İbn Haldun’un Mukaddime adlı eseri, giriş niteliğinde bir metin olması hasebiyle girişi olduğu kapsamlı çalışmanın anlaşılması noktasında bir kılavuz olarak değerlendirilebilir. İbn Haldun, Kitabu’l-İber adlı geniş hacimli tarih eserine giriş yaparken, öyle olacak ki konu konuyu açmış ve Mukaddime adlı bir giriş çalışmasına göre oldukça geniş hacimli bu eser ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi İbn Haldun’un yaşam serüvenine göz gezdirildiğinde rahatlıkla anlaşılabilir.
Ömrüne nice siyasi ihtilaflar, ittifaklar, danışmanlıklar ve tarihsel tanıklıklar sığdıran İbn Haldun, bunun yanında Endülüs’ten Tunus’a oradan Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada bulunmak durumunda kalmıştır.
Bu bereketli tecrübe sürecine ilmi anlamda meraklı kişiliği de eklenince gerek hadis, fıkıh, felsefe, kelam ve tasavvuf gibi sistematik ilimlerde, gerekse mantık, dil gibi alet ilimlerinde hatırı sayılır bir tahsil yelpazesine sahip olmuştur. Bütün bunları heybesine doldurmakla kalmamış, bu birikimi Mukaddime’nin başından sonuna kadar farklı bölümlere serpiştirmiştir.
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
İbn Haldun’un Düşüncesinde Asabiyet
İbn Haldun’un Mukaddime adlı eseri, giriş niteliğinde bir metin olması hasebiyle girişi olduğu kapsamlı çalışmanın anlaşılması noktasında bir kılavuz olarak değerlendirilebilir. İbn Haldun, Kitabu’l-İber adlı geniş hacimli tarih eserine giriş yaparken, öyle olacak ki konu konuyu açmış ve Mukaddime adlı bir giriş çalışmasına göre oldukça geniş hacimli bu eser ortaya çıkmıştır. Bunun sebebi İbn Haldun’un yaşam serüvenine göz gezdirildiğinde rahatlıkla anlaşılabilir.
Bu bereketli tecrübe sürecine ilmi anlamda meraklı kişiliği de eklenince gerek hadis, fıkıh, felsefe, kelam ve tasavvuf gibi sistematik ilimlerde, gerekse mantık, dil gibi alet ilimlerinde hatırı sayılır bir tahsil yelpazesine sahip olmuştur. Bütün bunları heybesine doldurmakla kalmamış, bu birikimi Mukaddime’nin başından sonuna kadar farklı bölümlere serpiştirmiştir.
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
212. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Söylemin Manipülatif Gücü
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
İslam Dünyasının “Geri” Kalması ve İslam Hukukunda İçtihat Kapısı
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Manipüle Edilmiş Zihinler ya da Başkaları için Yaşamak
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
Alışverişe devam et