Çoğu sıkı okur tarafından rahatlıkla bilineceği üzere; romanda insan, toplum ve varoluş düşüncesi ekseninde hem bilinen varoluş düşüncesi hakkında hem de bu bilinenlerin de ötesinde varoluşun derinlikleri hakkındaki yazdıklarıyla adeta varoluş düşüncesinde yeni ufuklar açan F. M. Dostoyevski’nin ölümsüz eseri Suç ve Ceza, yalnızca bir cinayetin hikâyesi değil; aynı zamanda insan ruhunun, ahlâki bunalımların, suçun, vicdanın ve adaletin karmaşık yapısının derinlemesine analizinin yapıldığı bir başyapıt niteliğindedir.
Bu anlamda romanın başkahramanı olan Rodion Romanoviç Raskolnikov’un yaşadığı bütün içsel çatışmalar, sadece 19. yüzyıl Rusya’sının değil, günümüz insanının da vicdani labirentlerine ışık tutacak biçimde işlenmesiyle bile bahse konu romanı varoluş ekseninde yazılmış nice felsefi yapıtın üstünde bir yere taşımıştır.
Nitekim bu yazıda, Raskolnikov’un psikolojisi üzerinden suç, vicdan, ahlâk, adalet ve bireyin toplumsal konumuna dair tartışmaları irdeleyecek, bu kavramların günümüzdeki karşılıklarını güncel örneklerle birlikte ele alarak, kısaca bir yandan romanın kahramanı Raskolnikov’u incelerken, bir yandan da Dostoyevski’nin varoluş düşüncesi ekseninde felsefi olmaktan çok, düşüncenin yazıya işlenmiş biçimdeki romantik işlenişini ve bu işlenişin yüzyılımıza akseden içeriğini incelemeye çalışacağız.
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
Raskolnikov, Ahlâk, Adalet ve Günümüz: Suçun Vicdani Anatomisi
Çoğu sıkı okur tarafından rahatlıkla bilineceği üzere; romanda insan, toplum ve varoluş düşüncesi ekseninde hem bilinen varoluş düşüncesi hakkında hem de bu bilinenlerin de ötesinde varoluşun derinlikleri hakkındaki yazdıklarıyla adeta varoluş düşüncesinde yeni ufuklar açan F. M. Dostoyevski’nin ölümsüz eseri Suç ve Ceza, yalnızca bir cinayetin hikâyesi değil; aynı zamanda insan ruhunun, ahlâki bunalımların, suçun, vicdanın ve adaletin karmaşık yapısının derinlemesine analizinin yapıldığı bir başyapıt niteliğindedir.
Bu anlamda romanın başkahramanı olan Rodion Romanoviç Raskolnikov’un yaşadığı bütün içsel çatışmalar, sadece 19. yüzyıl Rusya’sının değil, günümüz insanının da vicdani labirentlerine ışık tutacak biçimde işlenmesiyle bile bahse konu romanı varoluş ekseninde yazılmış nice felsefi yapıtın üstünde bir yere taşımıştır.
Nitekim bu yazıda, Raskolnikov’un psikolojisi üzerinden suç, vicdan, ahlâk, adalet ve bireyin toplumsal konumuna dair tartışmaları irdeleyecek, bu kavramların günümüzdeki karşılıklarını güncel örneklerle birlikte ele alarak, kısaca bir yandan romanın kahramanı Raskolnikov’u incelerken, bir yandan da Dostoyevski’nin varoluş düşüncesi ekseninde felsefi olmaktan çok, düşüncenin yazıya işlenmiş biçimdeki romantik işlenişini ve bu işlenişin yüzyılımıza akseden içeriğini incelemeye çalışacağız.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
221. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İbn Haldun’un Düşüncesinde Asabiyet
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserini üzerine kurguladığı üç temel kavramsallaştırma vardır. Bu kavramsallaştırmalar; ümran ilmi, tavırlar nazariyesi ve asabiyettir. İbn Haldun’un ümran ilmini kuruş sebebi yukarıda bahsettiğimiz meraklı kişiliğiyle yakından ilgilidir.
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Yasaların Gözetiminde Hayat
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
İslamcılığın Müslüman Pragmatizminden Ötesi Var mıdır?
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
Alışverişe devam et