“Dinin onayı olmadan ahlâki karakterin oluşması pek mümkün değildir. Herkesin zamanla psikolojik yapısından da destek alarak dayanılmaz baskılara bile karşı koyabilmesi, kendisine hâkim olması mümkündür. Mümkün olduğuna göre bu iş önemi itibarıyla hayatımızın öncelikli meselesi olmalı. İçsel dürtülerimizi canlandırmaya neden olacak heyecanları, zevkleri, fikirleri hatta duyguları sınırlamak zorundayız çünkü mutluluğumuz irademize hâkim olmaktan geçiyor. Mutluluk yoğun şekilde dikkatimizi irademiz üzerinde tutmamıza bağlı. Sadece mutluluğumuz değil zihinsel açıdan gelişimimiz de irade terbiyesinden geçiyor. İşin püf noktası büyük sabır göstermekte saklı. Sanıldığının aksine bilimsel, büyük edebi eserler olağanüstü beyinler sayesinde değil, başarılı bir otokontrol ve kendine hâkim olma neticesinde doğar.’’
Jules Payot’un 19. yüzyılda yazmış olduğu kitap, başarı ve mutluluğun en temel faktörü olarak irade terbiyesini konu ediniyor. Bu doğrultuda geniş bir çerçevede insanın ruhsal ve anatomik yapısıyla ilgili analizler yaptıktan sonra irade terbiyesini gerçekleştirebilme yönünde çeşitli çözümlemeler ve önerilerde bulunuyor. Israrlı bir biçimde insan hayatı için çalışmanın önemine değinen yazar, kişinin bunu hayatının temel noktasına yerleştirebilmesi için birçok noktada önemli tespitlerde bulunuyor. Zamanın insan hayatı için oldukça önemli olduğu göz önünde bulundurulunca, bunun disipline edilmesinin ne derece ehemmiyetli olduğu aşikâr. Hayatın disipline edilmesinde irade terbiyesinin önemini fark edebilmek açısından kitap dikkate değer bir eser. Kitabın bizce dikkat çeken diğer bir yönü ise, Cemil Meriç’in bu kitap için “Kaderimi tayin eden bir başka kitap!”, Ali Fuat Başgil’in ise “Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi!” demiş olmalarıdır.
Bu yazının devamı
190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Geçmişte veya bugünkü hangi sosyal sistem, isteyen herkesin kapitalizme atfettiği herhangi bir sosyal kötülük bakımından daha iyi bir sicile sahiptir? Ortaçağ feodalizmi mi? Mutlak monarşi mi? Sosyalizm veya faşizm mi? Cevap yok. 1917’de Rus köylüleri “Toprak ve Özgürlük!” talep ediyorlardı.”
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır.”
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
“Türkiye’de hurafeciliğin canlılığını koruyarak günümüze ulaşmasının sebeplerinin başında sanıyorum, hurafeye karşı bizzat dindarların yoğun ve etkili bir mücadele vermemiş olmaları gelir. Türkiye’de Batılılaşma başladığı zaman, Batıcı kafalar doğrudan İslam’a saldıramadıklarından,
Akleden Kalbi Besleyen Cevher: GÜZELLİK
İRADE TERBİYESİ
“Dinin onayı olmadan ahlâki karakterin oluşması pek mümkün değildir. Herkesin zamanla psikolojik yapısından da destek alarak dayanılmaz baskılara bile karşı koyabilmesi, kendisine hâkim olması mümkündür. Mümkün olduğuna göre bu iş önemi itibarıyla hayatımızın öncelikli meselesi olmalı. İçsel dürtülerimizi canlandırmaya neden olacak heyecanları, zevkleri, fikirleri hatta duyguları sınırlamak zorundayız çünkü mutluluğumuz irademize hâkim olmaktan geçiyor. Mutluluk yoğun şekilde dikkatimizi irademiz üzerinde tutmamıza bağlı. Sadece mutluluğumuz değil zihinsel açıdan gelişimimiz de irade terbiyesinden geçiyor. İşin püf noktası büyük sabır göstermekte saklı. Sanıldığının aksine bilimsel, büyük edebi eserler olağanüstü beyinler sayesinde değil, başarılı bir otokontrol ve kendine hâkim olma neticesinde doğar.’’
Jules Payot’un 19. yüzyılda yazmış olduğu kitap, başarı ve mutluluğun en temel faktörü olarak irade terbiyesini konu ediniyor. Bu doğrultuda geniş bir çerçevede insanın ruhsal ve anatomik yapısıyla ilgili analizler yaptıktan sonra irade terbiyesini gerçekleştirebilme yönünde çeşitli çözümlemeler ve önerilerde bulunuyor. Israrlı bir biçimde insan hayatı için çalışmanın önemine değinen yazar, kişinin bunu hayatının temel noktasına yerleştirebilmesi için birçok noktada önemli tespitlerde bulunuyor. Zamanın insan hayatı için oldukça önemli olduğu göz önünde bulundurulunca, bunun disipline edilmesinin ne derece ehemmiyetli olduğu aşikâr. Hayatın disipline edilmesinde irade terbiyesinin önemini fark edebilmek açısından kitap dikkate değer bir eser. Kitabın bizce dikkat çeken diğer bir yönü ise, Cemil Meriç’in bu kitap için “Kaderimi tayin eden bir başka kitap!”, Ali Fuat Başgil’in ise “Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi!” demiş olmalarıdır.
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gönüllü Fakirlik!
“Geçmişte veya bugünkü hangi sosyal sistem, isteyen herkesin kapitalizme atfettiği herhangi bir sosyal kötülük bakımından daha iyi bir sicile sahiptir? Ortaçağ feodalizmi mi? Mutlak monarşi mi? Sosyalizm veya faşizm mi? Cevap yok. 1917’de Rus köylüleri “Toprak ve Özgürlük!” talep ediyorlardı.”
Bir Üst Eylem Olarak ADANMA
“1905’de Japon filosu, Uzakdoğu’ya ulaşmak için dünyanın yarısını dolanıp gelen Rus donanmasının büyük bölümünü imha etti. Ortaçağ’dan beri ilk kez Avrupalı olmayan bir ülke, büyük bir savaşta bir Avrupa gücünü yenmişti. 1905’in sonunda Çinli komutan Sun
Çocuk Edebiyatına Büyükçe Meraklar
“İslam dünyası genel olarak bilimlerde ve teknolojide Batı karşısında geri kalmışlığın bedelini önce peyderpey sömürgeleşerek sonra da değerler krizine duçar olmakla ödemeye başlamıştır. Hala da bu kriz, bütün acımasızlığıyla Müslüman dünyayı kasıp kavurmaktadır.”
İmaja Sığınmak Hikmet Ve Hakikatten Yoksun ‘Hükmetme’ Arzusu
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
‘İslam’ Münakaşa Değil; ‘Mütalaa Edilmelidir’
“Türkiye’de hurafeciliğin canlılığını koruyarak günümüze ulaşmasının sebeplerinin başında sanıyorum, hurafeye karşı bizzat dindarların yoğun ve etkili bir mücadele vermemiş olmaları gelir. Türkiye’de Batılılaşma başladığı zaman, Batıcı kafalar doğrudan İslam’a saldıramadıklarından,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.