İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
MÜDA-Fİ-İL
Ülkesi olmayan GAZZE’ye
Lütfen beni anla
Bir ağaç değilim sadece gölgeden
Yapraklarım yok karşılıksız besin üreten
Yaralarım var karşılıklı dünyayla ahidleşen.
Sevmek acımasına katlanmayı öğrendiğimden beri
bir yaprağın sonbahar gelince söylediği şarkı:
-Ne zamana kadar ya rab?
-Uykusuzluğumuz toprağa düşene kadar.
Hayatın çizdiğini oyun sanıp;
Çizip kanattığını hiç görmedim.
Ne oyun oynayacak dar sokaklar
Ne ağıt yakacak kadar akustik var.
Kan tutması bir bedenin acizliğini
Burada anladım;
‘’Düşmanım ne zamana kadar
-benden güçlü olur ya rab?’’
Bir oyun gibi yaşadığınız dünya hayatı
-Erken mi başladınız yaşamaya
-Başlamak gerekmeden mi?
‘Karanlık basmadan ışıklar toparlanmadan.’
Lütfen anla beni
Bir duman değilim alabildiğine sarayım azotu oksijeni
Dünyamı karanlık bir A’rafa
Adını koyamadığın ülkenin kız çocuğunu
Ellerimle toprağa
Ellerimle arastalara
-Lütfen affet beni
Dinlen ey meskeni bir anlık ülkende
Dinlen uykun bitince alacak seni melekler
Oyunun sonunda bir ah ağacına ihtiyaç duyarsan
Dua inlemesinden korkan ellerim
Sana da merhamet dilenecek.
Bir dağ yapıp zirvesinden izleyeceksin Rabbi.
Oyuncaklarını yanında getir
-Oyun değil bu
-Oyun benim ellerimde parlayan fosfor
-Sonu gelmeyecek
-İki bakışının arasında gizlenen toprağın,
Sonu gelecek…
-Duvarları yıkınca elleri kelepçeli çocuklar
Sonu gelecek…
Savunma makamı ya da aman dileme;
Sözün ve yolun son bulduğu.
Lütfen bana da izlediğin yerden
Manzarası olmasa da bir kırık akılla geldiğim
Topal bir atla tırmanarak geldiğim
Topraklarında ırgat da olabilirim.
Oyun senin duanın bittiği yerden
Kulaklarımızı kapattığımız yere doğru
Rahme süreğen talanlar getirirken.
Tarafı olabilirim belki’nin.
Belki amniyon sıvısından beslenen bir bebeğin
Annesini ararken düştüğü karanlıkta
Bir ışık da ben yakabilirim.
Lütfen ellerim…
-Ben de seninle gelebilirim
Hasat zamanı gelmiş insanların arasında
Son gününde ellerini açarak koşan bir müdafinin
Duasına kapılabilirim.
İlk ve son şehirde, senin gölgende
Kadim bir ırktan gelen karınca ve termitler
Savaşa tutuştuğunda,
Dumanların içinde parlayan bir çift gözle
Dua veya melanetle
Güçlü veya zayıf arasında
Seçim yapma hakkını gizli tutan ellerim.
-Yapraklarım ayaklar altında
-Toprağın ve gecenin süsü altında
-İlk ve son şehirde,
-Ellerim lütfen
Beni de o günün listesine yaz.
Ellerim, dilim ve güçsüzlüğüm.
İlgili Yazılar
Anons
uyandı adam siyaset
tehlike saçıyor suya sabuna temas
uykuya dalsa rüyalar
gezintiye çıksa kurgular
içeriye girse meşhur
çıksa meçhul
dikkat!
Küçürek Öyküler
Tekasür
– Bu kabristan çok büyümüş.
– Say say bitmiyor, sorma…
Mavi Kardelenler Borçlusu
Kırsal hakikatler besliyorum, kentler ki samimiyetten küçüktür,
Köylerdeki inancı kuşanıp da geldim, şehirler ki ağır bir yüktür.
Bildiklerim, çıktığım yolların tarifine yetmiyor,
Bu kara yazı, şu koca ömrün tarihine gitmiyor.
Hayal, zihnin kapısına itinayla vurulmuş alımlı bir rüyadır,
Aşk, uçsuz bucaksız sahradan denizler çıkaran bir deryadır.
Ezgiler mırıldandık, üstelik sevdalar satın aldık,
Gündüzleri güneşe, her gece aya hasret kaldık.
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.