Hâbil ve Kâbil ile başlayan iyilikle kötülüğün, hak ile bâtılın mücadelesi dünya durdukça devam edecektir. Belki de dünyanın bilinen en kadim bilgisi, en köklü öğretisi bu gerçektir. Çin mitolojisindeki ‘Yin ve Yang’ teoremi de bu gerçeği, insanın iç âlemindeki ve dış dünyadaki iyilik ve kötülük mücadelesini işaret ve temsil eder. İlahi iradenin yeryüzünde kurduğu bu mekanizma, insanın içinde var olan potansiyelin/özün/cevherin açığa çıkmasına imkân tanıyan bir mihenk taşıdır adeta. Nefs, heva ve heves gibi iç saikler, şeytan ve dünyanın kötülük problemi gibi dış saiklerin çevrelediği insanın bu dünyadaki yolculuğu oldukça çetrefilli ve zorlu bir mücadeledir. İlahi adalet ve merhamet insanı bu mücadelede elbette yalnız bırakmamıştır. Vahiy ve peygamber rehberliği başta olmak üzere, insanın içindeki ilahi öz, kalp, duygu gibi içsel mekanizmalar insanın hak yol üzere kalmasını destekler niteliktedir.
Bu ilahi ve fıtri donanımın yanı sıra, insanın dünya yolculuğunda kritik rol oynayan bir diğer ana etmen de ailedir. Aile yapısı, neredeyse insanın yaratılışı ile eşdeğer bir tarihe sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de insanın yaratılışı ve yeryüzüne gönderiliş süreci anlatılırken Hz. Âdem (as) ile birlikte eşi Hz. Havva (ra) da dikkate verilir. Buradan hareketle insanın varoluş serüveni bireyle değil aileyle başlar diyebiliriz. Aile yapısının ilahi sistemdeki yeri, hem insanın yaratılışında var olan özelliklerinin gereği hem de insan neslinin yaratılışının, yani fıtratının muhafazası için önemli bir işleve sahiptir. Kadın ve erkeğin bir dizi ahit (sözleşme) karşılığında ve şahitler huzurunda kurduğu aile yapısı bu yönüyle kutsal bir mekanizmadır aynı zamanda. Bu mekanizma insanın biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını giderebilmesinin hem en güvenli yolu hem de insan neslinin devamının teminatıdır. Aile sisteminin korunması, dinin ana kaynakları tarafından da bir ibadet mesabesinde kabul edilerek ilahi bir güvence altına alınmıştır. Örneğin; eşlerin birbirleri üzerindeki hakları ( Nisa; 1, 12, 20…), anne baba hakkı (Bakara; 83, 215…), çocuk eğitimi ve çocuk hakları ( Bakara 233; Nisa 11; Nur 58) gibi aile ile ilgili temel meselelerde vahiy yol gösterici ve kural koyucu bir hüviyettedir. Bunun yanı sıra hem Hz. Peygamber’in sözleri ve yaşantısı hem de Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen peygamber kıssalarında da ‘aile’ yapısına dair pek çok örnek, işaret ve uyarı görebiliriz (Nuh (as) kıssası, Yusuf (as) kıssası, Musa (as) kıssası gibi). Ailenin ilahi irade tarafından böyle yüksek ve ulvi bir konuma yerleştirilmesi, aynı zamanda ailenin insanlık açısından konumunu belirleyebilmemiz için de önemli bir işarettir.
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur.
Meşruiyet… Din, ideoloji, ahlâk, hukuk, gelenek gibi toplumun benimsemiş olduğu değerler sistemine uygunluk… Bir düşünce ya da eylemin bir ana ilkeden ya da nedenden hareket edilerek haklılığını ispat etme arayışı… İlk neden arayışı olarak sağlam bir temellendirmeyi, gelecek için davranış kalıplarını içeren sistemlerin popüler bir yönetim ve kuşatıcı bir bütünlük arayışı… Eylemlerin, ilişkilerin toplumsal kabul görecek hukuksal, zorunlu, makûl gerekçelere dayandırılması… Siyasal iktidarın nüfuz alanı, sınırı… Bir iş ya da eylemin hangi ilkeye göre onaylanacağının referans kaynağı… Siyasal iktidarın amaçlarını, eylemlerinin niteliklerini topluma kabul ettirme sorunu… Bir kuralın kendinin üstünde bulunan hukuksal veya etik bir norma uygun olması… İslami literatürde, dinî kaynaklara dayalı hükümlere ya da dine, onun ilkelerine uygun olan iş ve işlemler…
Aile Kurumunun Sömürgeci Zihnin Güdümünde Geçirdiği Değişim ve Dönüşüm
Hâbil ve Kâbil ile başlayan iyilikle kötülüğün, hak ile bâtılın mücadelesi dünya durdukça devam edecektir. Belki de dünyanın bilinen en kadim bilgisi, en köklü öğretisi bu gerçektir. Çin mitolojisindeki ‘Yin ve Yang’ teoremi de bu gerçeği, insanın iç âlemindeki ve dış dünyadaki iyilik ve kötülük mücadelesini işaret ve temsil eder. İlahi iradenin yeryüzünde kurduğu bu mekanizma, insanın içinde var olan potansiyelin/özün/cevherin açığa çıkmasına imkân tanıyan bir mihenk taşıdır adeta. Nefs, heva ve heves gibi iç saikler, şeytan ve dünyanın kötülük problemi gibi dış saiklerin çevrelediği insanın bu dünyadaki yolculuğu oldukça çetrefilli ve zorlu bir mücadeledir. İlahi adalet ve merhamet insanı bu mücadelede elbette yalnız bırakmamıştır. Vahiy ve peygamber rehberliği başta olmak üzere, insanın içindeki ilahi öz, kalp, duygu gibi içsel mekanizmalar insanın hak yol üzere kalmasını destekler niteliktedir.
Bu ilahi ve fıtri donanımın yanı sıra, insanın dünya yolculuğunda kritik rol oynayan bir diğer ana etmen de ailedir. Aile yapısı, neredeyse insanın yaratılışı ile eşdeğer bir tarihe sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de insanın yaratılışı ve yeryüzüne gönderiliş süreci anlatılırken Hz. Âdem (as) ile birlikte eşi Hz. Havva (ra) da dikkate verilir. Buradan hareketle insanın varoluş serüveni bireyle değil aileyle başlar diyebiliriz. Aile yapısının ilahi sistemdeki yeri, hem insanın yaratılışında var olan özelliklerinin gereği hem de insan neslinin yaratılışının, yani fıtratının muhafazası için önemli bir işleve sahiptir. Kadın ve erkeğin bir dizi ahit (sözleşme) karşılığında ve şahitler huzurunda kurduğu aile yapısı bu yönüyle kutsal bir mekanizmadır aynı zamanda. Bu mekanizma insanın biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını giderebilmesinin hem en güvenli yolu hem de insan neslinin devamının teminatıdır. Aile sisteminin korunması, dinin ana kaynakları tarafından da bir ibadet mesabesinde kabul edilerek ilahi bir güvence altına alınmıştır. Örneğin; eşlerin birbirleri üzerindeki hakları ( Nisa; 1, 12, 20…), anne baba hakkı (Bakara; 83, 215…), çocuk eğitimi ve çocuk hakları ( Bakara 233; Nisa 11; Nur 58) gibi aile ile ilgili temel meselelerde vahiy yol gösterici ve kural koyucu bir hüviyettedir. Bunun yanı sıra hem Hz. Peygamber’in sözleri ve yaşantısı hem de Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen peygamber kıssalarında da ‘aile’ yapısına dair pek çok örnek, işaret ve uyarı görebiliriz (Nuh (as) kıssası, Yusuf (as) kıssası, Musa (as) kıssası gibi). Ailenin ilahi irade tarafından böyle yüksek ve ulvi bir konuma yerleştirilmesi, aynı zamanda ailenin insanlık açısından konumunu belirleyebilmemiz için de önemli bir işarettir.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Müslüman Zihninin Yeniden İnşa Edilmesi Gerek
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri III / Medeniyetler Karşılaşması ve Müslümanlar
Tarih boyunca toplumların hikâyesi “Nasıl?” ve “Niçin?” soruları ekseninde ilerlemiştir. Değişik dönemlerde farklı isim ve iddialarla ortaya çıkan ideolojiler, hakîkatin inkârı için tahrif kuluçkası olmuştur. Mutlak hakîkat ile bağların kopması keyfîliği beslemiş ve bundan en fazla teolojik söylemler zarar görmüştür. İslâm açısından ise yara alan Müslüman kimlik olmuştur. Keyfîliğin kendisi anlamsızlık iken, aynı zamanda anlamsızlıktan beslenmekle de mâlûldür. Bu yönüyle keyfîlik, hevâ-hevesi ilâh edinmenin sebebidir. Yani keyfîlik, her durumda hakîkatten uzaklaştıran bir illettir. Tarih okumalarının bu eksende ilerlemesinin nasıl bir sonuç doğuracağı ise izahtan varestedir.
Kibrin ve Şiddetin ‘Yöntemine’ Karşı Bilgi, Hakikat ve Tevhidin Ontolojisi Üzerine Düşünceler
İnsanın önceliği ‘Hakikat’ mi, yoksa ‘bilgi’ midir? Niçin hakikatle bilgiyi, sanki biri diğerine tercih edilebilirmiş gibi karşı karşıya getirdim? Kalemimin sınırları el verdikçe bunu izah etmeye çalışacağım. Soruyu bir adım ileri taşımak istiyorum: İnsan, varlığın niteliğine, kendi ve çevresindeki tüm varoluşların gayesine dönük sorularına ve dünya saadeti arayışına doğru cevabı nerede arayacaktır? Bu hususta görünmeyen (metafizik) bir şeyin rolü ve etkisi olabilir mi? Modern ontolojiye göre, hayır! Varlık bir değerle izah edilemez.
Yapay Zekâ ve Dijital Sömürgecilik: Tekno-Endüstriyel Çağda Yeni Neo-Sömürgeci Paradigmalar
Önceki süreçte makine, emperyalizmin aracı iken yeni süreçte başta internet ve yapay zekâ olmak üzere yeni teknolojiler neo-emperyalizmin araçları olmuştur. Tekno-feodalizm kendi ülkelerinde egemenlik sağlarken, tekno emperyalizm başka ülkelerde egemenlik sağlama unsuru olmuştur.
Her Sistemin Kendine Özgü Bir Meşruiyet Kaynağı Vardır
Meşruiyet… Din, ideoloji, ahlâk, hukuk, gelenek gibi toplumun benimsemiş olduğu değerler sistemine uygunluk… Bir düşünce ya da eylemin bir ana ilkeden ya da nedenden hareket edilerek haklılığını ispat etme arayışı… İlk neden arayışı olarak sağlam bir temellendirmeyi, gelecek için davranış kalıplarını içeren sistemlerin popüler bir yönetim ve kuşatıcı bir bütünlük arayışı… Eylemlerin, ilişkilerin toplumsal kabul görecek hukuksal, zorunlu, makûl gerekçelere dayandırılması… Siyasal iktidarın nüfuz alanı, sınırı… Bir iş ya da eylemin hangi ilkeye göre onaylanacağının referans kaynağı… Siyasal iktidarın amaçlarını, eylemlerinin niteliklerini topluma kabul ettirme sorunu… Bir kuralın kendinin üstünde bulunan hukuksal veya etik bir norma uygun olması… İslami literatürde, dinî kaynaklara dayalı hükümlere ya da dine, onun ilkelerine uygun olan iş ve işlemler…
Alışverişe devam et