“Bir kimse ne için yaratılmışsa, o şey kolaylaştırılmıştır ona.”
Hz. Muhammed
Yumruklarını sıkarak bu hayatı yorumlayamazsın… Kenetleyerek kollarını kimseyi saramazsın… Öfke saçan nazarınla önünü aydınlatamazsın… Hep şikâyet ederek sorunları çözemezsin…
Ağaç ağaç diyorlardı hep.
Tohumu küçümsüyorlardı.
Ağacın tohumdan olduğunu bilmiyorlardı.
Meyveleri hemen toplamak istiyorlardı.
Yol gözlerinde büyüyor, zamanı düşünmek istemiyorlardı.
Bir yanı aciliyet, bir yanı nedamet kokar insanın. Çoğu zaman düşünme melekesini arkaya atıp salt duygularıyla hareket eder. Kontrol mekanizması çoğu zaman devre dışıdır. Ya öfkesiyle ya da hezeyanlarıyla hayatı yaşar.
Bazen kendini devler aynasında görüp “her şeyin üstesinden gelirim” derken; bazen de umutsuzluk pınarından “hiçbir şeye yaramıyorum” cümlelerini yudumlar.
İnsan nasıl ki fıtratından, yaratılış amacından uzaklaştıkça insanlığından kopuyorsa; hayatı da amacına uygun anlamlandırıp ona göre yaşamayınca hayat da fıtratından uzaklaşıp insana bir yük olabiliyor.
Artık yaşanması gereken bir mecburiyet haline dönüşüyor yaşam. Her geçen zaman bir olumsuzluklar zinciri gibi arka arkaya diziliyor. Oysa hayat aks-i sedadır çoğu zaman. Yani yansıttıklarımızın geri dönüşü…
Hayat davranışlarımızın aynasıdır. Yük verirseniz, yük olursunuz. Yükleri alırsanız, hayatı kolaylaştırırsınız. Belki de bugün en büyük sorun, insanlığın birer yük haline dönüşmüş olması. Çünkü bireyler artık kimsenin derdiyle dertlenmek istemiyor ya da anlık bir etkiyle hemen kendi kabuğuna çekiliyor. O yüzden kabuk bağladı fikrimiz ve zihinlerimiz.
Birbirimizin yüreklerine değmiyor ne sözlerimiz ne eylemlerimiz. Acıtmadığı için bizi, acımış gibi yapıyoruz. Acımış gibi davranıyoruz. Hakikaten acısaydık hayat bu kadar yük olmayacaktı bize. Hakikaten acısaydık sadece dünyalarımızı bu kadar ayırmazdık. Herkes kendi derdiyle bu kadar yalnız, bu kadar çaresiz kalmazdı.
Aynı çatı altında aileler bu kadar zayıf ve kimsesiz durmazdı. Gençler bu kadar başıboş ve bağımlı olmazdı. İzlediğimiz haberler hep aynı olmaz… Ve gittikçe artan güvensizlik bu kadar bizi sarmazdı.
Hayat, en büyük fırsattır insan için… İnsanlık için… Yeter ki niçin yaratıldığının cevabını doğru verebilsin… Hayattaki rolünü ve ne yapması gerektiğini bilsin… Ne yapması gerektiğini bilmeyince insan, her şey birer yük haline dönüşüveriyor.
En sevdikleri bile hayatını renklendirip anlamlandırmak yerine, kendini yıpratan varlıklara dönüşebiliyor. Çünkü hayatta bize verilen nimetleri doğru isimlendirmeliyiz. Bunun adı ne? Bu hayatımın neresinde duracak? Ben buna nasıl anlam vereceğim? Mesafem ne kadar olacak?
Hayat bir müjdedir insan için… “Hanginizin daha güzel işler yapacağını görmek için hayatı ve ölümü yarattık.” Yaşam süresini doğru kullanırsa, ebedi bir huzura açılan penceredir insan için. Bu ebediyet penceresini hayattan uzaklaştırmamak gerekiyor. O uzaklaştığı an, hayat bir yük oluveriyor.
Hayat sevgidir… Sevgilerin en ulvisine yelken açıldıysa… Nefretleriyle değil sevgileriyle güçlü olabiliyorsa insan… Her doğan yeni gün, yeni sevgilere ve sevilecek şeylere namzettir. Yeter ki sevgiyle bakan gözler umutsuzluk saçmasın.
Umutsuzluk hayatı yük haline getiren en tehlikeli duygudur. Bir kalbe umutsuzluk girdi mi o kalpte ne rahmet kalır ne şefkat ne de anlam… Umutsuzluk en büyük yalnızlıktır. Ve insan yalnız kaldıkça acizleşir. Hayatın bahşettiği hiçbir nimeti fark edemez duruma gelir. İşte bu durum, o yüreğin, o zihnin iflas anıdır.
Hayatı insana yük eden yine insandır. Ve bu çağın insanlarının en büyük imtihanı hayatı doğru okuyamayanların gittikçe artması… Bencilleşen dünyanın bencil nüfusunun her gün biraz daha çoğalması… Ve en kötüsü, bu bencilliğin tavsiye edilip örnek gösterilmesi. Oysa insanın ziyan içinde zararına bir hayat yaşamaması için formüle edilmiş ne güzel tavsiyelerimiz var.
“Zamana yemin olsun ki insan ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Suresi)
Şu anda insanlığın bu amaç çerçevesinde kopuşunun zararlarını yaşıyoruz. Umudumuz ve cehdimiz odur ki tekrar bu hedef ve amaçlar etrafında bir araya gelinsin ve hayat artık yük olmaktan çıkıp insanlığın kurtuluş alanı olduğunun fevkine varılsın…
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili. Ebediyet fikrinde olmuş olan, olacak olan ve olan birbirinden kopmaz bir bütündür ve her şeyin bir yeri vardır bu evrende.
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Sinema okuryazarlığında izleme ve yazma süreçlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı adlı eserinde merhalesi olan ve sorgulayıcı bir usul önerir. Onun önerdiği yöntemin temelinde, pasif bir izleme deneyimini aktif ve analitik bir düşünme sürecine dönüştürmek yatar. Bunun için de yazar, ön hazırlık sürecine dikkat çeker. Hazırlık süreci, herhangi bir …
Hayat Bir Yük Değil
“Bir kimse ne için yaratılmışsa, o şey kolaylaştırılmıştır ona.”
Hz. Muhammed
Yumruklarını sıkarak bu hayatı yorumlayamazsın… Kenetleyerek kollarını kimseyi saramazsın… Öfke saçan nazarınla önünü aydınlatamazsın… Hep şikâyet ederek sorunları çözemezsin…
Ağaç ağaç diyorlardı hep.
Tohumu küçümsüyorlardı.
Ağacın tohumdan olduğunu bilmiyorlardı.
Meyveleri hemen toplamak istiyorlardı.
Yol gözlerinde büyüyor, zamanı düşünmek istemiyorlardı.
Bir yanı aciliyet, bir yanı nedamet kokar insanın. Çoğu zaman düşünme melekesini arkaya atıp salt duygularıyla hareket eder. Kontrol mekanizması çoğu zaman devre dışıdır. Ya öfkesiyle ya da hezeyanlarıyla hayatı yaşar.
Bazen kendini devler aynasında görüp “her şeyin üstesinden gelirim” derken; bazen de umutsuzluk pınarından “hiçbir şeye yaramıyorum” cümlelerini yudumlar.
İnsan nasıl ki fıtratından, yaratılış amacından uzaklaştıkça insanlığından kopuyorsa; hayatı da amacına uygun anlamlandırıp ona göre yaşamayınca hayat da fıtratından uzaklaşıp insana bir yük olabiliyor.
Artık yaşanması gereken bir mecburiyet haline dönüşüyor yaşam. Her geçen zaman bir olumsuzluklar zinciri gibi arka arkaya diziliyor. Oysa hayat aks-i sedadır çoğu zaman. Yani yansıttıklarımızın geri dönüşü…
Hayat davranışlarımızın aynasıdır. Yük verirseniz, yük olursunuz. Yükleri alırsanız, hayatı kolaylaştırırsınız. Belki de bugün en büyük sorun, insanlığın birer yük haline dönüşmüş olması. Çünkü bireyler artık kimsenin derdiyle dertlenmek istemiyor ya da anlık bir etkiyle hemen kendi kabuğuna çekiliyor. O yüzden kabuk bağladı fikrimiz ve zihinlerimiz.
Birbirimizin yüreklerine değmiyor ne sözlerimiz ne eylemlerimiz. Acıtmadığı için bizi, acımış gibi yapıyoruz. Acımış gibi davranıyoruz. Hakikaten acısaydık hayat bu kadar yük olmayacaktı bize. Hakikaten acısaydık sadece dünyalarımızı bu kadar ayırmazdık. Herkes kendi derdiyle bu kadar yalnız, bu kadar çaresiz kalmazdı.
Aynı çatı altında aileler bu kadar zayıf ve kimsesiz durmazdı. Gençler bu kadar başıboş ve bağımlı olmazdı. İzlediğimiz haberler hep aynı olmaz… Ve gittikçe artan güvensizlik bu kadar bizi sarmazdı.
En sevdikleri bile hayatını renklendirip anlamlandırmak yerine, kendini yıpratan varlıklara dönüşebiliyor. Çünkü hayatta bize verilen nimetleri doğru isimlendirmeliyiz. Bunun adı ne? Bu hayatımın neresinde duracak? Ben buna nasıl anlam vereceğim? Mesafem ne kadar olacak?
Hayat bir müjdedir insan için… “Hanginizin daha güzel işler yapacağını görmek için hayatı ve ölümü yarattık.” Yaşam süresini doğru kullanırsa, ebedi bir huzura açılan penceredir insan için. Bu ebediyet penceresini hayattan uzaklaştırmamak gerekiyor. O uzaklaştığı an, hayat bir yük oluveriyor.
Hayat sevgidir… Sevgilerin en ulvisine yelken açıldıysa… Nefretleriyle değil sevgileriyle güçlü olabiliyorsa insan… Her doğan yeni gün, yeni sevgilere ve sevilecek şeylere namzettir. Yeter ki sevgiyle bakan gözler umutsuzluk saçmasın.
Umutsuzluk hayatı yük haline getiren en tehlikeli duygudur. Bir kalbe umutsuzluk girdi mi o kalpte ne rahmet kalır ne şefkat ne de anlam… Umutsuzluk en büyük yalnızlıktır. Ve insan yalnız kaldıkça acizleşir. Hayatın bahşettiği hiçbir nimeti fark edemez duruma gelir. İşte bu durum, o yüreğin, o zihnin iflas anıdır.
Hayatı insana yük eden yine insandır. Ve bu çağın insanlarının en büyük imtihanı hayatı doğru okuyamayanların gittikçe artması… Bencilleşen dünyanın bencil nüfusunun her gün biraz daha çoğalması… Ve en kötüsü, bu bencilliğin tavsiye edilip örnek gösterilmesi. Oysa insanın ziyan içinde zararına bir hayat yaşamaması için formüle edilmiş ne güzel tavsiyelerimiz var.
“Zamana yemin olsun ki insan ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Suresi)
Şu anda insanlığın bu amaç çerçevesinde kopuşunun zararlarını yaşıyoruz. Umudumuz ve cehdimiz odur ki tekrar bu hedef ve amaçlar etrafında bir araya gelinsin ve hayat artık yük olmaktan çıkıp insanlığın kurtuluş alanı olduğunun fevkine varılsın…
İlgili Yazılar
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili. Ebediyet fikrinde olmuş olan, olacak olan ve olan birbirinden kopmaz bir bütündür ve her şeyin bir yeri vardır bu evrende.
Şiir
vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
Toni Morrison ve Ötekilerin Kökeni
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Turbo (2013) & Merhamet
Sinema okuryazarlığında izleme ve yazma süreçlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyen Corrigan, Film Eleştirisi El Kitabı adlı eserinde merhalesi olan ve sorgulayıcı bir usul önerir. Onun önerdiği yöntemin temelinde, pasif bir izleme deneyimini aktif ve analitik bir düşünme sürecine dönüştürmek yatar. Bunun için de yazar, ön hazırlık sürecine dikkat çeker. Hazırlık süreci, herhangi bir …