Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70)
Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan yalnızca kendisini sorumlu tutmaktadır. Onun için “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (6 En’am/164; 39 Zümer/7) kuralını koyduğu gibi, “Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.” (17 İsra/15) ilkesini getirmiştir.
Bu yazının devamı
183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
İslam Toplumu, Kur’an Eğitimli Ve Peygamber Örnekli Bir Toplumdur
Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70)
Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan yalnızca kendisini sorumlu tutmaktadır. Onun için “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (6 En’am/164; 39 Zümer/7) kuralını koyduğu gibi, “Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.” (17 İsra/15) ilkesini getirmiştir.
Bu yazının devamı 183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Çocukluğun Görsel Devinimi: Teyakkûz Hâlleri
Yorgun bedenler, bıkkın gönüller… Kendilerine bile izahını yapamadıkları bir çağda her türlü ikilemin kıskacında aradıklarının derman sunamamasının verdiği sancıyla can çekişmekteler.
Yalnız değiller; yalnız değiliz…
Muhabbet ve merhametin, sadakat ve adaletin, kanaat ve sabrın, itaat ve istişarenin, saygı ve sevginin tasfiye edildiği bir toplumda, ebeveyn çaresizliği arasına sıkıştırılmış çocukların dünyasına dair bir şeyler söylemek için önce onları tanımak gerekiyor. ‘Tanım’lamanın işimize gelen ve rahatsızlık vermeyen tarafı, ‘tanıma’yı silikleştirdiği için bilimsel tasnifler “çocuğa göre” olması gereken davranışlarımızı mekanikleştirmeye başlıyor. İlişkilerin ‘ne’ üzerinden ve ‘ne ile’ kurulacağı karmaşası, ‘tekno-çağ’ın mekanik her aracını tutarsız ilişkiler sarmalında asgari saçmalık seviyesine taşımayı kolaylaştırıyor.
Ontolojiden Epistemolojiye, Güzelden Yararlıya: Batılı Siyasal Aklın Ürünü ve İslam Dünyasının Hastalığı Olarak Pragmatizmin Röntgeni
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.