“Ştolts, Oblomov’un ölümü üzerine şu konuşmayı yapar:– Zekâca kimseden aşağı değildi. Tertemiz, billur gibi bir ruhu vardı. Asil heyecanları olan bir insandı ama hiçbir şey yapmadı.– Niçin? Ne yüzden?– Ne yüzden mi?.. Oblomovluk!..”İvan Aleksandroviç Gonçarov’un Oblomov kitabı 1859 yılında yayınlanmış olan ve 19. yüzyıl Rus aristokrat toplumunun portresini anlatan bir kitap olması hasebiyle edebi ve sosyolojik açıdan paha biçilemez kıymettedir. Bu kitabın yazılmasından yaklaşık dört yıl sonra köylülük yani kölelik kaldırılacaktır. İşte Oblomov, rahatlıklarından ödün vermeyen kent soylu bir ailenin hiçbir sorumluluk almadan yetiştirilen, hayatta hiçbir çalışmaya dâhil edilmeyen, yokluğa tahammülsüz büyütülen bir çocuğu olarak, bu yeni hayat düzenine uyum sağlayamayan bir kişilik olarak tanıtılır kitapta. Oblomov’un çocukluğuna dair verilen kesitler de bir o kadar dikkat çekicidir. Anne ve babası...
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur. Bu da insanın seçme ve bağımsız bir iradesinin olduğunun göstergesidir. Hiçbir insan zoraki doğruyu bulmaya ve yaşamaya icbar edilmemiş ve edilemez de. Her zihin bu arayışını kendi özgün ve hür kararıyla yapmış ve bunun sonuçlarını da kendisi ve içinde bulunduğu toplumuyla paylaşmıştır.
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
“Kimseye kirli ayaklarıyla beynimde gezme fırsatı vermem!” Mahatma Gandhi Önceden sırlar vardı, herkesle paylaşılmayan… Herkese anlatılmayan özel anlar vardı. Herkese açılmayan kapılar, herkese gösterilmeyen güzellikler ve kimi zaman kusurlar… Özel olan, özel insanını arar bulurdu. Herkese söylenilmez, herkesle paylaşılmazdı. Kusurlar örtülür, hatalar ifşa edilmezdi bu kadar. Hatası ve kusuru olan onu düzeltmek için …
Çocuktu Kıyamadım Büyüktü Yenemedim
“Ştolts, Oblomov’un ölümü üzerine şu konuşmayı yapar:– Zekâca kimseden aşağı değildi. Tertemiz, billur gibi bir ruhu vardı. Asil heyecanları olan bir insandı ama hiçbir şey yapmadı.– Niçin? Ne yüzden?– Ne yüzden mi?.. Oblomovluk!..”İvan Aleksandroviç Gonçarov’un Oblomov kitabı 1859 yılında yayınlanmış olan ve 19. yüzyıl Rus aristokrat toplumunun portresini anlatan bir kitap olması hasebiyle edebi ve sosyolojik açıdan paha biçilemez kıymettedir. Bu kitabın yazılmasından yaklaşık dört yıl sonra köylülük yani kölelik kaldırılacaktır. İşte Oblomov, rahatlıklarından ödün vermeyen kent soylu bir ailenin hiçbir sorumluluk almadan yetiştirilen, hayatta hiçbir çalışmaya dâhil edilmeyen, yokluğa tahammülsüz büyütülen bir çocuğu olarak, bu yeni hayat düzenine uyum sağlayamayan bir kişilik olarak tanıtılır kitapta. Oblomov’un çocukluğuna dair verilen kesitler de bir o kadar dikkat çekicidir. Anne ve babası...
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
222. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
Acziyetinin Farkında Olmak
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur. Bu da insanın seçme ve bağımsız bir iradesinin olduğunun göstergesidir. Hiçbir insan zoraki doğruyu bulmaya ve yaşamaya icbar edilmemiş ve edilemez de. Her zihin bu arayışını kendi özgün ve hür kararıyla yapmış ve bunun sonuçlarını da kendisi ve içinde bulunduğu toplumuyla paylaşmıştır.
Çocukluğun Kokusu…
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Mahremiyet ve Ayna
“Kimseye kirli ayaklarıyla beynimde gezme fırsatı vermem!” Mahatma Gandhi Önceden sırlar vardı, herkesle paylaşılmayan… Herkese anlatılmayan özel anlar vardı. Herkese açılmayan kapılar, herkese gösterilmeyen güzellikler ve kimi zaman kusurlar… Özel olan, özel insanını arar bulurdu. Herkese söylenilmez, herkesle paylaşılmazdı. Kusurlar örtülür, hatalar ifşa edilmezdi bu kadar. Hatası ve kusuru olan onu düzeltmek için …