Cemal Süreya’nın ‘’Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.’’ sözü şu günlerde sık sık karşımıza çıkmakta. Sarı, turuncu, kırmızı, yeşil yaprakların üzerinde kulağı okşayan haşır huşur sesler arasında yürürken bu sanatın bir parçası olmanın verdiği haz, hayret ve hayranlık farkındalıkla yaşayan herkes için benzersiz bir his olmalı. Eğer bu mevsimde bir de göl kenarında yürüme imkânı bulursanız, suyun yüzeyinde kaygısızca dönüp duran yaprakların seyri, bu görsel şöleni kat be kat arttırır. Peki, gerçekte sanat olan, sanatlı olan sadece sonbahar mıdır? Kar tanelerinin yere inişi, yağmurun şıkırtısı, ağaçların çiçeklenişi daha mı az heyecan verir insana? Mevsimler, insanlar, ağaçlar, kuşlar ve yaratılmış olan her bir ‘’şey’’ hikmetle bakıldığında kendi başına bir sanat, kendi başına şaheser değil midir? Rabbimiz tüm ağaçları tek çeşit, tek renk yaratsaydı mesela, nereden bilebilirdik söğüdün altında oturmanın zevkini, ıhlamurun kokusunu… Bilmediğimiz bilginin itirazcısı olamayacağımıza göre öylece kabullenirdik tabii ki. Tüm bu ağaçlar, çokça sevdiğim kuşlar ve çocuklar… Evren ve evrenin işleyişindeki mükemmellik kadar her bir varlığın eşsiz ve benzersiz yaratılması, biricik kılacak hususiyetlerle ince ince donatılması da hayret ve haşyet uyandırıcıdır. Bir ormanda yürüseniz mesela onlarca çeşit yaprakla, dolayısıyla ağaçla karşılaşırsınız. Hepsi ağaçtır ama hepsi birbirinin aynı değildir. Aynı türden ağaçlar bile tıpatıp birbirinin aynı değildir. Kimi bodur, kimi devasa, kimi fidan, kimi asırlık, kimi eğri büğrü, kimi elif gibi dimdik olan bu ağaçlar benzer özellikte ama aynı zamanda biriciktir. Evrende inceleyeceğimiz her şeyde bu özenli ve biricik yaratılışı görmek mümkündür. Peki neden? Neden İlahi Kudret görev ya da yaratılış gayesi bakımından aynı ya da benzer olan türleri tekdüze ya da yeknesak bir biçimde değil de, her birini ayrı ayrı özel ve biricik olarak yarattı? Gelin cevabını varoluşun en başında arayalım ve Hz. Adem (as)’dan başlayalım söze.
Bu yazının devamı
217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Seyyah gözünü çimenlerin üzerinde açmış olmanın şaşkınlığıyla doğrulmuş. Etrafını incelerken buraya nasıl ve ne zaman geldiğini hatırlamaya çalışsa da başaramamış. Bu hiç bir tepenin görülmediği dümdüz araziyi adımlamış,
Tüm renkler yan yana sıralanmıştı. Yılda bir kez kurulan panayırın her memleketten misafiri vardı. Renklerin gösterisi bir cümbüş havasındaydı. Hayatına yeni bir renk arayanlar, eskisini değiştirmek isteyenler dükkânlarının önünden geçiyordu.
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Sanat Bizim Neyimiz Olur?
Cemal Süreya’nın ‘’Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.’’ sözü şu günlerde sık sık karşımıza çıkmakta. Sarı, turuncu, kırmızı, yeşil yaprakların üzerinde kulağı okşayan haşır huşur sesler arasında yürürken bu sanatın bir parçası olmanın verdiği haz, hayret ve hayranlık farkındalıkla yaşayan herkes için benzersiz bir his olmalı. Eğer bu mevsimde bir de göl kenarında yürüme imkânı bulursanız, suyun yüzeyinde kaygısızca dönüp duran yaprakların seyri, bu görsel şöleni kat be kat arttırır. Peki, gerçekte sanat olan, sanatlı olan sadece sonbahar mıdır? Kar tanelerinin yere inişi, yağmurun şıkırtısı, ağaçların çiçeklenişi daha mı az heyecan verir insana? Mevsimler, insanlar, ağaçlar, kuşlar ve yaratılmış olan her bir ‘’şey’’ hikmetle bakıldığında kendi başına bir sanat, kendi başına şaheser değil midir? Rabbimiz tüm ağaçları tek çeşit, tek renk yaratsaydı mesela, nereden bilebilirdik söğüdün altında oturmanın zevkini, ıhlamurun kokusunu… Bilmediğimiz bilginin itirazcısı olamayacağımıza göre öylece kabullenirdik tabii ki. Tüm bu ağaçlar, çokça sevdiğim kuşlar ve çocuklar… Evren ve evrenin işleyişindeki mükemmellik kadar her bir varlığın eşsiz ve benzersiz yaratılması, biricik kılacak hususiyetlerle ince ince donatılması da hayret ve haşyet uyandırıcıdır. Bir ormanda yürüseniz mesela onlarca çeşit yaprakla, dolayısıyla ağaçla karşılaşırsınız. Hepsi ağaçtır ama hepsi birbirinin aynı değildir. Aynı türden ağaçlar bile tıpatıp birbirinin aynı değildir. Kimi bodur, kimi devasa, kimi fidan, kimi asırlık, kimi eğri büğrü, kimi elif gibi dimdik olan bu ağaçlar benzer özellikte ama aynı zamanda biriciktir. Evrende inceleyeceğimiz her şeyde bu özenli ve biricik yaratılışı görmek mümkündür. Peki neden? Neden İlahi Kudret görev ya da yaratılış gayesi bakımından aynı ya da benzer olan türleri tekdüze ya da yeknesak bir biçimde değil de, her birini ayrı ayrı özel ve biricik olarak yarattı? Gelin cevabını varoluşun en başında arayalım ve Hz. Adem (as)’dan başlayalım söze.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Seyyah – III – Masalda üzerinde durulan duygu: Korku
Seyyah gözünü çimenlerin üzerinde açmış olmanın şaşkınlığıyla doğrulmuş. Etrafını incelerken buraya nasıl ve ne zaman geldiğini hatırlamaya çalışsa da başaramamış. Bu hiç bir tepenin görülmediği dümdüz araziyi adımlamış,
Tövbeler Olsun!
Tüm renkler yan yana sıralanmıştı. Yılda bir kez kurulan panayırın her memleketten misafiri vardı. Renklerin gösterisi bir cümbüş havasındaydı. Hayatına yeni bir renk arayanlar, eskisini değiştirmek isteyenler dükkânlarının önünden geçiyordu.
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız?
Barış’a da Bir Sorsalar
Frankfurt Okulu’nun önemli temsilcilerinden Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstri”sine rağmen bir şeyler yapmak, akıntıya karşı küreklere davranmaya benziyor. Bu nedenle farklı yaş grubundaki bireylerin, dayatılan tek tip müzik endüstrisinden sıyrılıp aynı şarkılara, ezgilere gönlünde yer açması gittikçe türüne az rastlanan bir durum.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.