“Farklı bir yaşayış tarzını tercih eden bir kişi, bu ilkeler konusunda duyarlı olan birilerinin yanında emre itaat veya sevap düşüncesi olmaksızın onlara uymalıdır.”
Herkes bir birey olarak bir aileye, bir akraba grubuna ve bir topluma aittir. Bu toplulukların beraberce ve huzur içinde yaşayabilmeleri için birtakım kurallar vardır. Her bir topluluk kendi kurallarını koyar ve bireyler bu kurallara uyarlar. En üstte dinî değerler vardır. Herkes hassasiyeti oranında dininin gereklerini yerine getirir. Toplum kuralları dinin değerlerine aykırı olmadığı sürece, birlikte yaşamanın gereği olarak bu kurallara da uyulur. Her ailenin de kendince koyduğu birtakım kuralları vardır. Aile bireyleri ancak bu kurallara uyulduğu takdirde bir arada ve huzurlu yaşayabilirler.
Bir genç, bu toplumda; “Ben 18 yaşını geçtim, dilediğimi yapar, dilediğim gibi yaşarım.” diyebilir mi? Birlikte yaşamanın kuralları gereği diyemez. Dinî değerlere, ailenin ve toplumun değerlerine saygılı davranmalıdır. Başka dinden olanların bile oruç tutanlara saygısından dolayı yanlarında bir şeyler yemediği bir anlayış her zaman övülmüştür. Sigara içen bir kişi başkalarına da zarar verdiği için yanlarında içemez. Okula giden bir talebe okulun kıyafet dâhil her kuralına uymalıdır. Ders saatinde “Benim canım dışarı çıkmak istiyor.” diyemez. Veya sabah sekizde işbaşı yapan bir çalışan “Ben o saatlerde uyurum, gelemem!” diyemez. Can güvenliği ve yolların huzuru için konulan trafik kurallarına kimse uymamazlık yapamaz. Bu zorunluluğun ceza sistemi ile de yaptırım gücü artırılmıştır.
“Dinde zorlama yoktur!” ilkesi gereği, kimse kimseye hangi dini tercih ettiği veya tercih ettiği dini yaşayıp yaşamadığı konusunda zorlama yapamaz. Ancak dinî değerler iki boyutludur. Biri dünyayı, diğeri de ahireti ilgilendirir. Toplumun ve ailenin dinî değerlerine saygılı davranmak dünyevî bir görevdir. Ahireti ilgilendiren boyutu ise kişinin Allah ile arasındaki samimiyeti ile alâkalı bir durumdur. Allah’ın emirlerini ne kadar istekle ve gönülden yapar, yasaklarına da ne kadar titizlikle dikkat eder ve uyarsa, alacağı mükâfat da o kadar yüksek olur.
Kimse kimseye zorla Allah’ın bir emrini yaptıramaz ve onu ihlaslı yapamaz. Ama aile ve toplumun düzeni için konulan birtakım kurallara kişi, içinden gelmese de uymalı, asla küçümsememelidir. Çünkü bunlar toplumun ıslahı, birlikteliği ve huzuru için gereklidir.
Mesela toplumda hâkim olan dinin bayramlarına o toplumun üyeleri o dini kabul etmeseler de uymak durumundadırlar. Nasıl ki tatil diye işe gitmiyorlarsa, akraba ziyareti, ikram gibi örf haline gelmiş adetlerine de uymalıdırlar.
Bu gibi gelenek haline gelmiş dinî değerler toplumları bir arada tutan kültürü de oluştururlar.
Maddî olarak bazı işlerde nasıl zorunluluk varsa, herkesi ilgilendiren örf haline gelmiş bazı davranışlarda da belli bir zorunluluk olmalıdır.
Müslüman bir ailede yetişen bir kişinin ancak tek olarak kendini ilgilendiren durumlarda serbestliği söz konusu olabilir. Bu durumda da asla bunun hakkında konuşmaması ve aksi propaganda yapmaması gerekir. Gelecek nesilleri veya diğer yaşıtlarını yanlış etkileyecek hiçbir davranışa izin verilemez.
Mesela kimilerinin, Allah’ın örtü emrini kabul etmemeleri ya da bu emre uymamaları kendi bilecekleri bir iştir. Buna saygı duyulmasını istemeleri ise yanlıştır. Bu emre uyanlara saygı duymaları ve birlikte yaşarken onlara göre davranmaları gereken kendileridir.
İlkesizce yaşayanlar belli bir ilkesi olanlara her zaman saygı duymalıdırlar. Hele bu ilkeler nefsî veya kişilerin koyduğu ilkeler değil de yüce yaratıcının koyduğu ilkeler ise daha da dikkatli olmalıdırlar.
Farklı bir yaşayış tarzını tercih eden bir kişi, bu ilkeler konusunda duyarlı olan birilerinin yanında emre itaat veya sevap düşüncesi olmaksızın onlara uymalıdır.
Bu, bir ikiyüzlülükten ziyade karşısındakinin değerlerine bir saygı ifadesidir. Özellikle yasak olan şeylerden, onların yanında kaçınmalıdır.
Yine örtünmeden örnek verecek olursak, kendisi bu emri yerine getirmeyen bir kişi olsa da ev içinde, ailedeki bireyleri rahatsız edebilecek bir kıyafeti giymemelidir. Dışarıda ailenin onuruna zarar verecek bir davranış ve duruş sergilememelidir. Değilse birlikte yaşamanın bir anlamı kalmaz ve bu birliktelik mutluluk vermekten çıkar, sıkıntı oluşturmaya başlar.
Önemli bir sosyal gerçeklik şudur: Ortak değerler azaldığı veya yok olduğu zaman ailenin ve toplumun dağılması, yıkılması kaçınılmazdır. Bu değerlere isteklice, samimiyetle bağlanan, hem dünya hem de ahiret mutluluğunu elde etmiş demektir.
Zoraki, gönülsüzce yapanlar ise ikisini de kaybetmiştir.
1963 yılında Düzce’de doğdu. Hayatının farklı dönemlerinde Konya ve Ankara’da yaşadı. Hâlen İstanbul’da ikamet etmektedir. Yedi çocuk annesidir.
Ailesiyle birlikte 1999-2002 yılları arasında aylık yayımlanan Adak Çocuk dergisini çıkardı.
Yazarın; Bana Bir Hastalık Dokundu, Meryemler Mabedi Terk Ederse ve çocuk eğitimi üzerine kaleme aldığı Göz Aydınlığı: Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler adlı kitapları bulunmaktadır. Yazı çalışmalarını Nida Dergisi bünyesinde sürdürmektedir.
Samimiyet; kirlenmemiş, temiz, saf, arı – duru, ihlaslı, sadakatli olmak, içten davranmak demektir. Gerçekçi olmaktır. Gerçek demektir. İnanılan gerçeğin, fiillere yansımasıdır. Somutlaşmasıdır. Şekle dönüşmesidir. Fiillerin, inanç ve düşünceye uyum sağlamasıdır. Ruh ile bedenin zıtlaşmaması, ayrı düşmemesi; bir ve beraber olmasıdır. Yekvücut haline gelmesidir. İnancın, düşüncenin ve davranışların gerçekle, doğrulukla mayalanışı demektir samimiyet. Samimiyetsizlik; kişinin kendisini …
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Bir gün dalıp gitsem diyorum henüz erişemediğim topraklarıma. Belli belirsiz düşler içinde hep o aynı başlangıca. Öze. Hakikatin sıradanlığına. Her zaman yaptığım gibi huzursuz bir anımda anneme söylendim uzun uzun ve dediğim dedik bir dik kafalılıkla. Hadi anne gidelim, gidelim dedim feveran ederek. Topraktan kopmuş ne kadar yer varsa terk edelim ve bir kurtuluş meşalesinin öncüsü olalım bu diyarlarda. Bu düşünüş her vakit içimdeki acıyı kılcal damarlarımdan ağır ağır türlü yerlerime yayıp durur ve acının türlü şekillerini keşfettirirdi.
Din, Toplum ve Aile Kuralları – Özgürlüğün sınırı –
“Farklı bir yaşayış tarzını tercih eden bir kişi, bu ilkeler konusunda duyarlı olan birilerinin yanında emre itaat veya sevap düşüncesi olmaksızın onlara uymalıdır.”
Herkes bir birey olarak bir aileye, bir akraba grubuna ve bir topluma aittir. Bu toplulukların beraberce ve huzur içinde yaşayabilmeleri için birtakım kurallar vardır. Her bir topluluk kendi kurallarını koyar ve bireyler bu kurallara uyarlar. En üstte dinî değerler vardır. Herkes hassasiyeti oranında dininin gereklerini yerine getirir. Toplum kuralları dinin değerlerine aykırı olmadığı sürece, birlikte yaşamanın gereği olarak bu kurallara da uyulur. Her ailenin de kendince koyduğu birtakım kuralları vardır. Aile bireyleri ancak bu kurallara uyulduğu takdirde bir arada ve huzurlu yaşayabilirler.
Bir genç, bu toplumda; “Ben 18 yaşını geçtim, dilediğimi yapar, dilediğim gibi yaşarım.” diyebilir mi? Birlikte yaşamanın kuralları gereği diyemez. Dinî değerlere, ailenin ve toplumun değerlerine saygılı davranmalıdır. Başka dinden olanların bile oruç tutanlara saygısından dolayı yanlarında bir şeyler yemediği bir anlayış her zaman övülmüştür. Sigara içen bir kişi başkalarına da zarar verdiği için yanlarında içemez. Okula giden bir talebe okulun kıyafet dâhil her kuralına uymalıdır. Ders saatinde “Benim canım dışarı çıkmak istiyor.” diyemez. Veya sabah sekizde işbaşı yapan bir çalışan “Ben o saatlerde uyurum, gelemem!” diyemez. Can güvenliği ve yolların huzuru için konulan trafik kurallarına kimse uymamazlık yapamaz. Bu zorunluluğun ceza sistemi ile de yaptırım gücü artırılmıştır.
“Dinde zorlama yoktur!” ilkesi gereği, kimse kimseye hangi dini tercih ettiği veya tercih ettiği dini yaşayıp yaşamadığı konusunda zorlama yapamaz. Ancak dinî değerler iki boyutludur. Biri dünyayı, diğeri de ahireti ilgilendirir. Toplumun ve ailenin dinî değerlerine saygılı davranmak dünyevî bir görevdir. Ahireti ilgilendiren boyutu ise kişinin Allah ile arasındaki samimiyeti ile alâkalı bir durumdur. Allah’ın emirlerini ne kadar istekle ve gönülden yapar, yasaklarına da ne kadar titizlikle dikkat eder ve uyarsa, alacağı mükâfat da o kadar yüksek olur.
Kimse kimseye zorla Allah’ın bir emrini yaptıramaz ve onu ihlaslı yapamaz. Ama aile ve toplumun düzeni için konulan birtakım kurallara kişi, içinden gelmese de uymalı, asla küçümsememelidir. Çünkü bunlar toplumun ıslahı, birlikteliği ve huzuru için gereklidir.
Mesela toplumda hâkim olan dinin bayramlarına o toplumun üyeleri o dini kabul etmeseler de uymak durumundadırlar. Nasıl ki tatil diye işe gitmiyorlarsa, akraba ziyareti, ikram gibi örf haline gelmiş adetlerine de uymalıdırlar.
Bu gibi gelenek haline gelmiş dinî değerler toplumları bir arada tutan kültürü de oluştururlar.
Maddî olarak bazı işlerde nasıl zorunluluk varsa, herkesi ilgilendiren örf haline gelmiş bazı davranışlarda da belli bir zorunluluk olmalıdır.
Müslüman bir ailede yetişen bir kişinin ancak tek olarak kendini ilgilendiren durumlarda serbestliği söz konusu olabilir. Bu durumda da asla bunun hakkında konuşmaması ve aksi propaganda yapmaması gerekir. Gelecek nesilleri veya diğer yaşıtlarını yanlış etkileyecek hiçbir davranışa izin verilemez.
Mesela kimilerinin, Allah’ın örtü emrini kabul etmemeleri ya da bu emre uymamaları kendi bilecekleri bir iştir. Buna saygı duyulmasını istemeleri ise yanlıştır. Bu emre uyanlara saygı duymaları ve birlikte yaşarken onlara göre davranmaları gereken kendileridir.
İlkesizce yaşayanlar belli bir ilkesi olanlara her zaman saygı duymalıdırlar. Hele bu ilkeler nefsî veya kişilerin koyduğu ilkeler değil de yüce yaratıcının koyduğu ilkeler ise daha da dikkatli olmalıdırlar.
Farklı bir yaşayış tarzını tercih eden bir kişi, bu ilkeler konusunda duyarlı olan birilerinin yanında emre itaat veya sevap düşüncesi olmaksızın onlara uymalıdır.
Bu, bir ikiyüzlülükten ziyade karşısındakinin değerlerine bir saygı ifadesidir. Özellikle yasak olan şeylerden, onların yanında kaçınmalıdır.
Yine örtünmeden örnek verecek olursak, kendisi bu emri yerine getirmeyen bir kişi olsa da ev içinde, ailedeki bireyleri rahatsız edebilecek bir kıyafeti giymemelidir. Dışarıda ailenin onuruna zarar verecek bir davranış ve duruş sergilememelidir. Değilse birlikte yaşamanın bir anlamı kalmaz ve bu birliktelik mutluluk vermekten çıkar, sıkıntı oluşturmaya başlar.
Önemli bir sosyal gerçeklik şudur: Ortak değerler azaldığı veya yok olduğu zaman ailenin ve toplumun dağılması, yıkılması kaçınılmazdır. Bu değerlere isteklice, samimiyetle bağlanan, hem dünya hem de ahiret mutluluğunu elde etmiş demektir.
Zoraki, gönülsüzce yapanlar ise ikisini de kaybetmiştir.
Yazar
1963 yılında Düzce’de doğdu. Hayatının farklı dönemlerinde Konya ve Ankara’da yaşadı. Hâlen İstanbul’da ikamet etmektedir. Yedi çocuk annesidir.
Ailesiyle birlikte 1999-2002 yılları arasında aylık yayımlanan Adak Çocuk dergisini çıkardı.
Yazarın; Bana Bir Hastalık Dokundu, Meryemler Mabedi Terk Ederse ve çocuk eğitimi üzerine kaleme aldığı Göz Aydınlığı: Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler adlı kitapları bulunmaktadır. Yazı çalışmalarını Nida Dergisi bünyesinde sürdürmektedir.
İlgili Yazılar
Samimiyet Sınavında Başarımız
Samimiyet; kirlenmemiş, temiz, saf, arı – duru, ihlaslı, sadakatli olmak, içten davranmak demektir. Gerçekçi olmaktır. Gerçek demektir. İnanılan gerçeğin, fiillere yansımasıdır. Somutlaşmasıdır. Şekle dönüşmesidir. Fiillerin, inanç ve düşünceye uyum sağlamasıdır. Ruh ile bedenin zıtlaşmaması, ayrı düşmemesi; bir ve beraber olmasıdır. Yekvücut haline gelmesidir. İnancın, düşüncenin ve davranışların gerçekle, doğrulukla mayalanışı demektir samimiyet. Samimiyetsizlik; kişinin kendisini …
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Neleri Topluyoruz
“Cehennem, arkasını dönüp yüz çevireni ve (servet) toplayıp yığan kimseyi kendine çağırır.” (Me’aric 17-18) …
Konuşularak Yapılan Masallar
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Vatandan Uzakta
Bir gün dalıp gitsem diyorum henüz erişemediğim topraklarıma. Belli belirsiz düşler içinde hep o aynı başlangıca. Öze. Hakikatin sıradanlığına. Her zaman yaptığım gibi huzursuz bir anımda anneme söylendim uzun uzun ve dediğim dedik bir dik kafalılıkla. Hadi anne gidelim, gidelim dedim feveran ederek. Topraktan kopmuş ne kadar yer varsa terk edelim ve bir kurtuluş meşalesinin öncüsü olalım bu diyarlarda. Bu düşünüş her vakit içimdeki acıyı kılcal damarlarımdan ağır ağır türlü yerlerime yayıp durur ve acının türlü şekillerini keşfettirirdi.