Birinci ayetin tefsiri, surenin bir önceki sureyle (Nasr) olan ilişkisi; surenin beddua anlamı içermediği ve Mekke’nin fethini haber verdiğine dâir…
Nasr suresini tefsir ederken, Allah’ın; peygamberliği Mekke’nin fethiyle sonlandırdığı gibi bu peygamberliğin kitabını da bu büyük fetihden bahsederek sona erdirdiğini söylemiştik.[3] Bu durum hakikatin, peygamberliğin merkezine ulaştığının habercisiydi. Çünkü Mekke’nin fethi Kâbe’nin, tevhidin ve İslâm’ın merkezi olması hasebiyle bu peygamberlik için merkezi bir konuma sahipti. Nitekim biz bu meseleye Bakara Suresi tefsirinde ayrıntılı olarak değinmiştik. Bu fetihten sonra tevhid inancı üzere dosdoğru yürümek ve ona sıkıca sarılmaktan başka bir yol kalmamıştır. Bu yüzden Kur’an’ın son üç suresinde, bu peygamberliğin temel gayesinin tevhid inancı olduğuna dair yapılan vurgu artmıştır. Bu bağlamda İhlas Suresi tevhid inancını kapsayan bir içeriğe sahiptir. Felak ve Nas Suresi ise bu inanç üzere dosdoğru yürümek içindir. Şu ayet bu surelerin arasındaki ilişkiye benzer bir içeriğe sahiptir: “Rabbimiz Allah’tır.” diyen ve Allah yolunda kararlılıkla yürüyen kimselere gelince, melekler onların üzerine inip şu müjdeyi verir: Endişe etmeyin, hiç üzülmeyin. İşte size vaat edilen cennet müjdesi!” (Fussilet/30) Bu meseleye Felak ve Nas Surelerinin tefsirinde ayrıntılı olarak değinildi. Bu surelerin tümünün birbirleriyle ilişkili olduğu açıktır. Bu son dört surenin birbirleriyle olan ilişkisinin bütün olması açısından, Leheb Suresi’nin bu surelerin arasına yerleştirilmiş olmasının bir sebebi olmalıdır. O halde şu bilinmelidir ki, Leheb Suresi bir önceki surede (Nasr Suresi) söz edilen Allah’ın yardımını tek’id eden, müjdeleyen bir içeriğe sahiptir. Sanki bu sureyle şöyle denilmektedir: “Muhakkak ki Allah, peygamberine yardım etmiş ve düşmanlarını helak etmiştir.” Tıpkı Allah’ın şu ayetinde olduğu gibi: “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsra/81) Buna benzer bir ifadeye Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’de verdiği hutbede rastlamaktayız. O şöyle demişti:
Bu yazının devamı
182. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Leheb Suresi Tefsiri Hamîduddîn El-Ferâhi
Birinci ayetin tefsiri, surenin bir önceki sureyle (Nasr) olan ilişkisi; surenin beddua anlamı içermediği ve Mekke’nin fethini haber verdiğine dâir…
Nasr suresini tefsir ederken, Allah’ın; peygamberliği Mekke’nin fethiyle sonlandırdığı gibi bu peygamberliğin kitabını da bu büyük fetihden bahsederek sona erdirdiğini söylemiştik.[3] Bu durum hakikatin, peygamberliğin merkezine ulaştığının habercisiydi. Çünkü Mekke’nin fethi Kâbe’nin, tevhidin ve İslâm’ın merkezi olması hasebiyle bu peygamberlik için merkezi bir konuma sahipti. Nitekim biz bu meseleye Bakara Suresi tefsirinde ayrıntılı olarak değinmiştik. Bu fetihten sonra tevhid inancı üzere dosdoğru yürümek ve ona sıkıca sarılmaktan başka bir yol kalmamıştır. Bu yüzden Kur’an’ın son üç suresinde, bu peygamberliğin temel gayesinin tevhid inancı olduğuna dair yapılan vurgu artmıştır. Bu bağlamda İhlas Suresi tevhid inancını kapsayan bir içeriğe sahiptir. Felak ve Nas Suresi ise bu inanç üzere dosdoğru yürümek içindir. Şu ayet bu surelerin arasındaki ilişkiye benzer bir içeriğe sahiptir: “Rabbimiz Allah’tır.” diyen ve Allah yolunda kararlılıkla yürüyen kimselere gelince, melekler onların üzerine inip şu müjdeyi verir: Endişe etmeyin, hiç üzülmeyin. İşte size vaat edilen cennet müjdesi!” (Fussilet/30) Bu meseleye Felak ve Nas Surelerinin tefsirinde ayrıntılı olarak değinildi. Bu surelerin tümünün birbirleriyle ilişkili olduğu açıktır. Bu son dört surenin birbirleriyle olan ilişkisinin bütün olması açısından, Leheb Suresi’nin bu surelerin arasına yerleştirilmiş olmasının bir sebebi olmalıdır. O halde şu bilinmelidir ki, Leheb Suresi bir önceki surede (Nasr Suresi) söz edilen Allah’ın yardımını tek’id eden, müjdeleyen bir içeriğe sahiptir. Sanki bu sureyle şöyle denilmektedir: “Muhakkak ki Allah, peygamberine yardım etmiş ve düşmanlarını helak etmiştir.” Tıpkı Allah’ın şu ayetinde olduğu gibi: “De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsra/81) Buna benzer bir ifadeye Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’de verdiği hutbede rastlamaktayız. O şöyle demişti:
Bu yazının devamı 182. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ütopyaya Masal Aşısı ya da Masaldan Ütopyaya Bir Yol Var mı?
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
‘İslamî Sol’ Projesi Kuzu Postuna Bürünmüş Bir Kurt Mudur?
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
Çocuğun Beşerî ve Estetik Dünyasına Dokunmada Kitaplar
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Kelimeler ki Tank Gibi Geçer Adamın Yüreğinden
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.