Gözetleme ve gözetim olgusu tarih boyunca varlığını hissettiğimiz egemenin üzerimizdeki nefesidir. “Gözetimin temelinde egemen olanın ya da egemenliğini sürdürmek isteyen iktidarın bilme arzusu yatmaktadır.”[1]Bu yazımızda gözetim olgusunu ve hayatımızdaki izdüşümünü ele almaya çalışacağız. Öncelikle tarihsel süreç içerisinde değişen egemenlere atıf yaparak gözetim olgusunun çağımıza yansımalarını ifade etmeye çalışacağız.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir. Bu süreç Fransız İhtilâli ile birlikte hükümdarın egemenliğine son verilerek bu yetki ‘Leviathan’a verilmiştir. Leviathan, kendisine devredilen bu yetkiyi yasalar yolu ile topluma gösterdi. “Fransız Devrim’inde göz bir denetim mercisi olmuş ama hükümdarın değil yasanın yaşamı belirleme işini denetlemeyi üstlenmiştir.”[2]Yasaların oluşturduğu ve egemen güç hâline geldiği bir döneme girmiş olduk; yasanın hükümranlığının baş gösterdiği, yasaların şekillendirdiği bir dünyaya!
Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi. Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır. Müslim seçkin kişidir. Allah katındaki yeri oldukça mûtenadır mü’minin. İslâm, yegâne İlâh’ın, âlemlerin rabbi, eşsiz-benzersiz Allah’ın, eşsiz benzersiz dinidir. İslâm’a dâhil olmak, müslimler sınıfına mensup olmak …
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Yasaların Gözetiminde Hayat
Adaletin gözü her şeyi dikkate alır.
Erasmus
Gözetleme ve gözetim olgusu tarih boyunca varlığını hissettiğimiz egemenin üzerimizdeki nefesidir. “Gözetimin temelinde egemen olanın ya da egemenliğini sürdürmek isteyen iktidarın bilme arzusu yatmaktadır.”[1] Bu yazımızda gözetim olgusunu ve hayatımızdaki izdüşümünü ele almaya çalışacağız. Öncelikle tarihsel süreç içerisinde değişen egemenlere atıf yaparak gözetim olgusunun çağımıza yansımalarını ifade etmeye çalışacağız.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir. Bu süreç Fransız İhtilâli ile birlikte hükümdarın egemenliğine son verilerek bu yetki ‘Leviathan’a verilmiştir. Leviathan, kendisine devredilen bu yetkiyi yasalar yolu ile topluma gösterdi. “Fransız Devrim’inde göz bir denetim mercisi olmuş ama hükümdarın değil yasanın yaşamı belirleme işini denetlemeyi üstlenmiştir.”[2] Yasaların oluşturduğu ve egemen güç hâline geldiği bir döneme girmiş olduk; yasanın hükümranlığının baş gösterdiği, yasaların şekillendirdiği bir dünyaya!
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
204. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Oruç Bir Ayrıcalıktır
Oruç, bir tevhîd ayrıcalığıdır. Sadece mü’minlere özgüdür oruç. Sadece mü’minlere ayrıcalıktır savm. Tıpkı salâtın, haccın, zekâtın, cihâdın da bir ayrıcalık olduğu gibi. Sözü baştan almak gerekirse, İslâm bir ayrıcalıktır. Müslim seçkin kişidir. Allah katındaki yeri oldukça mûtenadır mü’minin. İslâm, yegâne İlâh’ın, âlemlerin rabbi, eşsiz-benzersiz Allah’ın, eşsiz benzersiz dinidir. İslâm’a dâhil olmak, müslimler sınıfına mensup olmak …
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Bir Garip Dünyada Çocuklara Seslenmek
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
İktidarın Kötüye Kullanımını Önleyici İlkeler ve Kurumlar
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Alışverişe devam et