İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
“Toplumun genelinin neler döndüğünden haberi yoktur, hatta haberi olmadığından dahi habersizdir.” Noam Chomsky Arsitotales’e göre, “insan, doğası gereği bilmek ister.” Bu bilmek isteminin en tutkulu hal aldığı alanlardan biri de dünyayı ve hayatı bilmektir. İnsanoğlu tarih boyunca dünyanın ve hayatın sırrını çözmek istemiş ve hayatı bu yolla anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu yazıdaki amacımız, hayatı anlamlandırmak için dünyayı anlamamız gerektiği …
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Biz insanlar, bir arada yaşama iradesi ve sorumluluğuyla yaratılmış varlıklarız. Bu mücadelenin içindeyken birbirimizin arasında eşitliği sağlamak, haklarımızı korumak, tutkularımızı dizginleyip arzularımızı başkalarına zarar vermeden gerçekleştirmek
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kahrolsun Sistem
“Toplumun genelinin neler döndüğünden haberi yoktur, hatta haberi olmadığından dahi habersizdir.” Noam Chomsky Arsitotales’e göre, “insan, doğası gereği bilmek ister.” Bu bilmek isteminin en tutkulu hal aldığı alanlardan biri de dünyayı ve hayatı bilmektir. İnsanoğlu tarih boyunca dünyanın ve hayatın sırrını çözmek istemiş ve hayatı bu yolla anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu yazıdaki amacımız, hayatı anlamlandırmak için dünyayı anlamamız gerektiği …
Acziyetinin Farkında Olmak
İnsanlığın yaratılış amacından uzaklaşıp kendini zihinsel sapmaların içinde bulmadığı bir çağ nerdeyse yok gibidir. Her çağda insanlık çeşitli aldanmalar, bozulmalar ve kendilik değerini düşüren hal ve davranışlar içinde bulunmuştur.
Sinir Harbinden Ruhsal Huzura
Biz insanlar, bir arada yaşama iradesi ve sorumluluğuyla yaratılmış varlıklarız. Bu mücadelenin içindeyken birbirimizin arasında eşitliği sağlamak, haklarımızı korumak, tutkularımızı dizginleyip arzularımızı başkalarına zarar vermeden gerçekleştirmek
Akıbet Muttakilerindir
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Taha Abdurrahman’da Sözellik Eleştirisi
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
Alışverişe devam et