Daha iyisi için değişiyordu her şey. Daha yenisi, büyüğü, güzeli için… Ya da daha küçüğü, daha az yer kaplayanı, daha az renklisi için. Evlerimiz hızlanıyordu günden güne. Çocuk, evini seçemiyordu, arkadaşına tarif etmek için. Öyle günlerdi. Kuşatılmıştı renkler. Kuş sesleri, telefon oyunlarından bile kesilmişti. Babasının en çok neye güldüğünü unutan çocuklar, sabahtan akşama kadar şıkları işaretliyordu. Hatırlamadık, duvarda nakışlı, ütülü zarf gibi dikilmiş Mushaf kabı asılırdı, ekseri yeşil ve beyaz renkli. Kapılar kilitlenmez, bir tül eserdi, eşiği temiz. Girişte kolonya ve mendil… Unuttuk. Avlumuz kesildi. Batıya döndü aynası konsolun.
Bu yazının devamı
195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
Bir isyan görünce korkarım. Bilmeyebilir insan, unutabilir, gaflet edebilir, şaşırabilir, bir yanlışlık yapabilir… Ama yaratılan aciz bir kul, Yaratanına böyle bir cevap verebilir mi? Bu ne cüret! Ahiretin ve hesabın gerçek olduğuna dair yüzde bir ihtimal veren bir kimsenin dahi söyleyebileceği bir söz müdür bu?
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
Sevgiyle Yap
“Ak duvarlarınız olacak dal gölgeli
Ak tutun yüreğinizi
Gül yastığı sol yanı boş komayın”
Cengiz Bektaş
Daha iyisi için değişiyordu her şey. Daha yenisi, büyüğü, güzeli için… Ya da daha küçüğü, daha az yer kaplayanı, daha az renklisi için. Evlerimiz hızlanıyordu günden güne. Çocuk, evini seçemiyordu, arkadaşına tarif etmek için. Öyle günlerdi. Kuşatılmıştı renkler. Kuş sesleri, telefon oyunlarından bile kesilmişti. Babasının en çok neye güldüğünü unutan çocuklar, sabahtan akşama kadar şıkları işaretliyordu. Hatırlamadık, duvarda nakışlı, ütülü zarf gibi dikilmiş Mushaf kabı asılırdı, ekseri yeşil ve beyaz renkli. Kapılar kilitlenmez, bir tül eserdi, eşiği temiz. Girişte kolonya ve mendil… Unuttuk. Avlumuz kesildi. Batıya döndü aynası konsolun.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
Sen Değerlerini Korursan Değerlerin de Seni Korur
Bir isyan görünce korkarım. Bilmeyebilir insan, unutabilir, gaflet edebilir, şaşırabilir, bir yanlışlık yapabilir… Ama yaratılan aciz bir kul, Yaratanına böyle bir cevap verebilir mi? Bu ne cüret! Ahiretin ve hesabın gerçek olduğuna dair yüzde bir ihtimal veren bir kimsenin dahi söyleyebileceği bir söz müdür bu?
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Robot Ron Bir Sorun Var & Yumurtalar
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.