusunda çeşitli tartışmaların sürüp gittiğinin de göstergesidir. (Uyanık, 2005:454–459, Stepaniants, 2005:459–464, Karadaş, 2008) Hemen belirteyim ki, ben burada …
“Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce ve kanaatler konusunda yanılmacı (fallibilistic) bir görüş benimsemiştir. Pragmatizm araştırma sürecinde kesinliğe karşı olduğu gibi, şüphecilik kuramının ‘gerçeğe ve gerçek olana hiçbir zaman ulaşamayacağız, bunlara ulaşsak bile ulaşmış olduğumuzu bilemeyeceğiz’ yönündeki savlarını reddetmiştir.” Faydacılık, kolay olana …
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Fütürizm Üzerine Bir Değerlendirme
İnsanların Tanrı’ya inanmayı bıraktıktan sonra, artık hiçbir şeye inanmadıkları söyleniyor bize.
Aslında durum bundan daha kötü… Artık her şeye inanıyorlar.”
Malcolm Muggeridge
İnsan yarınını düşünmeden yaşayamaz ve sonrayı düşünmek en insanî yönlerimizden biridir. Yarına dair planlar yapmak, beklentiye girmek, tahminlerde bulunmak, idealler ve tasavvurlar oluşturmak ve tabiî ki hayaller kurmak insanın vazgeçilmezlerindendir. Vülgarize etmek pahasına, en basit ifadeyle söylersek, aslında hepimiz bir yanımızla birer mikro fütüristiz. Ancak yarını düşünürken karşımıza şöyle bir sorun çıkıyor; yarın henüz gelmedi ve onu bilmiyoruz, dolayısıyla yarın bizim için ‘gayb’dır. Fakat yarını bilmememiz, onun hakkında muhtemel veya uzak ihtimalli tahmin yapmamıza da engel değil. Tahmin ederek ve planlar yaparak geleceğe müdahil olabiliriz. Fütürizmin konusu da tam olarak budur; bugünden yarını düşünmek veya tahmin etmek.
Belirsizlik ilk çağlardan beri insanın kaçtığı ve kurtulmak istediği çok önemli bir sorun olmuştur. İnsanlığın başlangıcından beri insan bilmediğinden korkmuş, bilmek için çaba sarf etmiş, bilemediğinde ise yüce bir güce atfetmek suretiyle bilmediği şeye saygı duymuş hatta perestiş etmiştir. Bilindiği gibi büyü ve fal, bu belirsizlik ve bilinmezlik girdabındaki hayatı belirsizlikten kurtarmaya yarayan çok önemli toplumsal araçlardan olmuştur. İletişim ve ulaşımın olmadığı çağlarda insanları rahatlatan bu tarz araçlar mevcuttu. Belirsizlik o denli çok ve çözüme muhtaçtı ki belirsizlikten uzaklaştıran her şey insanlar için doğaüstü bir lûtfa mazhar oluyordu. Modern bilimin gelişmesiyle insanın bilme gücü tahkim edilince, her şeyi bilme ve belirsizlikleri bitirme iştahı daha da artmıştır. Artık insanlık için dünyaya ve hayata dair her şeyi bilebileceğini sandığı bir anda ortaya çıkan her belirsizlik en büyük düşman haline gelmeye başlamıştır. Daha sonra bilindiği gibi dünya büyük bir etkiyle pozitivizmin etkisi altına girip ussallaşırken, zamanla modernitenin katı yapısına karşı esnekliği vazeden post-modern bir durum ortaya çıktı. Her şeyi bilebilmeyi vadeden bilim, kendi içinde çelişkili bir duruma düştü ve bilinmediği dahi bilinmeyen bilinmezlere insanlığı gark etti. İnsanlığın bilinmezlik ve belirsizlik ile imtihanı azalmadan devam ederken, pozitivist bir proje olarak ‘fütürizm’ veya ‘gelecekler’ çalışmaları ise gün geçtikçe popülerleşmekte. İnsan tekinin bilinmeyenlerle mücadelesi biteviye devam etmekte… Teknolojinin dünya üzerindeki tasallutu ve tahakkümü artarken, bir yandan da akışkanlaşan modernite, müphem bir dünya sistemini cebrediyor. İnsan için geçmişten de çok yarın gayba dairdir. Bugün nasıl bilmediklerimiz merakımızın önemli bir parçası ise yarınımız da merakımızın önemli bir parçasıdır. İşte fütürizm; bu yarını daha doğrusu yarınların bileşkesini yani geleceği bütün ölçekleri ile tahmin, tasavvur ve tahayyül etme ve planlama bilimidir. Modernite öncesi fal ve büyü ile geleceğin bilgisine vakıf olmaya çalışan insan, artık hava durumu tahmin eder gibi gelecek hakkında -isabetli veya isabetsiz- farklı ölçeklerde profesyonel tahminlerde bulunabiliyor. Değişmeyen şey; insanın gaybı bilmeye yönelik ilgisi ve ona karşı korkusu olmuştur. Trajik bir biçimde bilme gücü ve yöntemleri gelişmesine rağmen bildikleri artarken; bilmediklerinin de artması, insanı içinden çıkılmaz bir belirsizlik çemberine mecbur kılmıştır.
Madem elimizde somut veriler var ve bunları ölçüp değerlendirebilecek bilimsel araçlar da var, neden geleceğin bilebileceğimiz kısmını araştırmayalım? En geniş ölçeklendirme olarak kabul edebileceğimiz ahireti düşünen biz Müslümanlar, neden daha dar ölçekleri düşünmeyelim. Mesela Müslümanların yakın geleceğini? Gelecekle ilgili bir planı olmayanlar olarak, geçmişimizle yüzleşip ve bugünümüzü çözümlememiz gerekmez mi? Problemlere hazırlıksız yakalanmak yerine muhtemel senaryolarla hazırlık yapmamız gerekmez mi? Müslümanların tarih boyunca herhangi bir gelecek tasavvurları olduğunu söyleyemeyiz. Dünde kalmış olma veya bugünü anlamama mevcut vaziyeti, gelecek için de pek iç açıcı ipuçları vermiyor doğrusu. Zaten bugünümüze bakarsak, geleceğimizin de çok problemli olacağını görmemiz zor olmayacaktır. Ancak gelecek ile alakalı herhangi bir ayrıntının bilgisine sahip olma ihtimali bile bu çalışmayı gerekli kılar. Peki, madem mevcut bir gelecek tasavvurumuz yok, gelecek senaryoları içinde de mi yerimiz yok? Muhtemel gelecek senaryoları içinde yerimiz ne olacak? Teknolojik gelecek kehanetleri gerçek olursa biz Müslümanlar bu durumda nasıl bir konumda olacağız? Teknolojik gelecek tasavvurlarındaki yerimiz ne? Bugün henüz teknolojiye esaslı bir yaklaşım sergilememiş ve edilgen konumda iken; gelecekte hangi konumda olacağız? Sözgelimi, en basitinden, hayatımızın içinde hatta tam ortasında ‘youtuber’ denen bir meslek ve ‘youtube’ diye bir video paylaşım sitesi var. Bunlar bizim için ne ifade ediyor? Bir Müslüman youtuber olabilir mi? Veya instagram kullanabilir mi? Ya da bunu hangi düzeyde, ne amaçla, nasıl yapabilir? Bu çok basit hatta az önemli sorular bile birçoğumuzun düşünmediği, cevabını bilmediği veya önlem almadığı şeyler. Bizler için tehlike oluşturmayacak şeyler belki ama genç nesiller üzerinde daha farklı etkiler yapabilir. Teknoloji ile iç içe ve bilgisayar/telefon/tablet başında büyüyen nesil ile sohbet halkalarında veya medreselerde büyüyen nesil arasında kabul edilmesi gereken bir fark hatta bir uçurum var. Bu uçurum nasıl kapatılacak? Nesiller arası bağ nasıl kurulacak? Değişen ve gelişen dünyaya fiziksel olarak/maddi yönden ayak uyduramayan ve dolayısıyla hem maddi hem manevi çöküşü ardı ardına yaşayan kurumlara ve toplumlara sahip İslam dünyası, bu defa değişimin ve gelişimin geometrik artışı karşısında ne yapabilir? Kanımca bu soruların cevaplarını bulmadan; değil yarını bugünü bile konuşamayız.
Dolayısıyla geleceği tahmin etmek için geçmişi ve bugünü çok iyi okumalıyız. Bugüne ve düne dair ne kadar doğru referanslar belirlersek, gelecek hakkında da o kadar isabetli olabiliriz. Dolayısıyla dünyanın bugünü hakkında hatta dünü hakkında isabetli tespitleri olmayanların gelecekten beklentilerinin olması, fütürizm çalışması değil; hayalcilik olacaktır.
Fütürizm her ne kadar II. Dünya Savaşı dönemlerinde İtalyan faşistlerin öncülük ettiği sanat akımı ile karıştırılsa da son yıllarda çok daha farklı bir anlamda kullanılmaya başlandı. Dilimize gelecekçilik olarak çevrilen fütürizm için en doğru kullanım; Ziyaüddin Serdar’ın, “İslam Medeniyetinin Geleceği” ve “Gelecek” adlı kitaplarında ifade ettiği gibi, ‘gelecekler’ çalışmalarıdır. Biz de yazımızda çoğunlukla genel bir anlam ifade edeceği düşüncesi ile İngilizce karşılığı olan fütürizm kelimesini kullanacağız. Serdar’a göre, tanımı özellikle çoğul kullanmalıyız zira tekil gelecek tasavvuru bir tür faşizm üretmektedir. Mesela Batı merkezci gelecek tasavvurlarında bunu rahatlıkla görebiliriz: Ütopik ya da distopik edebî eserler, bilim kurgu filmleri veya diğer spekülatif tasavvurlar ve çalışmalarda… Veya Rusya’nın Marksist gelecek tasavvuru yahut Japonya’nın teknolojist gelecek beklentisi de tek tipçi, tekil tanımlardan müteşekkildir. Tek bir geleceği mümkün görmek, fütürizm çalışmalarını tekele alıp engellediği gibi insanlığa tek bir ufku ve tek bir ideolojiyi dayatmak olacaktır. Dolayısıyla ‘gelecekler çalışması’ tanımlaması birçok ihtimali içerdiği için tanımın hem yanlış olma ihtimalini azaltacak hem de farklı tasavvurlara hoşgörü göstermiş olacaktır. Sonuç itibariyle geleceğin nasıl olacağını bilemeyiz, sadece tahmin edebiliriz. Dolayısıyla sözgelimi, Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezi ya da Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi bir tahmin ya da beklentiden çok temenni olarak değerlendirilebilir. Fütürizm çalışmalarının içinde temenninin her zaman tahmin ve tasavvurlarına göre azınlıkta olması gerekir. Batı merkezci fütürizm çalışmalarında genel olarak gördüğümüz vakıa; olabilecek olanı değil, olmasını istediklerini göstermeleridir. Sözgelimi, Yuval Noah Harari’nin tarihsel tek bir örneği (kendisinin vermek istediği düşünceye uygun olan) seçip referans göstererek, gelecek kehanetini de bu tekil örnek üzerine alternatifsiz olarak sunması, temenni temelli fütürizm çalışmalarına örnek olabilir. Burada, yöntemin istenilen amaca uygun olarak kasıtlı çarpıtılıp kullanılması sebebiyle aslında başlangıçta sağlıklı olan yöntem, Harari’nin götürdüğü yere giden bir otobüs işlevi görmekten kurtulamamıştır. Zira Harari, geçmişten tek ve kasıtlı bir örnek vererek, gelecek hakkında kışkırtıcı tahminlerde bulunmaktadır. Burada sorun, geçmişten geleceğe yönelik bir çıkarsama meylinde bulunması değil; geçmişte referans aldığı örneğin münferit olması ve bir amaca mebni tercih edilmesidir.
Disiplinler arası ve aynı zamanda çoklu disiplin ağı içinde bir çalışma yöntemi olan/olması gereken fütürizm, hem sosyal bilimlerin hem de sayısal bilimlerin kesişim kümesinde bulunmaktadır. Fütürizmi sayısal bilimlere, özellikle de istatistik bilimine hasretmek, son dönemde sıkça görülen problemlerden. Hayatın çok basit bir matematiğinin olduğu, insan tekinin ve toplumların sayılarla belirlenebilip ölçebileceği zehabına kapılan fütürizm çalışmaları, sadece sayılarda isabet etme ihtimaline sahip. Modern/seküler/pozitivist bilimin genel bir sorunu olan her şeyi bilme ve her şeyi matematiksel olarak ifade etme hastalığı burada da tezahür ediyor. Zira somut veriler önemli olduğu kadar, multi-disipliner bir çalışma olması ve soyut değerlerin de etkisinin olduğunun bilinmesi önemlidir.
Gelişen teknolojinin büyüsünden fazlaca etkilenen bu kehanetçiler, tamamen dijital, robotize ve mekanik bir dünya öngörmekteler. Sözgelimi, dünyaca ünlü ABD’li fütürist Ray Kurzweil’e (Google’ın kadrolu fütüristi olarak tanınıyor.) göre “İnsanlar 2030’da belleklerini internete yüklemeye başlayacak. 2045’te ise insan bedenleri akıllı makinelerle birleşerek hastalık dönemini bitirecek.”[1] Bir tür ölümsüzlük ve dolayısıyla tanrı olma beklentisi. Bir diğer ünlü fütürist Dr. Ian Pearson’a göre 2050’de insanlar ölümsüz olacak. “1970’ten sonra doğan birçok kişi ölümü tatmayacak. Genetik mühendislik alanındaki gelişmelerle, gelişen yapay zekâ, robotik bedenler ve genetik mühendisliğindeki ilerlemeler sayesinde insanoğlunun doğduğu bedene ihtiyacı kalmayacak. İnsan bilincinin makinelere yüklenebileceğini savunan Pearson, bu sayede vücudun ölmesi durumunda bile kişi başka bir bedende yaşayacak.”[2]
Türkiye’de daha çok Fütüristler Derneği çevresinde örgütlenen fütüristler, dünya ortalaması ile aynı zihniyete fakat daha düşük profilli söylem gücüne sahipler. Türkiye, teknolojik içerik anlamında Batı’ya bağlı ve üretilen içeriklerin de tamamı yabancı kaynakların kopyası olduğu için bu alanda da farklı bir durum söz konusu değil. Özellikle geleceğin meslekleri, yapay zekâ, medikal çalışmalar, sürücüsüz araçlar, telefon teknolojileri, nesnelerin interneti ve robotik konuları üzerinden spekülasyonlar bir hayli revaçta. Aslında teknolojik gelecek beklentisi gayet mantıklı ve muhtemeldir elbette fakat bunun tıpatıp anlatıldığı gibi, her yerde aynı şekilde ve verilen kısa sürelerde gerçekleşeceğini söylemek tahmin veya tasavvurdan ziyade spekülasyon olmaktadır. Sözgelimi gelecekte bazı mesleklerin yok olacağını söylemek çok gerçekçi bir yaklaşım zira her geçen gün mevcut meslekler eskiyip yok olurken, yerine başka meslekler tahvil oluyor. Veya yapay zekânın hayatın birçok alanında kullanımının artacağı söylemi de gerçekçi ve tutarlı olabilir. Bu söylemlerin bir spekülasyon içerdiğini söylemek pek mümkün değil, mesleklerin dijitalleşeceği söylemi de öyle ancak bunu bütün dünyaya tek bir alternatif gibi sunmak pek de iyi niyetli değil. Hem bütün dünyada homojen bir şekilde bu dönüşümün olacağını söylemek hem de başka bir ihtimali hesaba katmamak, başlı başına spekülatif bir davranıştır. Zaten halihazırda tüm dünyayı etkisi altına alan salgın hastalık da distopik tasavvurları ütopik tasavvurlara karşı daha kabul edilebilir kılmıyor mu? Küresel ekonomik sistemi kısa sürede ciddi anlamda tehdit eden mevcut pandemi hali hayalperest teknolojistlere ders vermeye yetmiş midir bilinmez ama bu pandemi insanlığa, teknolojiden yana umutlu olmaktan ziyade umutsuz olmak için daha ciddi mesaj veriyor bizce.
Modernite ve teknolojinin hep ileriye ve iyiye gideceği yalanı, tıpkı liberal politikaların dünyada çok güçlü olduğu I. Dünya Savaşı dönemindeki gibi bir anda patlak veren savaş ve bu savaşı tarihin en büyük trajedilerinden biri haline getiren yeni savaş teknolojileri yüzünden insanlık geriye ve kötüye hızlıca gidebilmektedir. İnsanlık tarihine baktığımızda, acıların hâkim olduğu bir tarihle karşılaşmamıza rağmen, son yarım yüzyıllık refah toplumunun vermiş olduğu motivasyon ile teknolojinin, 2030’da veya belirlenmiş başka bir tarihte bir anda tarihsel bir kırılma yaşayıp çok mutlu ve ultra teknolojik bir dünyayı bizlere sunması, haliyle çok da muhtemel kabul edilemez. Ancak şöyle bir karşı teoriden de bahsetmemiz gerekir ki konunun bütünlüğüne dair sağlıklı yorum yapmış olalım. Yine mezkûr virüs salgını ile ilgili dünyanın artık üretim sahasında bir krizi kaldıramayacağı, dolayısıyla üretimi tamamen insansızlaştırıp salgın hastalıktan veya insanın herhangi bir problemden azade kılınması gerekiyor. Bu yorum haliyle Kurzweil gibi teknolojist fütüristlerin insan ve robot veya insan – yapay zekâ ayrımının ortadan kalkıp bir tekillik veya robot ve insan birlikteliği kehanetlerini destekliyor. Küresel sistem, teknoloji aracılığıyla kendini mükemmelleştirmek isterken, insan faktörünü hatta belki komple “insan”ı devre dışı bırakmak ve yok etmek istiyor. Tabiî bütün bu ütopik ve distopik geleceklerin birer tasavvur, kehanet, hayal veya temenni olduğunu, henüz gerçek olmadığını düşünürsek, hâlâ muğlak bir geleceğin bizi beklediği en mukadder senaryo diyebiliriz.
Gelişmesi beklenen mevcut teknolojilerin tüm dünyada aynı seviyede yaygın ve etkin olmadığını düşünürsek, gelecekte bahsedildiği gibi en azından homojen bir tekno-hayat mümkün olamaz. Nerdeyse insanî hiçbir erdemin söz konusu edilmediği yalnız maddî bir gelecek tasavvuru alternatifsiz olarak sunuluyor. Maddî üretim ve tüketimden başka bir tasavvuru olmayan gelecek öngörülerine mecbur olmamalıyız. Özellikle Türkiye’de ahlâkın, dinin, felsefenin, kültürün veyahut toplumsal bir konunun dâhil edilmediği, sadece daha çok para kazanmak ve maddi imkânları geliştirmek merkezinde konuşulan bir gelecek pazarlanıyor. Pazarlanıyor diyoruz çünkü pazarlama, neo-liberal dünyanın gerçek ereği haline gelmeye başladı. En az son iki yüz yıldır yaygın ve ikna edici söylemi ile Batı’nın dayattığı materyalist kültür ve kapitalist hayat, kendini fütürizm konusunda da tezahür ettiriyor. Teknolojik emperyalizm, fütürizm çalışmalarını yeni bir pazarlama stratejisi olarak uyguluyor adeta. Devamlı modern bilimin pohpohlandığı ancak devamlı o bilime sahip olanlar dışındakilerin sömürgeleştirilip madunlaştırıldığı bir fasid daire içindeyiz. Bilimi özümseyen toplumların veya ülkelerin durumu ise ayrı bir trajedi bilindiği gibi. Ya Batı medeniyetine dâhil olup kendinizi kaybedeceksiniz ya da tarihin dışına atılacaksınız. Dünyanın devam eden mevcut düzeni pek fazla alternatif sunmuyor maalesef. Batı’nın teknolojik gelecek beklentisi kesinlikle kırsal hayatı, Afrika’yı, Latin Amerika’yı üçüncü dünya ülkelerini, gelişmekte olan ülkeleri, hâsıl-ı kelam Batı haricini kapsamıyor. Batı, en başından beri kendini merkeze alan ekonomik, siyasi, kültürel, entelektüel vs gücü yardımı ile çevresini kendine araç olarak gören bir zihniyete sahip. Gelecek iyi de olsa kötü de olsa teknolojik de olsa veya anti-teknolojik de olsa sonuç olarak Batı’nın tasavvurunda Batı-dışı herhangi bir alan, ülke, kültür veya toplum söz konusu edilmez. Kendi dışındaki hiçbir şeyi düşünmeyen şımarık Batı aklı, iyiliği de kötülüğü de kendi merkezinde kurguluyor. Sözgelimi, onun için uçan arabalar gelecektir, kağnı ile ulaşım sağlanan Afrika köyü onun için zaten var olmadığı için veya bu köy Batı’nın işlevsel olarak bazı zamanlarda oryantalist amaçlarla kullandığı bir yer olduğu için New York’daki uçan arabaların varlığı tüm dünyada uçan arabaların varlığı demek olacaktır. Bu hususta teknolojinin ideolojik ve kültürel bagajı görmezden gelinemez. Batı aklının ve kültürünün bir üretimi olarak modern bilim ve teknoloji, kendinden olmayan her toplumu kendine benzetmek isteyen tek tipçi bir yaklaşıma sahiptir. Öte yandan ütopyacı teknolojist fütüristler hep olumlu gelişmelerden bahsediyorlar. Süper hızlı yolculuklar, sürücüsüz araçlar, dijital para, dil sorununun ortadan kalkması gibi olumlu görünen örnekler var ama olumsuzluklardan da hiç bahsedilmiyor. Ancak gelecekte açlık, kentleşme, betonlaşma, dijital güvensizlik gibi yeni avantajların aksine yeni sorunlar da muhtemel. Bir diğer önemli husus olarak yapay zekâ ve robotiğe yüklenen gereksiz anlam ciddi derecede şişirilmiş ve spekülatiftir. İnsanın yerine konmak istenen yapay zekâ ile desteklenmiş robotların varlığı, insana sadece Tanrı olma vasfı kazandırma misyonunun spekülasyonu olabilir. Tanrılığı sadece yaratmaktan ibaret bilen ve insansı robot üretmeyi yaratım olarak gören, Tanrı olmak isteyen bir insan türü ortaya çıktı. Bu Tanrı’nın da insanın da beşerin de ne demek olduğunu bilmeyen muhterisler, yüksek pazarlama ve reklam güçleri ile dünya üzerinde çok geniş kitleleri etkileri altında bırakabilmekteler. Robotik teknolojiye yüklenen gereksiz anlam, gerçekleşme ihtimali düşük olan ihtimalleri bile gündemde tutmaya yetiyor. Örneğin robotların sanat eseri yaratamayacağı, felsefe yapamayacağı, vicdan ve bilinç sahibi olamayacağı gibi eleştiriler güncelliğini koruyor. Sözgelimi sanat eseri yaratsa bile bunun insan için olmayacağını biliyoruz. Bu durumda insan kendi yerini alacak bir türü yaratmış olacaktır ki bu, kendi kıyametini yaratmak olur. Çoklarına göre yapay zekânın insana ulaşması için eksik olan tek şeyi ’bilinç’tir. Ama bazılarına göre gelecekte bu sorun da çözülecek ve yapay zekâ vicdan ve bilinç sahibi olacak. Bu söylemin gerçek olması için yeterli hiçbir argümana sahip olmamamızın önemi yok, zaten bu söylem popülerliğini ve inanırlığını arttırmakta. Kendilerini yaratıcı yapmak konusunda saplantıları olan bu uçarı fütüristler, dünyayı kendi hayallerine mecbur kılmak istiyorlar. İnsan bilmediğinin peşinden koştukça bulduğu cevap kadar soru da buluyor. Bu devir daimde insanın bildiklerinin muhtevası değişirken, bildiklerinin bilmediklerine oranı nihai olarak değişmiyor. İnsan ne yaparsa yapsın dünyayı cennet ve kendini Tanrı yapamaz ama bunu yapmaya çalışmaktan da vazgeçmiyor. Gelişen ve değişen dünyada robotlara, materyalizme, mekaniğe karşı insanlığı bizatihi insanî durumları daha fazla arttırarak uyum sağlamalıyız, aksi halde bizler de robotlaşırız.
Tabiri caizse cehennemimiz de, cennetimiz de Batı biliminin elinden olmak zorunda adeta. Distopik Hollywood bilim-kurgu filmleri ve distopik kitaplar, modern bilimin ve teknolojinin gelecekte yeni trajediler yaşatacağı muhtemel tezi üzerinde duruyor. Önemli mesajlar ve çıkarımlar da içeren bu eserler, bir yandan da yine Batı merkezci bir tasavvuru dayatmış oluyor. Küresel ısınmayı, makineleşme ile artan işsizliği, internet teknolojileri ve sosyal medya ile bozulan toplumsal ilişkileri, sanayileşme ve kentleşme ile tahrip olan tabiatı, finans kapitalizmi ile gelir adaletsizliği uçurumu yaratan modern bilim, bizi, ölürken bile rahat bırakmayacağını salık veriyor. Batı emperyalizmi teknolojik bir suretle tezahür ediyor ve görünen o ki etmeye de devam edecek.
Modern fütüristlerin babası sayılan gelenekçi yazar Alvin Toffler: “21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.”[3] der. 70’lerden beri gelmekte olan dünyanın değişime ve yeniliğe bağımlılığını belirten Toffler, gerçek anlamda isabetli bir tahminde bulunmuştur. Toffler, hem fütüristlerin öncüsü hem de en isabetli öngörülere sahip olması hasebiyle günümüz fütüristlerinden ayrılıyor.
Fütürizm konusundaki orijinal bakış açısı, dünyada ve İslam dünyasında eşine zor rastlanır bir ufuk vaat ediyor. Fütürizmi Batı aklının tekeline terk etmeme azmi, İslam dünyasının dünü ve bu günü için çözümlemeleri ve İslam’ın geleceği için bütünlüklü çalışma tavsiyeleri ile son dönem Müslüman düşünürleri içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu şüphesiz. Müslüman toplumlar olarak geleceğe yapacağımız en önemli yatırımların başında fütürizmle ciddi bir yaklaşım ile ilgilenmek olacaktır. Aynı zamanda teknolojiye ve teknolojik gelişmelere, toptan kabul veya toptan ret düzleminden bağımsız, özgün ve gerçekçi bir bakış açısı oluşturmak zorundayız. Girişimcilik ve start-up furyasının cezbedici popülerliği ile daha da güçlenen teknolojik gelecek beklentileri, iş hayatının hızlı akışıyla da normalleşmektedir. Ve son olarak unutmamamız gerekiyor ki var olanı anlamadan gelecek olanı anlayamayız.
Dipnotlar:
[1] https://www.haberturk.com/abdli-futurist-ray-kurzweil-den-gelecege-dair-ilginc-ongoruler-1731885-ekonomi. Erişim Tarihi: 25.03.2020.
[2] https://eqdergi.com/eq90/futurist-ongoruler-olumsuzluk-kapida/. Erişim Tarihi: 25.03.2020.
[3] https://tr.wikiquote.org/wiki/Alvin_Toffler. Erişim Tarihi: 30.03.2020
Yazar
İlgili Yazılar
Eleştirinin Maliyetine Giriş
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup’a İsmet Özel’in Yaklaşımları
Son dönemlerde üzerinde araştırmaların ve yeni kitapların yoğunlaştığı konulardan birisi de çağdaş İslâm düşüncesidir. Düşünce hayatımız açısından da önem taşıyan ve gerek üniversite gerekse üniversite dışında sürdürülen çalışmalar, İslam düşüncesinin var olup olmadığından başlayarak, adı ve içeriği konusunda çeşitli tartışmaların sürüp gittiğinin de göstergesidir. (Uyanık, 2005:454–459, Stepaniants, 2005:459–464, Karadaş, 2008) Hemen belirteyim ki, ben burada …
Pragmatizm; Şimdiki Doğrunun Geleceksizliği
“Pragmatistlere göre önemli olan, sadece kanaatlerimizi nasıl edindiğimiz değil, aynı zamanda, edinilen kanaatlerin gerçek (true) olup olmadığıdır… Pragmatizm, düşünce ve kanaatler konusunda yanılmacı (fallibilistic) bir görüş benimsemiştir. Pragmatizm araştırma sürecinde kesinliğe karşı olduğu gibi, şüphecilik kuramının ‘gerçeğe ve gerçek olana hiçbir zaman ulaşamayacağız, bunlara ulaşsak bile ulaşmış olduğumuzu bilemeyeceğiz’ yönündeki savlarını reddetmiştir.” Faydacılık, kolay olana …
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.