İslâmî kaynaklarda yer alan rivâyetler, Hz. Muhammed’in hayatına dair zengin tasvirler sunmaktadır. Rivâyetlerin aktarımında -çoğunlukla fıkhî hüküm istinbatı amacıyla- başvurulan ihtisar, taktî ve manen rivâyet gibi tasarruflar, metinlerin bugünkü formlarını belirleyen temel etkenlerdir. Tarihte belirli maksatlarla tedvin ve tasnif edilen bu rivâyetler, zamanla Müslüman toplumların değişen ihtiyaç ve beklentilerini karşılamada işlevini tam anlamıyla yerine getiremez olmuştur. Söz konusu sorunun çözümü, ilgili metinlerin belirli bir metodoloji dâhilinde tetkik edilmesine bağlıdır. Nakil sürecinde çeşitli deformasyonlara uğrayan rivâyetler, mevcut hâlleriyle çağdaş okuyucunun beklentilerini karşılayamadığı gibi, bazı durumlarda maksadı aşan veya yanıltıcı bir muhteva da sunabilmektedir.
Bu çalışmada yanlış yorumlanmaya müsait formlarıyla kaynaklarda yer alan Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti muhtelif tarikleri ve tarihsel bağlamı dikkate alınarak incelenmeye çalışılacaktır.
Hz. Muhammed’in, savaş hukukuna dair riayet edilmesini emrettiği en bariz ilkelerden biri; düşman saflarındaki çocuk, kadın, köle ve yaşlı gibi gayrimuharip unsurların hedef alınmasının ve öldürülmesinin yasaklanmasıdır.
Ancak kaynaklarda yer alan Saʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti, ilk bakışta bu genel ilkeyle çelişir bir mahiyet arz etmekte ve bu yönüyle hem klasik dönem muḫtelifu’l-hadîŝ eserlerine konu olmakta hem de modern dönemde çeşitli tartışmaların odağında yer almaktadır.
Sahâbeden Saʿb b. Ceŝŝâme’den (öl. 25/646 [?]) nakledilen rivâyetin muhtasar formdaki bazı tariklerinde Hz. Muhammed’e müşriklerin çocuklarının ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceği sorulmaktadır. Hz. Muhammed’in bu soruya “Evet, çünkü onlar onlardandır.” şeklinde cevap verdiği nakledilmektedir. Bu ifade, savaşlarda çocukların da hedef alınabileceği gibi yanlış bir yoruma kapı aralasa da rivâyetin daha mufassal biçimdeki tarikleri ve bağlamı incelendiğinde mesele netlik kazanmaktadır.
Rivâyetin tahliline geçmeden önce biri İslâm karşıtı Turan Dursun’a diğeri DAEŞ terör örgütüne ait iki yoruma burada işaret etmek istiyoruz. Turan Dursun “Kadınlar ve Çocuklar Onlardansa” başlığı altında, Hz. Muhammed’in düşman saflarındaki çocukların ve kadınların öldürülmesini emreden bir “katliamcı” olduğunu ileri sürmek için Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetine atıf yapmaktadır.[1] Attığı başlık Dursun’un Hz. Muhammed’i şiddet yanlısı göstermek için kullandığı argümanların başında Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinin geldiğini göstermektedir.
İkinci örnek DAEŞ’in yayın organlarından Rumiyah dergisinde yayımlanan bir yazıda yer almaktadır. “Dolaylı Kıyım/Yan Hasar” (Collateral Carnage) başlığıyla yayımlanan yazıda, çocukların da dâhil olduğu siviller, inkârcı gruplara karşı yürütülen operasyonlarda köle edinilmesi ya da imha edilmesi gereken kesim olarak resmedilmektedir.[2] Bu kabulün meşruiyet zeminini oluşturan argümanlardan biri Turan Dursun’u haklı çıkarır biçimde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetidir. Yazıda her ne kadar kasıtlı olarak çocukların hedef alınmasının yasaklandığına dair ifadeler yer alsa da Mâide 5/68. âyete atıfla inkârcıların kadınlarının ve çocuklarının uğrayacağı zararları umursamamanın Kur’ânî bir direktif olduğu ileri sürülmektedir.
İki örnekten ilkinde Hz. Muhammed’in, çocukların ebeveynlerinin müşrik olmasından dolayı kadınların ise sırf inançlarından ötürü öldürülmelerini emrettiği savunulurken ikinci örnekte Hz. Muhammed’in, müşriklerin kasıtsız öldürülen çocukları için ne bir pişmanlık gösterdiği ne de sorumluları kınadığı ifade edilerek çocuklar dâhil sivillere yönelik ihlallerin meşru görülmesinin önü açılmış olmaktadır. Yine ikinci örnekte çocukları ve kadınları hedef almayı yasaklayan bazı rivâyetlere atıf yapıldıktan sonra “onları köle olarak almanın öldürmekten daha faydalı olduğu!” vurgulanmaktadır. Bu kısa girişten sonra ilgili rivâyetin çeşitli tariklerinin incelemesine geçebiliriz.
1.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme (öl. 25/646 [?]) Rivâyetinin Muhtelif Tarikleri
İbn Abbas yoluyla Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’den nakledilen bu rivâyetin kaynaklarda muhtasar ve mufassal formda çeşitli tarikleri mevcuttur. Bu rivâyetin muhtasar tariklerinde yer verilen ifadeler başka rivâyetlerde de sıkça vurgulanan Hz. Muhammed’in, savaşlarda çocuklar başta olmak üzere zayıf kesimlerin öldürülmesini yasaklamasıyla çelişkili bir durum arz etmektedir. Nitekim Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti bu yönüyle miḫtelifu’l-ḥadîŝ eserlerine de konu olmuştur. Rivâyetin çeşitli tarikleriyle Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin sîretine bakıldığında çelişki gibi görünen hususları izah etme imkânı doğmaktadır.
Şimdi, rivâyetin muhtasar biçimde nakledilenlerinden başlayarak birkaç örnek tarike yer vermek istiyoruz. Hemen akabindeyse müstakil başlıklar altında Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Ḥuneyn Gazvesi’ndeki rolü ve İbn Ḳuteybe’nin rivâyet hakkındaki değerlendirmesine yer verilecektir.
Türkçesi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: Allah Resulüne ‘Müşriklerin çocuklarının (savaşta) ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceğini’ sordum. Bunun üzerine Allah Resûlü: ‘Evet (öldürebilirsiniz), muhakkak ki onlar onlardandır.’ dedi. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme: ‘Daha sonra Allah Resûlü Ḥuneyn Gazvesi’nde müşriklerin çocuklarını öldürmeyi yasakladı.’ dedi”.
Bu tarikte, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme adlı bir sahâbînin Hz. Muhammed’e müşriklerin çocuklarının ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceğini sorması üzerine, Hz. Muhammed’in müşriklerin aile efradının da kendileriyle aynı muameleye maruz bırakılmalarında bir beis görmediği yönünde anlaşılabilecek ifadelere yer verilmektedir. Burada Hz. Muhammed’in ilgili tutumu Ḥuneyn Gazvesi’nde yasakladığı ifade edilirken, bazı tariklerde müşriklerin çocuklarının öldürülmesinin yasaklandığı gazvenin Ḫayber Gazvesi olduğu belirtilmektedir.[4]
Yazma eserlerin okunmasında yazım biçimlerindeki benzerlik ve tematik yakınlıklarından ötürü Ḥuneyn ve Ḫayber kelimelerinin tashifli okunabildiği bilinmektedir. Ancak burada önemli olan ilgili yasağın hangi gazvede yasaklandığından ziyade çocukların öldürülmesinin daha önce serbestken daha sonra neshedilen bir uygulamaymış gibi tasvir edilmesidir. Buna göre müşriklerin çocuklarını öldürmek belirli süre uygulandıktan sonra yasaklanmış olmaktadır. Rivâyetin bu ve benzeri muhtasar tariklerine, bazı İslâm karşıtı yeni medya platformlarında Hz. Muhammed’i ve Müslümanları şiddet yanlısı ve katliamcı olarak göstermek maksadıyla atıf yapılmaktadır. Kaynaklarda haberin buna benzer onlarca tariki mevcuttur.
Türkçesi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Atlı birlikler, baskının kargaşasında müşriklerin çocuklarına zarar veriyor. (Bu hususta ne dersin?)’ Allah Resulü bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Onlar onlardandır ve onlar babalarıyla birliktedir.’”.
Bu tarikte müşriklerin çocuklarının baskının sebep olduğu kaos ortamında öldürüldüğü yönünde bir ifadeye yer verilmektedir. Bununla birlikte Hz. Muhammed’in “Onlar onlardandır.” veya “Onlar babalarıyla birliktedir.” biçiminde verdiği cevaptan kastı müphemliğini korumaktadır.
Çevirisi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü, müşriklerin yaşadığı yerleşim yerlerinden birine sabah baskını düzenliyoruz. Farkında olmadan atların karınları/ayakları altında çocukları da eziyoruz. (Bu hususta ne dersin?).’ Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: ‘Muhakkak ki onlar onlardandır.’”.
Rivâyetin bu tarikini diğerlerinden ayıran en önemli yön, sabah baskınında çocukların herhangi bir kasıt olmaksızın atların altında ezilerek öldüğü yönünde ifadelere yer veriliyor olmasıdır.
Bu ifadeler, sorulan sorunun farazi bir sorudan olmaktan ziyade karşılaşılan somut bir olgudan hareket edildiğini ihsas ettirmektedir.
Türkçesi: “Saʿb b. Ceŝŝâme: ‘Ey Allah’ın Resulü! Gece baskınlarında (karanlıkta ayırt edemeyip) müşriklerin çocuklarına zarar veriyoruz/onları öldürüyoruz. (Bu hususta ne dersin?)’ dedi. Allah Resulü bunun üzerine: ‘Bunu bir daha yapmayın. Bununla birlikte -kasıtsız verilen zararda- size bir vebal yoktur. Çünkü onların çocukları onlardandır.’ dedi.”.
Rivâyetin bu tarikinde diğerlerinden farklı olarak Hz. Muhammed’in açıkça bu davranışı tekrarlamaktan kaçınmaları, baskınlarda daha temkinli davranmaları hususunda sahâbeyi uyarması ancak kasıtlı olmadığı sürece bu durumun onlara bir sorumluluk yüklemediği yönünde ifadelere yer verilmektedir. Bu da rivâyette mevzubahis edilen meselenin kasten çocukları öldürmek değil, savaş zayiatı (Collateral Damage) biçiminde ortaya çıkan mağduriyetlerin kişiye bir günah/vebal yükleyip yüklemediğinin öğrenmek istenilmesi üzerine gündeme getirildiğine işaret etmektedir.
Bu bağlamda Hz. Muhammed’in “فَإِنَّ أَوْلاَدَهُمْ مِنْهُمْ” (Çünkü onların çocukları onlardandır.) ifadesi savaş hukuku çerçevesinde çocukların da ebeveynlerinin hukukuna tabi olduğuna işaret etmiş olmaktadır. Nitekim ileride işaret edileceği üzere bazı Müslüman âlimler ilgili ifadeyi benzeri biçimde yorumlamayı tercih etmiştir.
Tablo 1- Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyetinin İsnad Ağı
Rivâyetin yukarıda işaret edilmeyen başka tariklerinde, baskınlarda çocukların yanı sıra “نَغْشَى الدَّارَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ لَيْلاً مَعَهُمْ صِبْيَانُهُمْ وَنِسَاؤُهُمْ فَنَقْتُلُهُمْ” (Gece baskınlarında yanlarında çocukları ve kadınları bulunduğu esnada müşriklerin yerleşim yerlerinden birini kuşatıyoruz ve onların çocuklarını ve kadınlarını öldürüyoruz.)[8] denilerek müşriklerin kadınlarının öldürülmesi de meseleye dâhil edilmektedir. Bazı tariklerdeyse Hz. Muhammed’e baskınlarda müşriklerin çocuklarının öldürülmesine dair yöneltilen sorular, benzerleri daha çok farazi sorularda veya şart edatlı sorularda kullanılan bir üslupla yöneltilmektedir. Örneğin bir tarikte “كَيْفَ بِمَنْ يَكُونُ تَحْتَ الْغَارَةِ مِنَ الْوِلْدَانِ ؟”[9] (Baskının ortasında kalan çocukların durumu ne olacak?) denirken, diğer bir tarikte şart edatı kullanılarak “لَوْ أَنَّ خَيْلاً أَغَارَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَأَصَابَتْ مِنْ أَبْنَاءِ الْمُشْرِكِينَ”[10] (Şayet atlı bir birlik, geceleyin baskın düzenlese ve (bu kargaşada) müşriklerin çocuklarına zarar verse/onları ezse” ifadesine yer verilmektedir.
Burada ve yukarıda işaret edilen tarikler dikkatle incelendiğinde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinde savaşlarda kasıt olmaksızın zarar gören çocuklar ve kadınların mevzubahis edildiği netlik kazanmaktadır. Şimdi, bu hadisenin nerede ve ne zaman yaşanmış olabileceğini tespit etmeye çalışalım.
2.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Ḥuneyn Gazvesi’ndeki Rolü
Rivâyetin bazı tariklerinde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin müşriklerin çocukları ve kadınlarının baskınlardaki durumunu sormasının “مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ بِالأَبْوَاءِ، أَوْ بِوَدَّانَ، وَسُئِلَ عَنْ أَهْلِ الدَّارِ يُبَيَّتُونَ مِنَ المُشْرِكِينَ…” denilerek Ebvâʾ veya Veddân bölgesinde gerçekleştiğine dair ifadelere yer verilmektedir.[11] Aynı mekân ögeleri “مَرَّ بِي رَسُولُ اللهِ وَأَنَا بِالأَبْوَاءِ، أَوْ بِوَدَّانَ، فَأَهْدَيْتُ لَهُ حِمَارَ وَحْشٍ” biçiminde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Veda Haccı sırasında Hz. Muhammed’e vahşi eşek eti ikram etmesinden bahseden başka bir rivâyette de geçmektedir.[12]
10. senede gerçekleştiği dikkate alındığında Veda Haccı’nın, müşriklerin çocuklarının durumunun sorulması için uygun bir bağlam olmadığı ifade edilebilir. Bu muhtemelen Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetlerindeki mekân ögelerinin tekrarlanması biçiminde ortaya çıkmış bir eklemedir. Başka bir ihtimal bunun H. 2. senede vuku bulan Ebvâʿ diye bilinen gazve esnasında gerçekleşmiş olmasıdır. Hz. Muhammed’in müşriklere karşı düzenlediği ilk gazve olarak bilinen Ebvâ Gazvesi’nde herhangi bir çatışma yaşanmadığı bilinmektedir. Gerek bu gazvede gerekse öncesinde müşriklere ait bir yerleşim yerine baskın düzenlendiği ve bu olayda çocukların ve kadınların da hedef alındığına dair bilinen bir vakanın olmaması bu ihtimali zayıf kılmaktadır.
Bu iki ihtimalin dışında akla Hz. Muhammed’in müşriklerin çocuklarını ve kadınlarını öldüren bazı sahâbîleri kınayıp uyardığı Ḥuneyn Gazvesi gelmektedir. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin hicretin ilk döneminden itibaren gazveler ve seriyyelerde aktif rol alan kabiliyetli bir savaşçı olduğu bilinmektedir. İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî’nin (öl. 852/1449), Ṡaʿb’ın Ḥuneyn Gazvesi’ndeki rolüne dair Hz. Muhammed’e izafe ederek naklettiği bir rivâyet meseleye açıklık kazandıracak bir muhtevadadır. Buna göre Hz. Muhammed gerek Kur’an gerekse siyer rivâyetlerinde zorluklarından bahsedilen Ḥuneyn zaferindeki rolü nedeniyle Ṡaʿb hakkında: “لولا الصعب بن جثامة لفضحت الخيل” (Ṡaʿb b. Ceŝŝâme olmasaydı atlı birlikler rezil rüsva/perişan olurdu.)[13] demiştir.
Bu rivâyet, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Hz. Muhammed’e müşriklerin çocukları ve kadınlarının durumuna dair yönelttiği sorunun bizzat deneyimlediği bir olguyla ilişkili olduğunu gösteren açık bir delil niteliğindedir. Hz. Muhammed, Ḥuneyn Gazvesi’nde kadınların, çocukların ve kölelerin öldürülmesini yasaklamış, bu suçu işleyen sahâbîleri şiddetli bir üslupla ikaz etmiştir. Tam da burada Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin soruyu Ḥuneyn Gazvesi’nde Hz. Muhammed’in bu uyarısının ordu arasında yayılmasının akabinde sormuş ihtimali belirmektedir.
Kanaatimizce Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin atlı birlikleri komuta etmedeki etkin rolü ve Ḥuneyn’de gösterdiği üstün çaba bunu bir ihtimal olmaktan çıkarmaya yetecek düzeyde veri sunmaktadır. Buna göre Hz. Muhammed’in Ḥuneyn’de bazı sahâbîleri çocukların ve kadınların öldürülmesinden dolayı kınaması, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme gibi bazı savaşçıların gece baskınlarında kasıt olmaksızın çocuklara ve kadınlara zarar verilmesinin kendilerine bir günah/vebal yükleyip yüklemeyeceğini merak etmelerini tetiklemiş olmalıdır.
Dolayısıyla bu tespitlerimiz doğru kabul edilirse Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetinin Ḥuneyn Gazvesi’nde gerçekleştiği söylenebilir. Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetinin maksadı aşan biçimlerde yorumlanmasına imkân tanıyan husus, muhtasar biçimlerde nakledilmesinden kaynaklanmaktadır.
Hz. Muhammed’in çocukların kasten hedef alınmasını yasakladığı bilinmektedir.
Ancak Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin karıştığı baskınlarda modern tabirle ifade edecek olursak kasıt olmaksızın bir tür savaş zayiatı (Collateral Damage) olarak değerlendirilebilecek sivil kayıplarının yaşandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla rivâyette bu operasyona katılanların bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı sorulmuş olmaktadır.
Hz. Muhammed, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinde düşman saflarına bir operasyon yapma imkânı belirdiğinde çocuklara ve kadınlara zarar verme ihtimali var diye bundan vazgeçilmemesi, böyle bir durumda istenmeden yaşanacak kayıplardan dolayı savaşa katılanların sorumlu tutulamayacağını vurgulamış olmaktadır. Bu durumda müşrik çocukları için kullanılan “Onlar da onlardandır.” veya “Onlar babalarıyla birliktedir.” denilmesi, onların öldürülmesinin meşru görüldüğüne değil, savaş hukuku çerçevesinde çocukların ve kadınların da düşman saflarındaki savaşçıların hukukuna tabi oldukları anlamına gelmektedir. Kısacası Müslüman savaşçıların kasıt olmaksızın müşriklerin çocuklarına ve kadınlarına verilecek zarardan sorumlu tutulmayacakları belirtilmiş olmaktadır. Dolayısıyla ortada önceden serbestken sonradan neshedilen bir hüküm de bulunmamaktadır.
3.İbn Ḳuteybe’nin Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti Hakkındaki Değerlendirmesi
Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetiyle Hz. Muhammed’in çocukların da dâhil olduğu gayrimuhariplerin öldürülmesini yasaklaması arasındaki çelişkiye muḫtelifu’l-hadîŝ eserlerinde işaret edildiğine değinmiştik. Bu bağlamda İbn Ḳuteybe’nin (öl. 276/889) değerlendirmesi dikkate şâyândır. Önemine binaen ilgili değerlendirmeye burada yer vermek istiyoruz.
İbn Ḳuteybe “حَدِيثَانِ مُخْتَلِفَانِ فِي ذَرَارِيِّ الْمُشْرِكِينَ” “Müşriklerin çocuklarının hükmü hakkında birbiriyle çelişen iki hadis” başlığıyla ilk olarak Ṡaʿb b. Ceŝŝâme ve Hz. Muhammed’in gönderdiği bir seriyyede bazı sahâbîlerin çocukları ve kadınları öldürmesi üzerine kınanmasından bahseden rivâyetlerden birer kesit nakletmekte[14] daha sonra bu iki rivâyet arasında çelişki gibi görünen hususun izahı için şunları söylemektedir:
Bazı tasarruflarla Türkçesi: “Bu iki hadis arasında çelişki yoktur. Zira Ṡaʿb b. Ceŝŝâme, Hz. Muhammed’e Müslümanlara ait atlı birliklerin gece karanlığında yapılan baskın sırasında çocukları ezdiğini ifade etmiştir. Hz. Muhammed de bunun üzerine: “Onlar babalarındandır.” demiştir. Hz. Muhammed bununla çocukların dünyadaki hükmünün babalarına tabi olmasını kastetmiştir. Dolayısıyla burada ‘Gece vakti olup baskın yapıldığında ve müşriklere saldırma fırsatı doğduğunda, çocuklar yüzünden (saldırıdan) geri durmayın. Çünkü onları kasten öldürmeyi hedeflememeniz şartıyla onların hükmü babalarının hükmü gibidir.’ denilmiş olmaktadır. Sonra ikinci hadiste Hz. Muhammed’in gönderilen bir seriyyenin kadınları ve çocukları öldürmesine karşı çıkması mevzusuna gelince, bunun sebebi Müslüman savaşçıların çocukları babalarının müşrik olmaları nedeniyle kasten hedef almalarıydı. Bu tutum üzerine -yaptıklarını savunanları- Hz. Muhammed: ‘Sizin en seçkinleriniz de müşriklerin çocukları değil mi?’ diye azarladı. Hz. Muhammed’in bu sözden kastı şuydu: ‘Belki de o çocukların içinden buluğa erişince Müslüman olacak ve İslâm’ını güzelleştirecek kimseler çıkacaktır.’”.
İbn Ḳuteybe’nin meselenin çözümüne ışık tutar nitelikteki bu mühim değerlendirmesinde üç temel vurgu mevcuttur. İlki çocukların öldürülmesinin taammüden gerçekleşip gerçekleşmediği meselesidir. Ṡaʿb rivâyetindeki olayda kasıt yokken gönderilen bir seriyyede çocukların kasıtlı olarak hedef alındığı görülmektedir. İkinci mesele müşriklerin çocukları için Ṡaʿb rivâyetinde kullanılan: “Onlar babalarındandır.” ifadesinin teolojik bir statü değil daha çok stratejik ve hukuki bir statü anlamına geldiğidir. Dolayısıyla burada Hz. Muhammed’in gerçekçi bir bakış açısıyla savaş atmosferinde çocukların ve diğer eli silah tutmayan kesimlerin zarar görmelerinin muhtemel olduğuna bir gönderme yaptığı değerlendirilebilir. Zira burada çocukların masumiyetini reddetme değil, savaşın gerçekliğini kabul etme vardır.
Üçüncü ve son vurgu, her insanın İslâm’a boyun eğme potansiyeline dayanmaktadır. Buna göre kasten bir çocuğu öldürmek onun Müslüman olma imkânını elinden almaya karşılık gelmektedir. Toparlayacak olursak İbn Ḳuteybe’ye göre müşriklerin çocukları için: “هم منهم” (Onlar onlardandır.) demek “Onları öldürebilirsiniz.” demek değil “Baskınların kargaşasında kazara ölmeleri, operasyonu durdurmanızı gerektirmez. Bundan sorumlu tutulmazsınız.” anlamındadır. Ancak çocukları sırf babaları müşrik, inkârcı diye katletmek onların gelecekte iman etme imkânlarını ellerinden almaya tekabül etmektedir. Zira çocuklar savaşlarda rol alma ihtimalleri bulunmadığından toplumun zarar vermekten sakınılması gereken kesiminde yer almaktadır. Bu masumiyet durumu savaşçı olmayan yaşlılar, kadınlar ve köleler için de geçerlidir.
İbn Ḳuteybe’nin değerlendirmesine ilave edilmesi gereken önemli bir husus, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetiyle çelişkili gibi görünen Hz. Muhammed’in çocukları sırf babaları müşrik diye öldürenleri uyarmasından bahseden rivâyetin aynı gazvede gerçekleşen hadiseler olduğu bilgisidir. Zira Ḥuneyn Gazvesi’nde yaşananlara dair kaynaklarda nakledilen rivâyetlere bakıldığında, Hz. Muhammed’in gerek çocukların gerekse kadınların, kölelerin ve yaşlıların kasten öldürülmemesi yönünde defaatle uyarılarda bulunduğu görülmektedir.[16]
Bu husus göz önünde bulundurulduğunda Ḥuneyn Gazvesi’nde Hz. Muhammed, çocukların ve kadınların sırf babaları ya da eşleri müşrik diye kasten öldürülmesini yasaklamış olmaktadır. Bu yasaklamayı ve azarlamayı duyan Ṡaʿb gibi bazı sahâbîlerin ise sonradan Hz. Muhammed’e gelerek müşriklerin yakınlarından yanlışlıkla zarar verdikleri kimselerin durumunu öğrenmek istemeleri üzerine onlara bu hususta bir sorumlulukları bulunmadığı ancak baskınlarda daha ihtiyatlı davranmalarının salık verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla ilgili rivâyetlerin İbn Ḳuṭeybe’nin muḫtelifu’l-hadîŝ eserine konu olması ve çocukların öldürülmesinin önceleri serbestken sonraları neshedildiği yönündeki kanaatlerin temel sebebi her iki rivâyetin de aynı olaydan bahsettiğini göz ardı etmekten kaynaklanmaktadır. Her iki rivâyetin de aynı gazvenin farklı sahnelerinden yapılan nakiller olduğu dikkate alındığında ortada izaha muhtaç bir çelişki kalmamaktadır. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti Ḥuneyn Gazvesi’nde savunmasız kesimlerin kasıt olmaksızın zarar görmesi diğer rivâyet ise kasten hedef alınarak katledilmeleriyle alakalıdır. Doğal olarak Hz. Muhammed’in iki tutum karşısındaki tavrı değişiklik arz etmektedir.
Sonuç
İslâm geleneğinde büyük ölçüde dinî hükümlerin ortaya çıkarılması ekseninde şekillenen rivâyetler, modern dönemde Kur’ân’dan sonra Hz. Muhammed’i ve İslâm’ı anlamanın ikinci kaynağı olarak telakki edilmektedir. Bu yaklaşımda, yerleşik geleneğin İslam’ı doğru kavrayamadığını, dolayısıyla dini aslından öğrenmek için doğrudan Kur’ân’a ve Sünnet’e dönülmesi gerektiğini savunan “öze dönüşçü” hareketlerin etkisi yadsınamaz. Ancak rivâyetlerin, kendilerinden beklenen bu işlevi ne ölçüde karşılayabilecek bir yapıya sahip olduğu yeterince tartışılmamış bir husustur.
Bu çalışmada incelenen Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetine dair tespit ve değerlendirmeler; rivâyetlerin, ciddi bir tetkik sürecinden geçirilmeksizin kendilerinden beklenen faydayı sağlama imkânına sahip olmadığının tipik bir örneğidir. Söz konusu rivâyetler, yalnızca İslâm’ı ve Hz. Muhammed’i doğru anlamak isteyenlerin değil, aynı zamanda İslâm’a ve Müslümanlara husumet besleyen odakların da merceğindedir. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti ve benzeri metinler, bağlamlarından koparılarak Hz. Muhammed’i şiddet yanlısı göstermek amacıyla araçsallaştırılmaktadır. Bu sorunun çözümü hem Kur’ân âyetlerinin hem de ilgili rivâyetlerin, alanın uzmanlarınca, kolektif bir çalışmayla yeniden incelemeye tâbi tutulmasından geçmektedir.
Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinin tetkiki neticesinde ulaşılan sonuç, Hz. Muhammed’in ashabına emrettiği savaş hukuku ilkelerinin, dönemin cari sözlü savaş hukukunun çok ötesinde olduğu yönündedir. Hz. Muhammed’in Ḥuneyn Gazvesi’nde çocukların, kadınların, yaşlıların ve kölelerin kasten hedef alınmamasını ve kayıpların en aza indirilmesi için azami gayret gösterilmesini telkin etmesi, çağdaş savaş hukukunda sivil kayıpların önlenmesine yönelik yasalarla önemli ölçüde benzerlik göstermektedir.
Hz. Muhammed’in bu hassasiyeti, hicretin sadece ilk yıllarına mahsus olup sonradan yürürlükten kaldırılan (neshedilen) bir uygulama değildir. Aksine bu, O’nun hayatının her döneminde tatbik etmeye gayret ettiği ve ashabına da riayet edilmesini emrettiği temel bir savaş hukuku ilkesidir. Hz. Muhammed’in yerleştirmeye çalıştığı savaş hukuku en başından beri gayrimuhariplerin dokunulmazlığı üzerine kuruludur. Ancak operasyonel kazalar hukuki sorumluluk alanı dışındadır. Bunun aksi yönündeki iddialar ya zahiren çelişkili görünen metinlerin tarihsel bağlamına vakıf olmamaktan ya da İslâm dinine ve Müslüman toplumlara yönelik ön yargılı tutumlardan kaynaklanmaktadır.
Kaynakça
Aḥmed b. Ḥanbel, Ebû ʿAbdullâh Aḥmed b. Muḥammed b. Ḥanbel eş-Şeybânî (öl. 241/856). el-Musned. nşr. Heyet. Kahire: Cemʿiyyetu’l-Meknez, 2010.
İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, Ebû’l-Faḍl Aḥmed b. ʿAlî (öl. 852/1448). el-İṡâbe fî Temyîzi’ṡ-Ṡaḥâbe. nşr. ʿAbdullâh b. ʿAbdulmuḥsin et-Turkî. Kahire: Dâr Hecer, 2008.
İbn Ḥibbân, Ebû Ḥâtim Muḥammed b. Ḥibbân el-Bustî (öl. 354/965). es-Ṡaḥîḥ. nşr. Mehmet Ali Sönmez, Halis Aydemir. Beyrut: Dâr İbn Ḥazm, 2013.
İbn Hişâm, Ebû Muḥammed ʿAbdulmelik b. Hişâm el-Ḥimyerî (öl. 213/829). es-Sîretu’n-Nebeviyye. nşr. Muṡṭafâ es-Saḳḳâ v.d. Mısır: Mektebetu Muṡṭafâ el-Bâbî’l-Ḥalebî, 1955.
İbn Keŝîr, Ebû’l-Fidâʾ İsmâîl b. ʿOmer b. Keŝîr ed-Dimeşḳî (öl. 774/1373). el-Bidâye ve’n-Nihâye. nşr. ʿAbdullâh b. ʿAbdi’l-Muḥsin et-Turkî. Kahire: Dâr Hecer, 1997.
İbn Ḳuteybe, Ebû Muḥammed ʿAbdullâh b. Muslim b. Ḳuteybe ed-Dîneverî (öl. 276/890). Teʾvîlu Muḫtelifi’l-Ḥadîŝ. Şam: el-Mektebu’l-İslâmî, Muessesetu’l-İşrâḳ, 1999.
İbn Mâce, Ebû ʿAbdullâh Muḥammed b. Yezîd el-Ḳazvînî (öl. 273/887). es-Sunen. nşr. Heyet. Kahire: Dâru’t-Teʾṡîl, 2015.
İbn Zenceveyh, Ebû Aḥmed Ḥamîd b. Maḫled el-Ḫorasânî (öl. 251/865). Kitâbu’l-Emvâl. nşr. Şâkir Ẑîb Feyyâḍ. Riyad: Merkezu’l-Melik Fayṡal, 1986.
Muslim, Ebû’l-Ḥuseyn Muslim b. el-Ḥaccâc el-Ḳuşeyrî en-Nîsâbûrî (öl. 261/875). el-Musnedu’s-Ṡaḥîhu’l-Muḫtaṡar bi Naḳli’l-ʿAdl ʿani’l-ʿAdl ilâ Resûlillâh. nşr. Heyet. Kahire: Dâru’t-Teʾṡîl, 2014.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Şam Fethu’l-İslâm İslâmî İlimler Enstitüsü’nde lisans öğrenimini 2010 yılında tamamladı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını (2012), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir Anabilim Dalı’nda ise doktorasını (2019) tamamladı.
2012-2019 yılları arasında Anadolu Ajansı Ortadoğu ve Afrika Bölge Direktörlüğü bünyesinde Kahire Temsilciliği ve Arapça Haber Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 2020 yılından bu yana Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Yazarın, KURAMER Yayınları tarafından yayımlanan Hamîduddîn Ferâhî ve Kur’ân’ı Yorumlama Metodu (2020) ile Kur’ân’ın Arzı Meselesi (2025) adlı kitaplarının yanı sıra çeşitli dergilerde yayımlanmış makale ve çevirileri bulunmaktadır.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
Hayatı bize gösteren, bizi görünür kılan ya da bizi perdeleyen, örten hatta maskeleyen nedir? İşimiz, konumumuz, imkânlarımız, sahip olduklarımız mıdır? Kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden yeryüzündeki hikâyemizi bütüne taşıyan o köprü nasıl ve nerede kurulur? Bebeği ana rahmine düşmeden saran o şefkat adasının haritası nasıl çizilir? Bunları cevaplamadan önce hayatın bize yüklediği vasıfların üzerinde bir kere daha durmakta fayda var. Kadını anneye, erkeği babaya, yaşlıyı ihtiyara, çocuğu sorumluluğa dönüştüren anlamı tekrar hatırladığımızda yukarıdaki soruların da cevabını bulmuş olacağız. Şüphesiz aradığımız cevap ailedir.
Hz. Muhammed Müşriklerin Çocuklarını Öldürme Emri Verdi mi?
(Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyetinin Tahlili)
Giriş
İslâmî kaynaklarda yer alan rivâyetler, Hz. Muhammed’in hayatına dair zengin tasvirler sunmaktadır. Rivâyetlerin aktarımında -çoğunlukla fıkhî hüküm istinbatı amacıyla- başvurulan ihtisar, taktî ve manen rivâyet gibi tasarruflar, metinlerin bugünkü formlarını belirleyen temel etkenlerdir. Tarihte belirli maksatlarla tedvin ve tasnif edilen bu rivâyetler, zamanla Müslüman toplumların değişen ihtiyaç ve beklentilerini karşılamada işlevini tam anlamıyla yerine getiremez olmuştur. Söz konusu sorunun çözümü, ilgili metinlerin belirli bir metodoloji dâhilinde tetkik edilmesine bağlıdır. Nakil sürecinde çeşitli deformasyonlara uğrayan rivâyetler, mevcut hâlleriyle çağdaş okuyucunun beklentilerini karşılayamadığı gibi, bazı durumlarda maksadı aşan veya yanıltıcı bir muhteva da sunabilmektedir.
Bu çalışmada yanlış yorumlanmaya müsait formlarıyla kaynaklarda yer alan Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti muhtelif tarikleri ve tarihsel bağlamı dikkate alınarak incelenmeye çalışılacaktır.
Ancak kaynaklarda yer alan Saʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti, ilk bakışta bu genel ilkeyle çelişir bir mahiyet arz etmekte ve bu yönüyle hem klasik dönem muḫtelifu’l-hadîŝ eserlerine konu olmakta hem de modern dönemde çeşitli tartışmaların odağında yer almaktadır.
Sahâbeden Saʿb b. Ceŝŝâme’den (öl. 25/646 [?]) nakledilen rivâyetin muhtasar formdaki bazı tariklerinde Hz. Muhammed’e müşriklerin çocuklarının ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceği sorulmaktadır. Hz. Muhammed’in bu soruya “Evet, çünkü onlar onlardandır.” şeklinde cevap verdiği nakledilmektedir. Bu ifade, savaşlarda çocukların da hedef alınabileceği gibi yanlış bir yoruma kapı aralasa da rivâyetin daha mufassal biçimdeki tarikleri ve bağlamı incelendiğinde mesele netlik kazanmaktadır.
Rivâyetin tahliline geçmeden önce biri İslâm karşıtı Turan Dursun’a diğeri DAEŞ terör örgütüne ait iki yoruma burada işaret etmek istiyoruz. Turan Dursun “Kadınlar ve Çocuklar Onlardansa” başlığı altında, Hz. Muhammed’in düşman saflarındaki çocukların ve kadınların öldürülmesini emreden bir “katliamcı” olduğunu ileri sürmek için Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetine atıf yapmaktadır.[1] Attığı başlık Dursun’un Hz. Muhammed’i şiddet yanlısı göstermek için kullandığı argümanların başında Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinin geldiğini göstermektedir.
İkinci örnek DAEŞ’in yayın organlarından Rumiyah dergisinde yayımlanan bir yazıda yer almaktadır. “Dolaylı Kıyım/Yan Hasar” (Collateral Carnage) başlığıyla yayımlanan yazıda, çocukların da dâhil olduğu siviller, inkârcı gruplara karşı yürütülen operasyonlarda köle edinilmesi ya da imha edilmesi gereken kesim olarak resmedilmektedir.[2] Bu kabulün meşruiyet zeminini oluşturan argümanlardan biri Turan Dursun’u haklı çıkarır biçimde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetidir. Yazıda her ne kadar kasıtlı olarak çocukların hedef alınmasının yasaklandığına dair ifadeler yer alsa da Mâide 5/68. âyete atıfla inkârcıların kadınlarının ve çocuklarının uğrayacağı zararları umursamamanın Kur’ânî bir direktif olduğu ileri sürülmektedir.
İki örnekten ilkinde Hz. Muhammed’in, çocukların ebeveynlerinin müşrik olmasından dolayı kadınların ise sırf inançlarından ötürü öldürülmelerini emrettiği savunulurken ikinci örnekte Hz. Muhammed’in, müşriklerin kasıtsız öldürülen çocukları için ne bir pişmanlık gösterdiği ne de sorumluları kınadığı ifade edilerek çocuklar dâhil sivillere yönelik ihlallerin meşru görülmesinin önü açılmış olmaktadır. Yine ikinci örnekte çocukları ve kadınları hedef almayı yasaklayan bazı rivâyetlere atıf yapıldıktan sonra “onları köle olarak almanın öldürmekten daha faydalı olduğu!” vurgulanmaktadır. Bu kısa girişten sonra ilgili rivâyetin çeşitli tariklerinin incelemesine geçebiliriz.
1.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme (öl. 25/646 [?]) Rivâyetinin Muhtelif Tarikleri
İbn Abbas yoluyla Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’den nakledilen bu rivâyetin kaynaklarda muhtasar ve mufassal formda çeşitli tarikleri mevcuttur. Bu rivâyetin muhtasar tariklerinde yer verilen ifadeler başka rivâyetlerde de sıkça vurgulanan Hz. Muhammed’in, savaşlarda çocuklar başta olmak üzere zayıf kesimlerin öldürülmesini yasaklamasıyla çelişkili bir durum arz etmektedir. Nitekim Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti bu yönüyle miḫtelifu’l-ḥadîŝ eserlerine de konu olmuştur. Rivâyetin çeşitli tarikleriyle Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin sîretine bakıldığında çelişki gibi görünen hususları izah etme imkânı doğmaktadır.
Şimdi, rivâyetin muhtasar biçimde nakledilenlerinden başlayarak birkaç örnek tarike yer vermek istiyoruz. Hemen akabindeyse müstakil başlıklar altında Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Ḥuneyn Gazvesi’ndeki rolü ve İbn Ḳuteybe’nin rivâyet hakkındaki değerlendirmesine yer verilecektir.
1.1. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti 1. Örnek Tarik
Arapçası: “أَخبَرنا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي عَوْنٍ، قَالَ: حَدثنا أَبُو عَمَّارٍ، قَالَ: حَدثنا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ اللهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ، قَالَ: كَانَ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلى الله عَلَيه وسَلم ثَلاَثَةَ أَحَادِيثَ، قَالَ: سَأَلْتُ رَسُولَ اللهِ صَلى الله عَلَيه وسَلم عَنْ أَوْلاَدِ الْمُشْرِكِينَ أَنْ نَقْتُلَهُمْ مَعَهُمْ، قَالَ: نَعَمْ، فَإِنَّهُمْ مِنْهُمْ، ثُمَّ نَهَى عَنْهُمْ يَوْمَ حُنَيْن”[3]
Türkçesi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: Allah Resulüne ‘Müşriklerin çocuklarının (savaşta) ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceğini’ sordum. Bunun üzerine Allah Resûlü: ‘Evet (öldürebilirsiniz), muhakkak ki onlar onlardandır.’ dedi. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme: ‘Daha sonra Allah Resûlü Ḥuneyn Gazvesi’nde müşriklerin çocuklarını öldürmeyi yasakladı.’ dedi”.
Bu tarikte, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme adlı bir sahâbînin Hz. Muhammed’e müşriklerin çocuklarının ebeveynleriyle birlikte öldürülüp öldürülemeyeceğini sorması üzerine, Hz. Muhammed’in müşriklerin aile efradının da kendileriyle aynı muameleye maruz bırakılmalarında bir beis görmediği yönünde anlaşılabilecek ifadelere yer verilmektedir. Burada Hz. Muhammed’in ilgili tutumu Ḥuneyn Gazvesi’nde yasakladığı ifade edilirken, bazı tariklerde müşriklerin çocuklarının öldürülmesinin yasaklandığı gazvenin Ḫayber Gazvesi olduğu belirtilmektedir.[4]
Yazma eserlerin okunmasında yazım biçimlerindeki benzerlik ve tematik yakınlıklarından ötürü Ḥuneyn ve Ḫayber kelimelerinin tashifli okunabildiği bilinmektedir. Ancak burada önemli olan ilgili yasağın hangi gazvede yasaklandığından ziyade çocukların öldürülmesinin daha önce serbestken daha sonra neshedilen bir uygulamaymış gibi tasvir edilmesidir. Buna göre müşriklerin çocuklarını öldürmek belirli süre uygulandıktan sonra yasaklanmış olmaktadır. Rivâyetin bu ve benzeri muhtasar tariklerine, bazı İslâm karşıtı yeni medya platformlarında Hz. Muhammed’i ve Müslümanları şiddet yanlısı ve katliamcı olarak göstermek maksadıyla atıf yapılmaktadır. Kaynaklarda haberin buna benzer onlarca tariki mevcuttur.
1.2.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti 2. Örnek Tarik
Arapçası: “أنا أَحْمَدُ، نَا عَمِّي، نَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ الْخَيْلَ فِي غَشْمِ الْغَارَةِ تُصِيبُ مِنْ أَوْلَادِ الْمُشْرِكِينَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: «هُمْ مِنْهُمْ، وَهُمْ مَعَ الْآبَاءِ”[5]
Türkçesi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Atlı birlikler, baskının kargaşasında müşriklerin çocuklarına zarar veriyor. (Bu hususta ne dersin?)’ Allah Resulü bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Onlar onlardandır ve onlar babalarıyla birliktedir.’”.
Bu tarikte müşriklerin çocuklarının baskının sebep olduğu kaos ortamında öldürüldüğü yönünde bir ifadeye yer verilmektedir. Bununla birlikte Hz. Muhammed’in “Onlar onlardandır.” veya “Onlar babalarıyla birliktedir.” biçiminde verdiği cevaptan kastı müphemliğini korumaktadır.
1.3.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti 3. Örnek Tarik
Arapçası: “حَدَّثنا عَبْدُ اللهِ، حَدَّثنا دَاوُدُ بْنُ عَمْرٍو أَبُو سُلَيْمَانَ الضَّبِّيُّ، قَالَ: حَدَّثنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ؛ أَنَّ الصَّعْبَ بْنَ جَثَّامَةَ قَالَ قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ الدَّارُ مِنْ دُورِ الْمُشْرِكِينَ نُصَبِّحُهَا لِلْغَارَةِ فَنُصِيبُ الْوِلْدَانَ تَحْتَ بُطُونِ الْخَيْلِ، وَلاَ نَشْعُرُ فَقَالَ إِنَّهُمْ مِنْهُمْ”[6]
Çevirisi: “Ṡaʿb b. Ceŝŝâme şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü, müşriklerin yaşadığı yerleşim yerlerinden birine sabah baskını düzenliyoruz. Farkında olmadan atların karınları/ayakları altında çocukları da eziyoruz. (Bu hususta ne dersin?).’ Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: ‘Muhakkak ki onlar onlardandır.’”.
Bu ifadeler, sorulan sorunun farazi bir sorudan olmaktan ziyade karşılaşılan somut bir olgudan hareket edildiğini ihsas ettirmektedir.
1.4.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti 4. Örnek Tarik
Arapçası: “حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَتُّوَيْهِ الأَصْبَهَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حِمْيَرٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَمِينٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ اللهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ، أَنَّهُ قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَطْفَالُ الْمُشْرِكِينَ نُصِيبُهُمْ فِي الْغَارَةِ بِاللَّيْلِ، قَالَ: لاَ تَعُودُوا ذَلِكَ، وَلاَ حَرَجَ، فَإِنَّ أَوْلاَدَهُمْ مِنْهُمْ.”[7]
Türkçesi: “Saʿb b. Ceŝŝâme: ‘Ey Allah’ın Resulü! Gece baskınlarında (karanlıkta ayırt edemeyip) müşriklerin çocuklarına zarar veriyoruz/onları öldürüyoruz. (Bu hususta ne dersin?)’ dedi. Allah Resulü bunun üzerine: ‘Bunu bir daha yapmayın. Bununla birlikte -kasıtsız verilen zararda- size bir vebal yoktur. Çünkü onların çocukları onlardandır.’ dedi.”.
Rivâyetin bu tarikinde diğerlerinden farklı olarak Hz. Muhammed’in açıkça bu davranışı tekrarlamaktan kaçınmaları, baskınlarda daha temkinli davranmaları hususunda sahâbeyi uyarması ancak kasıtlı olmadığı sürece bu durumun onlara bir sorumluluk yüklemediği yönünde ifadelere yer verilmektedir. Bu da rivâyette mevzubahis edilen meselenin kasten çocukları öldürmek değil, savaş zayiatı (Collateral Damage) biçiminde ortaya çıkan mağduriyetlerin kişiye bir günah/vebal yükleyip yüklemediğinin öğrenmek istenilmesi üzerine gündeme getirildiğine işaret etmektedir.
Bu bağlamda Hz. Muhammed’in “فَإِنَّ أَوْلاَدَهُمْ مِنْهُمْ” (Çünkü onların çocukları onlardandır.) ifadesi savaş hukuku çerçevesinde çocukların da ebeveynlerinin hukukuna tabi olduğuna işaret etmiş olmaktadır. Nitekim ileride işaret edileceği üzere bazı Müslüman âlimler ilgili ifadeyi benzeri biçimde yorumlamayı tercih etmiştir.
Tablo 1- Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyetinin İsnad Ağı
Rivâyetin yukarıda işaret edilmeyen başka tariklerinde, baskınlarda çocukların yanı sıra “نَغْشَى الدَّارَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ لَيْلاً مَعَهُمْ صِبْيَانُهُمْ وَنِسَاؤُهُمْ فَنَقْتُلُهُمْ” (Gece baskınlarında yanlarında çocukları ve kadınları bulunduğu esnada müşriklerin yerleşim yerlerinden birini kuşatıyoruz ve onların çocuklarını ve kadınlarını öldürüyoruz.)[8] denilerek müşriklerin kadınlarının öldürülmesi de meseleye dâhil edilmektedir. Bazı tariklerdeyse Hz. Muhammed’e baskınlarda müşriklerin çocuklarının öldürülmesine dair yöneltilen sorular, benzerleri daha çok farazi sorularda veya şart edatlı sorularda kullanılan bir üslupla yöneltilmektedir. Örneğin bir tarikte “كَيْفَ بِمَنْ يَكُونُ تَحْتَ الْغَارَةِ مِنَ الْوِلْدَانِ ؟”[9] (Baskının ortasında kalan çocukların durumu ne olacak?) denirken, diğer bir tarikte şart edatı kullanılarak “لَوْ أَنَّ خَيْلاً أَغَارَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَأَصَابَتْ مِنْ أَبْنَاءِ الْمُشْرِكِينَ”[10] (Şayet atlı bir birlik, geceleyin baskın düzenlese ve (bu kargaşada) müşriklerin çocuklarına zarar verse/onları ezse” ifadesine yer verilmektedir.
Burada ve yukarıda işaret edilen tarikler dikkatle incelendiğinde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinde savaşlarda kasıt olmaksızın zarar gören çocuklar ve kadınların mevzubahis edildiği netlik kazanmaktadır. Şimdi, bu hadisenin nerede ve ne zaman yaşanmış olabileceğini tespit etmeye çalışalım.
2.Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Ḥuneyn Gazvesi’ndeki Rolü
Rivâyetin bazı tariklerinde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin müşriklerin çocukları ve kadınlarının baskınlardaki durumunu sormasının “مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ بِالأَبْوَاءِ، أَوْ بِوَدَّانَ، وَسُئِلَ عَنْ أَهْلِ الدَّارِ يُبَيَّتُونَ مِنَ المُشْرِكِينَ…” denilerek Ebvâʾ veya Veddân bölgesinde gerçekleştiğine dair ifadelere yer verilmektedir.[11] Aynı mekân ögeleri “مَرَّ بِي رَسُولُ اللهِ وَأَنَا بِالأَبْوَاءِ، أَوْ بِوَدَّانَ، فَأَهْدَيْتُ لَهُ حِمَارَ وَحْشٍ” biçiminde Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Veda Haccı sırasında Hz. Muhammed’e vahşi eşek eti ikram etmesinden bahseden başka bir rivâyette de geçmektedir.[12]
10. senede gerçekleştiği dikkate alındığında Veda Haccı’nın, müşriklerin çocuklarının durumunun sorulması için uygun bir bağlam olmadığı ifade edilebilir. Bu muhtemelen Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetlerindeki mekân ögelerinin tekrarlanması biçiminde ortaya çıkmış bir eklemedir. Başka bir ihtimal bunun H. 2. senede vuku bulan Ebvâʿ diye bilinen gazve esnasında gerçekleşmiş olmasıdır. Hz. Muhammed’in müşriklere karşı düzenlediği ilk gazve olarak bilinen Ebvâ Gazvesi’nde herhangi bir çatışma yaşanmadığı bilinmektedir. Gerek bu gazvede gerekse öncesinde müşriklere ait bir yerleşim yerine baskın düzenlendiği ve bu olayda çocukların ve kadınların da hedef alındığına dair bilinen bir vakanın olmaması bu ihtimali zayıf kılmaktadır.
Bu iki ihtimalin dışında akla Hz. Muhammed’in müşriklerin çocuklarını ve kadınlarını öldüren bazı sahâbîleri kınayıp uyardığı Ḥuneyn Gazvesi gelmektedir. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin hicretin ilk döneminden itibaren gazveler ve seriyyelerde aktif rol alan kabiliyetli bir savaşçı olduğu bilinmektedir. İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî’nin (öl. 852/1449), Ṡaʿb’ın Ḥuneyn Gazvesi’ndeki rolüne dair Hz. Muhammed’e izafe ederek naklettiği bir rivâyet meseleye açıklık kazandıracak bir muhtevadadır. Buna göre Hz. Muhammed gerek Kur’an gerekse siyer rivâyetlerinde zorluklarından bahsedilen Ḥuneyn zaferindeki rolü nedeniyle Ṡaʿb hakkında: “لولا الصعب بن جثامة لفضحت الخيل” (Ṡaʿb b. Ceŝŝâme olmasaydı atlı birlikler rezil rüsva/perişan olurdu.)[13] demiştir.
Bu rivâyet, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin Hz. Muhammed’e müşriklerin çocukları ve kadınlarının durumuna dair yönelttiği sorunun bizzat deneyimlediği bir olguyla ilişkili olduğunu gösteren açık bir delil niteliğindedir. Hz. Muhammed, Ḥuneyn Gazvesi’nde kadınların, çocukların ve kölelerin öldürülmesini yasaklamış, bu suçu işleyen sahâbîleri şiddetli bir üslupla ikaz etmiştir. Tam da burada Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin soruyu Ḥuneyn Gazvesi’nde Hz. Muhammed’in bu uyarısının ordu arasında yayılmasının akabinde sormuş ihtimali belirmektedir.
Kanaatimizce Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin atlı birlikleri komuta etmedeki etkin rolü ve Ḥuneyn’de gösterdiği üstün çaba bunu bir ihtimal olmaktan çıkarmaya yetecek düzeyde veri sunmaktadır. Buna göre Hz. Muhammed’in Ḥuneyn’de bazı sahâbîleri çocukların ve kadınların öldürülmesinden dolayı kınaması, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme gibi bazı savaşçıların gece baskınlarında kasıt olmaksızın çocuklara ve kadınlara zarar verilmesinin kendilerine bir günah/vebal yükleyip yüklemeyeceğini merak etmelerini tetiklemiş olmalıdır.
Dolayısıyla bu tespitlerimiz doğru kabul edilirse Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetinin Ḥuneyn Gazvesi’nde gerçekleştiği söylenebilir. Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetinin maksadı aşan biçimlerde yorumlanmasına imkân tanıyan husus, muhtasar biçimlerde nakledilmesinden kaynaklanmaktadır.
Ancak Ṡaʿb b. Ceŝŝâme’nin karıştığı baskınlarda modern tabirle ifade edecek olursak kasıt olmaksızın bir tür savaş zayiatı (Collateral Damage) olarak değerlendirilebilecek sivil kayıplarının yaşandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla rivâyette bu operasyona katılanların bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı sorulmuş olmaktadır.
Hz. Muhammed, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinde düşman saflarına bir operasyon yapma imkânı belirdiğinde çocuklara ve kadınlara zarar verme ihtimali var diye bundan vazgeçilmemesi, böyle bir durumda istenmeden yaşanacak kayıplardan dolayı savaşa katılanların sorumlu tutulamayacağını vurgulamış olmaktadır. Bu durumda müşrik çocukları için kullanılan “Onlar da onlardandır.” veya “Onlar babalarıyla birliktedir.” denilmesi, onların öldürülmesinin meşru görüldüğüne değil, savaş hukuku çerçevesinde çocukların ve kadınların da düşman saflarındaki savaşçıların hukukuna tabi oldukları anlamına gelmektedir. Kısacası Müslüman savaşçıların kasıt olmaksızın müşriklerin çocuklarına ve kadınlarına verilecek zarardan sorumlu tutulmayacakları belirtilmiş olmaktadır. Dolayısıyla ortada önceden serbestken sonradan neshedilen bir hüküm de bulunmamaktadır.
3.İbn Ḳuteybe’nin Ṡaʿb b. Ceŝŝâme Rivâyeti Hakkındaki Değerlendirmesi
Ṡaʿb b. Cessâme rivâyetiyle Hz. Muhammed’in çocukların da dâhil olduğu gayrimuhariplerin öldürülmesini yasaklaması arasındaki çelişkiye muḫtelifu’l-hadîŝ eserlerinde işaret edildiğine değinmiştik. Bu bağlamda İbn Ḳuteybe’nin (öl. 276/889) değerlendirmesi dikkate şâyândır. Önemine binaen ilgili değerlendirmeye burada yer vermek istiyoruz.
İbn Ḳuteybe “حَدِيثَانِ مُخْتَلِفَانِ فِي ذَرَارِيِّ الْمُشْرِكِينَ” “Müşriklerin çocuklarının hükmü hakkında birbiriyle çelişen iki hadis” başlığıyla ilk olarak Ṡaʿb b. Ceŝŝâme ve Hz. Muhammed’in gönderdiği bir seriyyede bazı sahâbîlerin çocukları ve kadınları öldürmesi üzerine kınanmasından bahseden rivâyetlerden birer kesit nakletmekte[14] daha sonra bu iki rivâyet arasında çelişki gibi görünen hususun izahı için şunları söylemektedir:
Arapçası: “قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ: وَنَحْنُ نَقُولُ: إِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَ الْحَدِيثَيْنِ اخْتِلَافٌ.لِأَنَّ الصَّعْبَ بْنَ جَثَّامَةَ، أَعْلَمَهُ أَنَّ خَيْلَ الْمُسْلِمِينَ تَطَؤُهُمْ فِي ظُلَمِ اللَّيْلِ عِنْدَ الْغَارَةِ، فَقَالَ: “هُمْ مِنْ آبَائِهِمْ”.يُرِيدُ: أَنَّ حُكْمَهُمْ فِي الدُّنْيَا، حُكْمُ آبَائِهِمْ، فَإِذَا كَانَ اللَّيْلُ، وَكَانَتِ الْغَارَةُ، وَوَقَعَتِ الْفُرْصَةُ فِي الْمُشْرِكِينَ، فَلَا تَكُفُّوا مِنْ أَجْلِ الْأَطْفَالِ؛ لِأَنَّ حُكْمَهُمْ حُكْمُ آبَائِهِمْ مِنْ غَيْرِ أَنْ تَتَعَمَّدُوا قَتْلَهُمْ.ثُمَّ أَنْكَرَ فِي الْحَدِيثِ الثَّانِي عَلَى السَّرِيَّةِ، قَتْلَهُمُ النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ، لِأَنَّهُمْ تَعَمَّدُوا ذَلِكَ لِشِرْكِ آبَائِهِمْ، فَقَالَ: “أَوَلَيَسَ خِيَارُكُمْ ذَرَارِيَّ الْمُشْرِكِينَ”.يُرِيدُ: فَلَعَلَّ فِيهِمْ مَنْ يُسْلِمُ إِذَا بَلَغَ وَيحسن إِسْلَامه”[15]
Bazı tasarruflarla Türkçesi: “Bu iki hadis arasında çelişki yoktur. Zira Ṡaʿb b. Ceŝŝâme, Hz. Muhammed’e Müslümanlara ait atlı birliklerin gece karanlığında yapılan baskın sırasında çocukları ezdiğini ifade etmiştir. Hz. Muhammed de bunun üzerine: “Onlar babalarındandır.” demiştir. Hz. Muhammed bununla çocukların dünyadaki hükmünün babalarına tabi olmasını kastetmiştir. Dolayısıyla burada ‘Gece vakti olup baskın yapıldığında ve müşriklere saldırma fırsatı doğduğunda, çocuklar yüzünden (saldırıdan) geri durmayın. Çünkü onları kasten öldürmeyi hedeflememeniz şartıyla onların hükmü babalarının hükmü gibidir.’ denilmiş olmaktadır. Sonra ikinci hadiste Hz. Muhammed’in gönderilen bir seriyyenin kadınları ve çocukları öldürmesine karşı çıkması mevzusuna gelince, bunun sebebi Müslüman savaşçıların çocukları babalarının müşrik olmaları nedeniyle kasten hedef almalarıydı. Bu tutum üzerine -yaptıklarını savunanları- Hz. Muhammed: ‘Sizin en seçkinleriniz de müşriklerin çocukları değil mi?’ diye azarladı. Hz. Muhammed’in bu sözden kastı şuydu: ‘Belki de o çocukların içinden buluğa erişince Müslüman olacak ve İslâm’ını güzelleştirecek kimseler çıkacaktır.’”.
İbn Ḳuteybe’nin meselenin çözümüne ışık tutar nitelikteki bu mühim değerlendirmesinde üç temel vurgu mevcuttur. İlki çocukların öldürülmesinin taammüden gerçekleşip gerçekleşmediği meselesidir. Ṡaʿb rivâyetindeki olayda kasıt yokken gönderilen bir seriyyede çocukların kasıtlı olarak hedef alındığı görülmektedir. İkinci mesele müşriklerin çocukları için Ṡaʿb rivâyetinde kullanılan: “Onlar babalarındandır.” ifadesinin teolojik bir statü değil daha çok stratejik ve hukuki bir statü anlamına geldiğidir. Dolayısıyla burada Hz. Muhammed’in gerçekçi bir bakış açısıyla savaş atmosferinde çocukların ve diğer eli silah tutmayan kesimlerin zarar görmelerinin muhtemel olduğuna bir gönderme yaptığı değerlendirilebilir. Zira burada çocukların masumiyetini reddetme değil, savaşın gerçekliğini kabul etme vardır.
Üçüncü ve son vurgu, her insanın İslâm’a boyun eğme potansiyeline dayanmaktadır. Buna göre kasten bir çocuğu öldürmek onun Müslüman olma imkânını elinden almaya karşılık gelmektedir. Toparlayacak olursak İbn Ḳuteybe’ye göre müşriklerin çocukları için: “هم منهم” (Onlar onlardandır.) demek “Onları öldürebilirsiniz.” demek değil “Baskınların kargaşasında kazara ölmeleri, operasyonu durdurmanızı gerektirmez. Bundan sorumlu tutulmazsınız.” anlamındadır. Ancak çocukları sırf babaları müşrik, inkârcı diye katletmek onların gelecekte iman etme imkânlarını ellerinden almaya tekabül etmektedir. Zira çocuklar savaşlarda rol alma ihtimalleri bulunmadığından toplumun zarar vermekten sakınılması gereken kesiminde yer almaktadır. Bu masumiyet durumu savaşçı olmayan yaşlılar, kadınlar ve köleler için de geçerlidir.
İbn Ḳuteybe’nin değerlendirmesine ilave edilmesi gereken önemli bir husus, Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetiyle çelişkili gibi görünen Hz. Muhammed’in çocukları sırf babaları müşrik diye öldürenleri uyarmasından bahseden rivâyetin aynı gazvede gerçekleşen hadiseler olduğu bilgisidir. Zira Ḥuneyn Gazvesi’nde yaşananlara dair kaynaklarda nakledilen rivâyetlere bakıldığında, Hz. Muhammed’in gerek çocukların gerekse kadınların, kölelerin ve yaşlıların kasten öldürülmemesi yönünde defaatle uyarılarda bulunduğu görülmektedir.[16]
Bu husus göz önünde bulundurulduğunda Ḥuneyn Gazvesi’nde Hz. Muhammed, çocukların ve kadınların sırf babaları ya da eşleri müşrik diye kasten öldürülmesini yasaklamış olmaktadır. Bu yasaklamayı ve azarlamayı duyan Ṡaʿb gibi bazı sahâbîlerin ise sonradan Hz. Muhammed’e gelerek müşriklerin yakınlarından yanlışlıkla zarar verdikleri kimselerin durumunu öğrenmek istemeleri üzerine onlara bu hususta bir sorumlulukları bulunmadığı ancak baskınlarda daha ihtiyatlı davranmalarının salık verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla ilgili rivâyetlerin İbn Ḳuṭeybe’nin muḫtelifu’l-hadîŝ eserine konu olması ve çocukların öldürülmesinin önceleri serbestken sonraları neshedildiği yönündeki kanaatlerin temel sebebi her iki rivâyetin de aynı olaydan bahsettiğini göz ardı etmekten kaynaklanmaktadır. Her iki rivâyetin de aynı gazvenin farklı sahnelerinden yapılan nakiller olduğu dikkate alındığında ortada izaha muhtaç bir çelişki kalmamaktadır. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti Ḥuneyn Gazvesi’nde savunmasız kesimlerin kasıt olmaksızın zarar görmesi diğer rivâyet ise kasten hedef alınarak katledilmeleriyle alakalıdır. Doğal olarak Hz. Muhammed’in iki tutum karşısındaki tavrı değişiklik arz etmektedir.
Sonuç
İslâm geleneğinde büyük ölçüde dinî hükümlerin ortaya çıkarılması ekseninde şekillenen rivâyetler, modern dönemde Kur’ân’dan sonra Hz. Muhammed’i ve İslâm’ı anlamanın ikinci kaynağı olarak telakki edilmektedir. Bu yaklaşımda, yerleşik geleneğin İslam’ı doğru kavrayamadığını, dolayısıyla dini aslından öğrenmek için doğrudan Kur’ân’a ve Sünnet’e dönülmesi gerektiğini savunan “öze dönüşçü” hareketlerin etkisi yadsınamaz. Ancak rivâyetlerin, kendilerinden beklenen bu işlevi ne ölçüde karşılayabilecek bir yapıya sahip olduğu yeterince tartışılmamış bir husustur.
Bu çalışmada incelenen Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetine dair tespit ve değerlendirmeler; rivâyetlerin, ciddi bir tetkik sürecinden geçirilmeksizin kendilerinden beklenen faydayı sağlama imkânına sahip olmadığının tipik bir örneğidir. Söz konusu rivâyetler, yalnızca İslâm’ı ve Hz. Muhammed’i doğru anlamak isteyenlerin değil, aynı zamanda İslâm’a ve Müslümanlara husumet besleyen odakların da merceğindedir. Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyeti ve benzeri metinler, bağlamlarından koparılarak Hz. Muhammed’i şiddet yanlısı göstermek amacıyla araçsallaştırılmaktadır. Bu sorunun çözümü hem Kur’ân âyetlerinin hem de ilgili rivâyetlerin, alanın uzmanlarınca, kolektif bir çalışmayla yeniden incelemeye tâbi tutulmasından geçmektedir.
Ṡaʿb b. Ceŝŝâme rivâyetinin tetkiki neticesinde ulaşılan sonuç, Hz. Muhammed’in ashabına emrettiği savaş hukuku ilkelerinin, dönemin cari sözlü savaş hukukunun çok ötesinde olduğu yönündedir. Hz. Muhammed’in Ḥuneyn Gazvesi’nde çocukların, kadınların, yaşlıların ve kölelerin kasten hedef alınmamasını ve kayıpların en aza indirilmesi için azami gayret gösterilmesini telkin etmesi, çağdaş savaş hukukunda sivil kayıpların önlenmesine yönelik yasalarla önemli ölçüde benzerlik göstermektedir.
Hz. Muhammed’in bu hassasiyeti, hicretin sadece ilk yıllarına mahsus olup sonradan yürürlükten kaldırılan (neshedilen) bir uygulama değildir. Aksine bu, O’nun hayatının her döneminde tatbik etmeye gayret ettiği ve ashabına da riayet edilmesini emrettiği temel bir savaş hukuku ilkesidir. Hz. Muhammed’in yerleştirmeye çalıştığı savaş hukuku en başından beri gayrimuhariplerin dokunulmazlığı üzerine kuruludur. Ancak operasyonel kazalar hukuki sorumluluk alanı dışındadır. Bunun aksi yönündeki iddialar ya zahiren çelişkili görünen metinlerin tarihsel bağlamına vakıf olmamaktan ya da İslâm dinine ve Müslüman toplumlara yönelik ön yargılı tutumlardan kaynaklanmaktadır.
Kaynakça
Aḥmed b. Ḥanbel, Ebû ʿAbdullâh Aḥmed b. Muḥammed b. Ḥanbel eş-Şeybânî (öl. 241/856). el-Musned. nşr. Heyet. Kahire: Cemʿiyyetu’l-Meknez, 2010.
Buḫârî, Ebû ʿAbdullâh Muḥammed b. İsmâʿîl (öl. 256/870). el-Câmiʿu’l-Musnedu’ṡ-Ṡaḥîḥu’l-Muḫtaṡar. nşr. Muḥammed Zuheyr en-Nâṡır. Beyrut: Dâr Ṭavḳi’n-Necât, 2001.
Dursun, Turan (öl. 1990). Din Bu-2 Hz. Muhammed. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2006.
Ebû ʿAvâne, Ebû ʿAvâne Yaʿḳûb b. İsḥâḳ en-Nîsâbûrî (öl. 316/928). el-Musnedu’ṡ-Ṡaḥîḥu’l-Muḫarrec ʿalâ Ṡaḥîhi Muslim. nşr. Rebâḥ b. Ruḍayman. Medine: el-Câmiʿatu’l-İslâmiyye, 2014.
Ebû Dâvûd, Suleymân b. el-Eşʿaŝ es-Sicistânî (öl. 275/889). Sunenu Ebî Dâvûd. nşr. ʿAdil Muḥammed, ʿAmmâr ʿAbbâs. Kahire: Dâru’t-Teʾṡîl, 2015.
İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, Ebû’l-Faḍl Aḥmed b. ʿAlî (öl. 852/1448). el-İṡâbe fî Temyîzi’ṡ-Ṡaḥâbe. nşr. ʿAbdullâh b. ʿAbdulmuḥsin et-Turkî. Kahire: Dâr Hecer, 2008.
İbn Ḥibbân, Ebû Ḥâtim Muḥammed b. Ḥibbân el-Bustî (öl. 354/965). es-Ṡaḥîḥ. nşr. Mehmet Ali Sönmez, Halis Aydemir. Beyrut: Dâr İbn Ḥazm, 2013.
İbn Hişâm, Ebû Muḥammed ʿAbdulmelik b. Hişâm el-Ḥimyerî (öl. 213/829). es-Sîretu’n-Nebeviyye. nşr. Muṡṭafâ es-Saḳḳâ v.d. Mısır: Mektebetu Muṡṭafâ el-Bâbî’l-Ḥalebî, 1955.
İbn Keŝîr, Ebû’l-Fidâʾ İsmâîl b. ʿOmer b. Keŝîr ed-Dimeşḳî (öl. 774/1373). el-Bidâye ve’n-Nihâye. nşr. ʿAbdullâh b. ʿAbdi’l-Muḥsin et-Turkî. Kahire: Dâr Hecer, 1997.
İbn Ḳuteybe, Ebû Muḥammed ʿAbdullâh b. Muslim b. Ḳuteybe ed-Dîneverî (öl. 276/890). Teʾvîlu Muḫtelifi’l-Ḥadîŝ. Şam: el-Mektebu’l-İslâmî, Muessesetu’l-İşrâḳ, 1999.
İbn Mâce, Ebû ʿAbdullâh Muḥammed b. Yezîd el-Ḳazvînî (öl. 273/887). es-Sunen. nşr. Heyet. Kahire: Dâru’t-Teʾṡîl, 2015.
İbn Zenceveyh, Ebû Aḥmed Ḥamîd b. Maḫled el-Ḫorasânî (öl. 251/865). Kitâbu’l-Emvâl. nşr. Şâkir Ẑîb Feyyâḍ. Riyad: Merkezu’l-Melik Fayṡal, 1986.
Muslim, Ebû’l-Ḥuseyn Muslim b. el-Ḥaccâc el-Ḳuşeyrî en-Nîsâbûrî (öl. 261/875). el-Musnedu’s-Ṡaḥîhu’l-Muḫtaṡar bi Naḳli’l-ʿAdl ʿani’l-ʿAdl ilâ Resûlillâh. nşr. Heyet. Kahire: Dâru’t-Teʾṡîl, 2014.
Nesâʾî, Ebû ʿAbdurraḥmân Aḥmed b. Şuʿayb el-Ḫurâsânî (öl. 303/916). es-Sunenu’l-Kubrâ. nşr. Ḥasen ʿAbdulmunʿim. Beyrut: Muessesetu’r-Risâle, 2001.
Rumiyah. “Collateral Carnage”. el-Hayat Media Center. 5 (Ocak 2017), 6-7. https://gwern.net/doc/crime/terrorism/rumiyah/2017-rumiyah-05.pdf Erişim: 3 Ocak 2026.
Rûyânî, Ebû Bekr Muḥammed b. Hârûn (öl. 307/920). Musnedu’r-Rûyânî. nşr. Eymen ʿAlî Ebû Yemânî. Kahire: Muessesetu Ḳurṭuba, 1995.
Ṭaberânî, Ebû’l-Ḳâsım Suleymân b. Aḥmed eş-Şâmî (öl. 360/971). el-Muʿcemu’l-Kebîr. nşr. Ḥamdî b. ʿAbdulmecîd es-Selefî. Beyrut: Dâru İḥyâʾi’t-Turâŝi’l-ʿArabî, 1983.
Dipnotlar:
* Doç. Dr. Orhan Güvel, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İlahiyat Fakültesi.
[1] Turan Dursun, Din Bu-2 Hz. Muhammed (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2006), 343.
[2] Rumiyah, “Collateral Carnage”, el-Hayat Media Center 5 (Ocak 2017), 6-7. https://gwern.net/doc/crime/terrorism/rumiyah/2017-rumiyah-05.pdf Erişim: 3 Ocak 2026.
[3] İbn Ḥibbân, es-Ṡaḥîḥ, 3/148.
[4] eṭ-Ṭaberânî, el-Muʿcemu’l-Kebîr, 8/103; Ebû ʿAvâne, el-Mustaḫrec, 14/216; İbn Zenceveyh, el-Emvâl, 152.
[5] er-Rûyânî, el-Musned, 2/168.
[6] Aḥmed b. Ḥanbel, el-Musned, 6/1099.
[7] eṭ-Ṭaberânî, el-Muʿcemu’l-Kebîr, 8/104.
[8] eṭ-Ṭaberânî, el-Muʿcemu’l-Kebîr, 8/103; el-Buḫârî, eṡ-Ṡaḥîḥ, 4/61.
[9] eṭ-Ṭaberânî, el-Muʿcemu’l-Kebîr, 8/104.
[10] Aḥmed b. Ḥanbel, el-Musned, 6/824; Muslim, eṡ-Ṡaḥîḥ, 5/18; en-Nesâʾî, es-Sunenu’l-Kubrâ, 10/581.
[11] el-Buḫârî, eṡ-Ṡaḥîḥ, 4/61.
[12] İbn Mâce, es-Sunen, 3/226.
[13] İbn Ḥacer el-ʿAsḳalânî, el-İṡâbe, 5/254.
[14] İbn Ḳuteybe, Teʾvîlu Muḫtelifi’l-Ḥadîŝ, 383.
[15] İbn Ḳuteybe, Teʾvîlu Muḫtelifi’l-Ḥadîŝ, 384.
[16] bk. İbn Hişâm, es-Sîretu’n-Nebeviyye, 2/457-458; İbn Keŝîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 7/43; Aḥmed b. Ḥanbel, el-Musned, 5/3137; Ebû Dâvûd, es-Sunen, 4/477; en-Nesâʾî, es-Sunenu’l-Kubrâ, 8/27; İbn Mâce, es-Sunen, 4/107.
Yazar
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile Şam Fethu’l-İslâm İslâmî İlimler Enstitüsü’nde lisans öğrenimini 2010 yılında tamamladı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını (2012), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir Anabilim Dalı’nda ise doktorasını (2019) tamamladı.
2012-2019 yılları arasında Anadolu Ajansı Ortadoğu ve Afrika Bölge Direktörlüğü bünyesinde Kahire Temsilciliği ve Arapça Haber Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 2020 yılından bu yana Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
Yazarın, KURAMER Yayınları tarafından yayımlanan Hamîduddîn Ferâhî ve Kur’ân’ı Yorumlama Metodu (2020) ile Kur’ân’ın Arzı Meselesi (2025) adlı kitaplarının yanı sıra çeşitli dergilerde yayımlanmış makale ve çevirileri bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülâhazalar- Bilgiyi Temellendirmenin Serüveni-II-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Modernizmi Eleştirebilir Miyiz
…
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Zihniyet Manzaramız: Bir Bilanço Taslağı
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
Aile Ocağı
Hayatı bize gösteren, bizi görünür kılan ya da bizi perdeleyen, örten hatta maskeleyen nedir? İşimiz, konumumuz, imkânlarımız, sahip olduklarımız mıdır? Kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden yeryüzündeki hikâyemizi bütüne taşıyan o köprü nasıl ve nerede kurulur? Bebeği ana rahmine düşmeden saran o şefkat adasının haritası nasıl çizilir? Bunları cevaplamadan önce hayatın bize yüklediği vasıfların üzerinde bir kere daha durmakta fayda var. Kadını anneye, erkeği babaya, yaşlıyı ihtiyara, çocuğu sorumluluğa dönüştüren anlamı tekrar hatırladığımızda yukarıdaki soruların da cevabını bulmuş olacağız. Şüphesiz aradığımız cevap ailedir.