Siyonist İsrail devletinin Gazze soykırımı ilk değildir. Geriye dönüp bakıldığında katliam tablosunun kabarık ve ürkütücü olduğu görülecektir: Deir Yasin katliamı, Tantura katliamı, Kafr Kasım katliamı, Refah katliamı, El Halil katliamı, Sabra ve Şatilla katliamı, Cenin katliamı…
Bölgenin yerlilerini istilacı, göçlerle bölgeye geldikleri hâlde kendilerini gerçek sahipleri olarak göstermeye çalışmıştır Yahudiler. Böylece Gazze üzerinde sürdürdükleri katliam Yahudiler’e göre meşru müdafaadır ve bu nedenle savaş bir zorunluluktur. Gazze halkının küçük bir muhalif tavrı ise bir terör eylemidir onlara göre.
İsrail’in 1948’den bu yana Filistinliler’e karşı ayrımcı ve dışlayıcı politika ve uygulamalarda bulunması, uluslararası kamu hukukunu hiçe sayması tam bir insan hakları ihlalidir ve insanlığa karşı suçtur. Kısaca, “apartheid” olarak tanımlanan bu durum Uluslararası Af Örgütü tarafından da belgelenmiş ve raporlara yansımıştır. Raporlar ise hem İsrail hem de sözde uluslararası örgütler tarafından önemsenmemektedir.
İsrail’in siyonist politikasının ve onun şiddet bağlantısının arka planını oluşturan unsurlar anlaşılmadıkça bundan sonraki hedefleri anlaşılamayacaktır. 19. yüzyılın sonlarında Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan modern Yahudi ulusal hareketi olarak tanımlanan siyonizm siyasal, seküler, milli ve dini sütunlar üzerine kurgulanmış bir felsefeye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti’nin Filistin üzerinde İngiltere’ye manda vermesi üzerine Avrupa’da antisemitizmin arttığı bahanesiyle bölgeye Yahudi göçü başlamıştır.
Bu yazının devamı
217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?
İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…
Yerleşimci Sömürgeci İsrail’in Kültürel Kodları
Siyonist İsrail devletinin Gazze soykırımı ilk değildir. Geriye dönüp bakıldığında katliam tablosunun kabarık ve ürkütücü olduğu görülecektir: Deir Yasin katliamı, Tantura katliamı, Kafr Kasım katliamı, Refah katliamı, El Halil katliamı, Sabra ve Şatilla katliamı, Cenin katliamı…
Bölgenin yerlilerini istilacı, göçlerle bölgeye geldikleri hâlde kendilerini gerçek sahipleri olarak göstermeye çalışmıştır Yahudiler. Böylece Gazze üzerinde sürdürdükleri katliam Yahudiler’e göre meşru müdafaadır ve bu nedenle savaş bir zorunluluktur. Gazze halkının küçük bir muhalif tavrı ise bir terör eylemidir onlara göre.
İsrail’in 1948’den bu yana Filistinliler’e karşı ayrımcı ve dışlayıcı politika ve uygulamalarda bulunması, uluslararası kamu hukukunu hiçe sayması tam bir insan hakları ihlalidir ve insanlığa karşı suçtur. Kısaca, “apartheid” olarak tanımlanan bu durum Uluslararası Af Örgütü tarafından da belgelenmiş ve raporlara yansımıştır. Raporlar ise hem İsrail hem de sözde uluslararası örgütler tarafından önemsenmemektedir.
İsrail’in siyonist politikasının ve onun şiddet bağlantısının arka planını oluşturan unsurlar anlaşılmadıkça bundan sonraki hedefleri anlaşılamayacaktır. 19. yüzyılın sonlarında Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan modern Yahudi ulusal hareketi olarak tanımlanan siyonizm siyasal, seküler, milli ve dini sütunlar üzerine kurgulanmış bir felsefeye sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti’nin Filistin üzerinde İngiltere’ye manda vermesi üzerine Avrupa’da antisemitizmin arttığı bahanesiyle bölgeye Yahudi göçü başlamıştır.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Takva Sahibi Birisi Allah’tan Niçin Korksun
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte;
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Seküler Bir Ahlâkın İmkânı Nedir?
Peki, esas noktaya gelecek olursak, dini temelden yoksun kalındığında, ahlâki normlar hâlâ bağlayıcılığını koruyabilir mi? İnsanların, kendinden büyük bir otorite olmaksızın, bencillikten ve faydacı hesaplardan arınmış bir etik ilke etrafında birleşebilmesi mümkün müdür?
Bürokrasinin Görünmez Duvarları: Kafkaesk Adalet ve “Dava”
İnsan, tarih boyunca düzen kurma arzusuyla hareket etmiş; bu arzunun sonucu olarak da hukuk sistemlerini, kurumları ve bürokrasiyi inşa etmiştir. Ancak bu yapıların doğasında taşıdığı bir risk vardır: Başlangıçta insanı korumak ve toplumsal düzeni sağlamak amacıyla
Yüzün Işığı, Kökün Karanlığı: Ahlâkın Görünmez Toprağı
Ebeveynlik, ahlâk mimarisinin en görünmez ama en etkili sanatıdır. Çocuğa bırakılacak en büyük miras, gösterişli eşyalar değil, erdemli melekeler olmalıdır. Çünkü huylar, melekeye dönüştükçe davranış bilinçten bağımsız bir zarafet kazanır. O zarafet, yetişkinlikte bile çocuğun hareketlerinde sürer: konuşurken ses tonunda, susarken duruşunda…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.