Daha iyisi için değişiyordu her şey. Daha yenisi, büyüğü, güzeli için… Ya da daha küçüğü, daha az yer kaplayanı, daha az renklisi için. Evlerimiz hızlanıyordu günden güne. Çocuk, evini seçemiyordu, arkadaşına tarif etmek için. Öyle günlerdi. Kuşatılmıştı renkler. Kuş sesleri, telefon oyunlarından bile kesilmişti. Babasının en çok neye güldüğünü unutan çocuklar, sabahtan akşama kadar şıkları işaretliyordu. Hatırlamadık, duvarda nakışlı, ütülü zarf gibi dikilmiş Mushaf kabı asılırdı, ekseri yeşil ve beyaz renkli. Kapılar kilitlenmez, bir tül eserdi, eşiği temiz. Girişte kolonya ve mendil… Unuttuk. Avlumuz kesildi. Batıya döndü aynası konsolun.
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Bu yazıda edebiyatın iyileştirici ve birleştirici gücünü arkasına alarak, tekdüze didaktik bir öğretiden uzaklaşıp lirik bir atmosfer içinde çocuk okurları hayatın her zerresinde bir mucize aramaya davet eden Mustafa Ökkeş Evren’in 40 Hazine adlı eseri,
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu.
“İslam, pragmatik bir din midir?” sorusuna; “Evet, İslam pragmatik bir dindir.” diye cevap vermek de “Hayır, pragmatik değildir.” diye cevap vermek de mümkündür. Peki, aynı soruya hem “Evet” hem “Hayır” diyerek cevap vermek saçmalık değil midir? diye soran birine de: “Evet, saçmalık gibi görünüyor fakat aynı zamanda saçmalık değil, makul ve mantıklıdır.” diye de cevap …
Sevgiyle Yap
“Ak duvarlarınız olacak dal gölgeli
Ak tutun yüreğinizi
Gül yastığı sol yanı boş komayın”
Cengiz Bektaş
Daha iyisi için değişiyordu her şey. Daha yenisi, büyüğü, güzeli için… Ya da daha küçüğü, daha az yer kaplayanı, daha az renklisi için. Evlerimiz hızlanıyordu günden güne. Çocuk, evini seçemiyordu, arkadaşına tarif etmek için. Öyle günlerdi. Kuşatılmıştı renkler. Kuş sesleri, telefon oyunlarından bile kesilmişti. Babasının en çok neye güldüğünü unutan çocuklar, sabahtan akşama kadar şıkları işaretliyordu. Hatırlamadık, duvarda nakışlı, ütülü zarf gibi dikilmiş Mushaf kabı asılırdı, ekseri yeşil ve beyaz renkli. Kapılar kilitlenmez, bir tül eserdi, eşiği temiz. Girişte kolonya ve mendil… Unuttuk. Avlumuz kesildi. Batıya döndü aynası konsolun.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
195. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Şam’dan Dostum Geldi: Bin Dilde Hakikat Şarkısı Söyledi
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
Kurmacanın İzinden
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Kelimelerin Kalbinden Çocukların Dünyasına: 40 Hazine
Bu yazıda edebiyatın iyileştirici ve birleştirici gücünü arkasına alarak, tekdüze didaktik bir öğretiden uzaklaşıp lirik bir atmosfer içinde çocuk okurları hayatın her zerresinde bir mucize aramaya davet eden Mustafa Ökkeş Evren’in 40 Hazine adlı eseri,
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu.
Pragmatizmden Ekmek Çıkmaz; Fikir Jimnastiğinden Gayri
“İslam, pragmatik bir din midir?” sorusuna; “Evet, İslam pragmatik bir dindir.” diye cevap vermek de “Hayır, pragmatik değildir.” diye cevap vermek de mümkündür. Peki, aynı soruya hem “Evet” hem “Hayır” diyerek cevap vermek saçmalık değil midir? diye soran birine de: “Evet, saçmalık gibi görünüyor fakat aynı zamanda saçmalık değil, makul ve mantıklıdır.” diye de cevap …
Alışverişe devam et