Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi. Yoksa onca kıssayı ya da masalı sadece eğlence olsun diye anlatmıyorlardı herhalde.
Masalların içinde korkunç kötüler vardı, birde iyiler… İyilik yapanlar hep mutlu sona ulaşırdı. Sevinirdik… Korkunç kötüler de zalimlikleriyle bize rüyalarımızda bile uğrarlardı…
Mesleği ticaret olan kardeşim anlatıyor; “Borç verdiğim birkaç kişi, ödeme vakti geçtiği halde borçlarını ödemiyorlar, istemeye de gönlüm razı değil. Ben de çok sıkışık durumdayım, ne yapacağımı bilmiyorum.”
Bu yazının devamı
185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Görsel bir çağda yaşıyoruz ve hareketli görüntüler, hayatımızı şekillendirmede büyük bir rol oynuyor. Filmler bize bir şeyler öğretebilir, bazı konular hakkında bizleri haberdar
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez.
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde.
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Biz eskiden…
Eskiden…
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi. Yoksa onca kıssayı ya da masalı sadece eğlence olsun diye anlatmıyorlardı herhalde.
Masalların içinde korkunç kötüler vardı, birde iyiler… İyilik yapanlar hep mutlu sona ulaşırdı. Sevinirdik… Korkunç kötüler de zalimlikleriyle bize rüyalarımızda bile uğrarlardı…
Mesleği ticaret olan kardeşim anlatıyor; “Borç verdiğim birkaç kişi, ödeme vakti geçtiği halde borçlarını ödemiyorlar, istemeye de gönlüm razı değil. Ben de çok sıkışık durumdayım, ne yapacağımı bilmiyorum.”
Bu yazının devamı 185. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Demir Dev ve Ben Filistinliyim
Görsel bir çağda yaşıyoruz ve hareketli görüntüler, hayatımızı şekillendirmede büyük bir rol oynuyor. Filmler bize bir şeyler öğretebilir, bazı konular hakkında bizleri haberdar
“Eller Ne Derse Desin, Kullar Kader Yazamaz”
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez.
Sevgiyle Yap
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Ölümsüzler Köyü
Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde.
Alışverişe devam et