Bir telaş, bir yarış, bir hırs, bir kovalamaca… İyi de bu gidiş nereye? Nereye çıkar bu yol? Yolcu neden gittiği yolun doğruluğunu, yanlışlığını düşünmez? Bir geri dönüş olmayacak mı yol yanlış ise? Bir an önce pişman olup doğruya yönelmek sonradan yaşanacak pişmanlıklardan daha iyi değil mi? Nedir insanı tövbe etmekten alıkoyan? Yetmez mi gaflet ile geçirilen zamanlar? Umursamazlıklar… Kim diyebilir pişman olacak hiçbir şeyinin olmadığını? Hiçbir isyanın cezasız kalmayacağını bile bile.
Andan âna değişebilir yaşadıkça insan. İnişler, çıkışlar elbette olabilir; ama bütün bunlar karamsarlığa düşmek için yeterli neden olamaz ki… Her zaman bir çıkış yolu vardır. Pişmanlık duyulsun yeter ki… Bir açık kapı bekliyor pişmanlık duyanları… Rahmet ve mağfiret kapısı… Tövbe kapısı…
İnsan hata eder, günah işler; ama tövbe ederek Yaratan’ıyla yakınlık kurabilir. Samimi tövbe Allah’ın dostluğunu kazanabilmek için bir vesiledir çünkü. Yaratan’la kurulan her yeni dostluk yeni bir enerji kaynağıdır insan için.
Kendi elleriyle işledikleri yüzünden sürüklenir insan ateşe doğru. Gaflet uykusundan uyanmaz ise… İşledikleri kötülüklerden dolayı pişman olup tövbe etmez ise… İşlenen kötülükler, Allah ile insan arasındaki bağı zedelemekle kalmaz, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Tövbe bu uzaklaşmaya son verme çabasıdır. Eller O’na açılsın yeter ki.
Kendisine açılan elleri boş çevirmez O. Samimiyetle yakaran gönülleri… Pişmanlık nedeniyle dökülen gözyaşlarını…
Açılan mesafeler kapanır o zaman. Yol da güzel, yolcu da güzeldir tövbe imkânından yararlanıldığı an… Dünya hayatı ile sınırlı ilahi bir çıkış yoludur tövbe. Bu yoldan, akıllarını doğru kullananlar yararlanırlar ancak. Tövbe imkânını hatırlatacak o kadar şey varken onları görmemek, duymamak mümkün mü? Belalar, musibetler, hastalıklar, ölenlerin kervanına katılarak gidip de dönmeyenler…
Tövbe, son pişmanlıktan önce son fırsattır. İnsanın yanlışlarından, hatalarından dolayı tövbe etmesi gerekmez mi veda etmeden dünyaya? Allah, kullarının bu dünyadan arınarak ayrılmasını istiyor. Allah, ya tövbeleri çokça kabul eden olmasaydı?
Acele etmek gerek tövbe için. Elleri O’na açmak gerek. Umutsuzluk çukuruna düşmeden… Ömür sermayesi tükenmeden… Tövbe kapıları kapanmadan… Faydasız pişmanlıklara düşmeden…
“Rabbinizden mağfiret dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” şeklinde tufandan önce uyarıda bulunan Nuh peygamber gibi. “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra ona tövbe edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, gücünüze güç katsın” diyerek uyaran Hûd peygamber gibi.
İnsanı ve toplumu yeniden fıtratın özüyle, hidayet kaynağı olan vahiyle buluşturup inşa etmek için…
Tövbe… Islah temelli bir tevekkül ile… Sıkıntılardan, isyana girmekten korunmak için… Değişim, kurtuluş ve yeniden doğmak için… Karanlıklardan aydınlıklara hicret etmek için… Kaybedilenleri yeniden elde etmek için… Günahların iç dünyada bıraktıkları etkilerden kurtulmak için… Zedelenen gönüllerin durulması, sükûnete kavuşması için… Kur’an merkezli, sünnet eksenli sahih İslam’a ulaşmak için…
Tövbe… Yapılması gerekip de yapılmayanlar, yapılamaması gerekip de yapılanlar nedeniyle… Kötülüklerin yerine iyiliklerin yerleşmesi için bir çaba gösterilmemesi nedeniyle… Yanlış kararlar, yanlış tercihler, yanlış dostluklar, yanlış düşmanlıklar nedeniyle… İnkâra, isyana, zulme karşı tepkisiz kalınması nedeniyle…
Her günahın kendine özgü bir tövbesi, her karşı çıkışın da bir özür biçimi vardır. İnsanın kendini onarması ve kendini yeni bir inşaya tâbi tutup yararlı eylemlerde bulunması için öncelikle bir bilinç uyanışına ihtiyacı var.
Arınma bilinci… İşlenen hataların farkına vararak… Sonra pişmanlık duyarak yapılan hatalardan dolayı… Ardından, bozulup tahrip edilen ne varsa tamamını ıslah etmeye yönelerek… Kararlılıkla… İçtenlikle… Hak sahibinin hakkını ödeyerek… Helalleşerek… Uygun olmayan her türlü davranışı terk ederek… Yapılması gereken her şeyi yaparak… O zaman ancak günahla kirlenmiş önceki hayat tamamen terk edilmiş olur. O zaman ancak insan hem kendisiyle hem de Yaratan’ıyla barışma sürecine girer.
“Ben” yoktur, “biz” vardır dualarda… Ümmet bilinci bunu gerektirir çünkü…
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve iman etmiş olanlar için kalplerimizde kin bırakma.” denir eller açılarak. “Rabbimiz! Hesabın yapılacağı gün beni, annemi, babamı ve mü’minleri bağışla.” diyerek dua eden Hz. İbrahim gibi. “Rabbim! Beni, annemi, babamı, inanmış olarak evime gireni, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları bağışla. Zalimlerin de helâkinden başka bir şeyini artırma.” diyerek dua eden Hz. Nuh gibi…
Her şey Allah’ın takdirindedir elbette. Dilerse affeder, dilerse cezalandırır O. Allah’ın affına güvendirerek şeytanın ayartmasından sakınmak gerek. Doğru olan, ümit ile korku arasında bulunmaktır. Korku gafletten uyanmayı, kötülüklerden uzaklaşmayı kolaylaştırır. Ümit ise insana manevi bir destek verir. Her insanın yaşadığı sürece kendi içine dönmesi, kendini hesaba çekmesi gerek. Hele de Müslümanların… Ayakların nereye bastığını ölçmek ve var olan gücü tartmak için… Bilgi kaynağını, düşünsel ölçüleri, bireysel ve toplumsal kimliğin niteliklerini sahih olana uyarlamak için…
İlk tövbe eden, Hz. Âdem ile eşi Hz. Havva’dır kuşkusuz. Şeytanın vesvesesine kanıp Allah’ın ahdini unutmuş, azimet gösterememiş, şaşırmış ve yasak olan meyveden yemek suretiyle Allah’a asi olmuş; ama gerçeği çabuk kavramış, şeytanın vaadinin boş bir aldatmaca olduğunu anlamış, pişmanlık duyarak Rablerine yönelmişlerdir. Rableri de onları bağışlamıştır.
Tövbesi olmayan hiçbir günah yoktur ama ya kabul edilmeyen tövbeler… İman etmeyenlerin ölüm anında yaptıkları tövbeler… İman etikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri…
Dünyadayken tövbeleri kabul edilenler de var elbette. Tebük Seferi’ne katılmayan üç Müslümanın tövbelerinin kabul edilmesi… Uhud Savaşı’ndan geri dönenlerin tövbelerinin kabul edilmesi… Buzağıyı ilah edinen İsrailoğulları’nın tövbelerinin kabul edilmesi… İşledikleri hataların farkına varıp pişman olmuş, Allah’tan bağışlanma dilemişlerdi onlar.
“Pişmanlık tövbedir” elbette. Hatasından pişman olmayanın, günahında ısrar edenin dili ile tövbe etmesinin bir yararı olmaz ki… Günahta ısrar edip de günahı kendisini kuşatanlardan olmak ne kötü şey. Ya tövbesiz dünyadan ayrılmak?
Bir nasuh tövbesine ihtiyaç var. Dil ile tövbe edip kalp ile onaylamak… Ölünceye kadar bir daha günahlara dönmemek… Günahları sevaplarla değiştirip hayırlarda yarışmak…
Tövbe… İnsanın, hatalarının farkına vararak Allah’a yönelmesi, bağışlanmayı dilemesi ve acziyetini anlamasıdır tövbe… İnsanın, Allah’ın nimet ve lütuflarından yararlanma sebebi ve kaynağıdır tövbe. Bir kurtuluş vesilesidir, bir müjdedir tövbe… O’na dönmenin, O’na teslim olmanın adıdır tövbe… İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak, kötülükleri işlememeye kesin karar vermektir tövbe.
Tövbe, büyük bir arınma, temize çıkma, bilinci yenileme eylemidir. Tövbe, insanın kendisine zulmetmesinden sonra durumunun farkına varıp o durumdan vazgeçmesi, kurtulması, kendisini düzeltmesidir. İsyandan O’na dönüştür tövbe. Vuslat kapısının anahtarıdır tövbe. İlahi rahmete talip olmaktır tövbe.
Tövbe, insanın kendini bilme, kendini bulma sürecidir. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi, öz bilinç kazanmasıdır tövbe. Kararan, katılaşan kalplerin yumuşamasıdır tövbe. Tövbe, eksiklerden, hatalardan, ihmal edilenlerden dolayı ruhta meydana gelen tahribatı onarma arzusudur. Tövbe, bir iç onarımdır çünkü.
Tövbe, hatanın telafi edilmesidir. Tövbe, Allah’a güçlü bir söz veriştir. Hem günaha devam edip hem de her günahtan sonra dil ile bağışlanma dilemek değildir tövbe. Günah çıkarma işlemi de değildir tövbe.
Tövbe, Allah ile birlikte olma isteğidir. Tövbe, bütün seçenekler arasından Allah’ı tercih etmektir. Tövbe, insanın Allah ile diyaloğa geçmesi, O’na dileklerini iletip hatalarını itiraf etmesidir. Tövbe, insanın Allah’ı sevdiğinin göstergesidir. Tövbe, insanın Allah’a olan bağlılığını pekiştirmesidir. Tövbe ettikten sonra yeniden günaha dalmak Allah’a verilen sözden dönmek değil midir?
Tövbe, karamsarlığı elin tersiyle itmektir. Öze dönmek, asıl olana yönelmektir tövbe. Bir inkılâptır, bir çeşit kıyamdır tövbe.
Her tövbe yeni bir başlangıç, yeni bir doğuştur. Her tövbe yeni bir diriliş, yeni bir umuttur. Yelkenleri iyiliklere, güzelliklere doğru açmaktır her tövbe.
“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.” İSMET ÖZEL Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının …
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü olan …
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
Her Tövbe Yeni Bir Umuttur
Bir telaş, bir yarış, bir hırs, bir kovalamaca… İyi de bu gidiş nereye? Nereye çıkar bu yol? Yolcu neden gittiği yolun doğruluğunu, yanlışlığını düşünmez? Bir geri dönüş olmayacak mı yol yanlış ise? Bir an önce pişman olup doğruya yönelmek sonradan yaşanacak pişmanlıklardan daha iyi değil mi? Nedir insanı tövbe etmekten alıkoyan? Yetmez mi gaflet ile geçirilen zamanlar? Umursamazlıklar… Kim diyebilir pişman olacak hiçbir şeyinin olmadığını? Hiçbir isyanın cezasız kalmayacağını bile bile.
Andan âna değişebilir yaşadıkça insan. İnişler, çıkışlar elbette olabilir; ama bütün bunlar karamsarlığa düşmek için yeterli neden olamaz ki… Her zaman bir çıkış yolu vardır. Pişmanlık duyulsun yeter ki… Bir açık kapı bekliyor pişmanlık duyanları… Rahmet ve mağfiret kapısı… Tövbe kapısı…
İnsan hata eder, günah işler; ama tövbe ederek Yaratan’ıyla yakınlık kurabilir. Samimi tövbe Allah’ın dostluğunu kazanabilmek için bir vesiledir çünkü. Yaratan’la kurulan her yeni dostluk yeni bir enerji kaynağıdır insan için.
Kendi elleriyle işledikleri yüzünden sürüklenir insan ateşe doğru. Gaflet uykusundan uyanmaz ise… İşledikleri kötülüklerden dolayı pişman olup tövbe etmez ise… İşlenen kötülükler, Allah ile insan arasındaki bağı zedelemekle kalmaz, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Tövbe bu uzaklaşmaya son verme çabasıdır. Eller O’na açılsın yeter ki.
Kendisine açılan elleri boş çevirmez O. Samimiyetle yakaran gönülleri… Pişmanlık nedeniyle dökülen gözyaşlarını…
Açılan mesafeler kapanır o zaman. Yol da güzel, yolcu da güzeldir tövbe imkânından yararlanıldığı an… Dünya hayatı ile sınırlı ilahi bir çıkış yoludur tövbe. Bu yoldan, akıllarını doğru kullananlar yararlanırlar ancak. Tövbe imkânını hatırlatacak o kadar şey varken onları görmemek, duymamak mümkün mü? Belalar, musibetler, hastalıklar, ölenlerin kervanına katılarak gidip de dönmeyenler…
Tövbe, son pişmanlıktan önce son fırsattır. İnsanın yanlışlarından, hatalarından dolayı tövbe etmesi gerekmez mi veda etmeden dünyaya? Allah, kullarının bu dünyadan arınarak ayrılmasını istiyor. Allah, ya tövbeleri çokça kabul eden olmasaydı?
Acele etmek gerek tövbe için. Elleri O’na açmak gerek. Umutsuzluk çukuruna düşmeden… Ömür sermayesi tükenmeden… Tövbe kapıları kapanmadan… Faydasız pişmanlıklara düşmeden…
“Rabbinizden mağfiret dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” şeklinde tufandan önce uyarıda bulunan Nuh peygamber gibi. “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra ona tövbe edin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, gücünüze güç katsın” diyerek uyaran Hûd peygamber gibi.
İnsanı ve toplumu yeniden fıtratın özüyle, hidayet kaynağı olan vahiyle buluşturup inşa etmek için…
Tövbe… Islah temelli bir tevekkül ile… Sıkıntılardan, isyana girmekten korunmak için… Değişim, kurtuluş ve yeniden doğmak için… Karanlıklardan aydınlıklara hicret etmek için… Kaybedilenleri yeniden elde etmek için… Günahların iç dünyada bıraktıkları etkilerden kurtulmak için… Zedelenen gönüllerin durulması, sükûnete kavuşması için… Kur’an merkezli, sünnet eksenli sahih İslam’a ulaşmak için…
Tövbe… Yapılması gerekip de yapılmayanlar, yapılamaması gerekip de yapılanlar nedeniyle… Kötülüklerin yerine iyiliklerin yerleşmesi için bir çaba gösterilmemesi nedeniyle… Yanlış kararlar, yanlış tercihler, yanlış dostluklar, yanlış düşmanlıklar nedeniyle… İnkâra, isyana, zulme karşı tepkisiz kalınması nedeniyle…
Arınma bilinci… İşlenen hataların farkına vararak… Sonra pişmanlık duyarak yapılan hatalardan dolayı… Ardından, bozulup tahrip edilen ne varsa tamamını ıslah etmeye yönelerek… Kararlılıkla… İçtenlikle… Hak sahibinin hakkını ödeyerek… Helalleşerek… Uygun olmayan her türlü davranışı terk ederek… Yapılması gereken her şeyi yaparak… O zaman ancak günahla kirlenmiş önceki hayat tamamen terk edilmiş olur. O zaman ancak insan hem kendisiyle hem de Yaratan’ıyla barışma sürecine girer.
“Ben” yoktur, “biz” vardır dualarda… Ümmet bilinci bunu gerektirir çünkü…
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve iman etmiş olanlar için kalplerimizde kin bırakma.” denir eller açılarak. “Rabbimiz! Hesabın yapılacağı gün beni, annemi, babamı ve mü’minleri bağışla.” diyerek dua eden Hz. İbrahim gibi. “Rabbim! Beni, annemi, babamı, inanmış olarak evime gireni, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları bağışla. Zalimlerin de helâkinden başka bir şeyini artırma.” diyerek dua eden Hz. Nuh gibi…
Her şey Allah’ın takdirindedir elbette. Dilerse affeder, dilerse cezalandırır O. Allah’ın affına güvendirerek şeytanın ayartmasından sakınmak gerek. Doğru olan, ümit ile korku arasında bulunmaktır. Korku gafletten uyanmayı, kötülüklerden uzaklaşmayı kolaylaştırır. Ümit ise insana manevi bir destek verir. Her insanın yaşadığı sürece kendi içine dönmesi, kendini hesaba çekmesi gerek. Hele de Müslümanların… Ayakların nereye bastığını ölçmek ve var olan gücü tartmak için… Bilgi kaynağını, düşünsel ölçüleri, bireysel ve toplumsal kimliğin niteliklerini sahih olana uyarlamak için…
İlk tövbe eden, Hz. Âdem ile eşi Hz. Havva’dır kuşkusuz. Şeytanın vesvesesine kanıp Allah’ın ahdini unutmuş, azimet gösterememiş, şaşırmış ve yasak olan meyveden yemek suretiyle Allah’a asi olmuş; ama gerçeği çabuk kavramış, şeytanın vaadinin boş bir aldatmaca olduğunu anlamış, pişmanlık duyarak Rablerine yönelmişlerdir. Rableri de onları bağışlamıştır.
Tövbesi olmayan hiçbir günah yoktur ama ya kabul edilmeyen tövbeler… İman etmeyenlerin ölüm anında yaptıkları tövbeler… İman etikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri…
Dünyadayken tövbeleri kabul edilenler de var elbette. Tebük Seferi’ne katılmayan üç Müslümanın tövbelerinin kabul edilmesi… Uhud Savaşı’ndan geri dönenlerin tövbelerinin kabul edilmesi… Buzağıyı ilah edinen İsrailoğulları’nın tövbelerinin kabul edilmesi… İşledikleri hataların farkına varıp pişman olmuş, Allah’tan bağışlanma dilemişlerdi onlar.
“Pişmanlık tövbedir” elbette. Hatasından pişman olmayanın, günahında ısrar edenin dili ile tövbe etmesinin bir yararı olmaz ki… Günahta ısrar edip de günahı kendisini kuşatanlardan olmak ne kötü şey. Ya tövbesiz dünyadan ayrılmak?
Bir nasuh tövbesine ihtiyaç var. Dil ile tövbe edip kalp ile onaylamak… Ölünceye kadar bir daha günahlara dönmemek… Günahları sevaplarla değiştirip hayırlarda yarışmak…
Tövbe… İnsanın, hatalarının farkına vararak Allah’a yönelmesi, bağışlanmayı dilemesi ve acziyetini anlamasıdır tövbe… İnsanın, Allah’ın nimet ve lütuflarından yararlanma sebebi ve kaynağıdır tövbe. Bir kurtuluş vesilesidir, bir müjdedir tövbe… O’na dönmenin, O’na teslim olmanın adıdır tövbe… İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak, kötülükleri işlememeye kesin karar vermektir tövbe.
Tövbe, büyük bir arınma, temize çıkma, bilinci yenileme eylemidir. Tövbe, insanın kendisine zulmetmesinden sonra durumunun farkına varıp o durumdan vazgeçmesi, kurtulması, kendisini düzeltmesidir. İsyandan O’na dönüştür tövbe. Vuslat kapısının anahtarıdır tövbe. İlahi rahmete talip olmaktır tövbe.
Tövbe, insanın kendini bilme, kendini bulma sürecidir. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi, öz bilinç kazanmasıdır tövbe. Kararan, katılaşan kalplerin yumuşamasıdır tövbe. Tövbe, eksiklerden, hatalardan, ihmal edilenlerden dolayı ruhta meydana gelen tahribatı onarma arzusudur. Tövbe, bir iç onarımdır çünkü.
Tövbe, hatanın telafi edilmesidir. Tövbe, Allah’a güçlü bir söz veriştir. Hem günaha devam edip hem de her günahtan sonra dil ile bağışlanma dilemek değildir tövbe. Günah çıkarma işlemi de değildir tövbe.
Tövbe, Allah ile birlikte olma isteğidir. Tövbe, bütün seçenekler arasından Allah’ı tercih etmektir. Tövbe, insanın Allah ile diyaloğa geçmesi, O’na dileklerini iletip hatalarını itiraf etmesidir. Tövbe, insanın Allah’ı sevdiğinin göstergesidir. Tövbe, insanın Allah’a olan bağlılığını pekiştirmesidir. Tövbe ettikten sonra yeniden günaha dalmak Allah’a verilen sözden dönmek değil midir?
Tövbe, karamsarlığı elin tersiyle itmektir. Öze dönmek, asıl olana yönelmektir tövbe. Bir inkılâptır, bir çeşit kıyamdır tövbe.
Her tövbe yeni bir başlangıç, yeni bir doğuştur. Her tövbe yeni bir diriliş, yeni bir umuttur. Yelkenleri iyiliklere, güzelliklere doğru açmaktır her tövbe.
İlgili Yazılar
Bir Heves Olarak İslami Hareket Veya İslami Dâvâcılık
“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.” İSMET ÖZEL Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının …
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Düşünmeyi Düşünmek
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü olan …
Kuzum Ayıp mı Çalışmak Günah mı Yük Taşımak
Bütün günahlar boşlukları doldurma çabalarıdır.
Mektup IX
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…