Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Siyah Adam ya da Antirasizm
Malcolm X’e
yerler yer değil caddeler cadde
yok her zamanki akış bilindik bakış
biri aptallaşsa alkış üstüne alkış
yaraya tuz basmışlar
pişmiş aşa su katmışlar
ne yapalım insan fani dünya deni
hangi sözü söylesem sarmıyor beni
desinler bir şair geçti değişti hava
çekildi perde yıkıldı sahne
kafamın içindeyim işte
kafamın içi uymaz şiire
yoksul şair mümin
inançlı kararlı yüceltilmiş vasıflar
hep eski alışkanlıklar
küskün kaçkın acılara tamahkâr
affet beni varlığım dilim sözlerim
içim içime sığmaz kalem yansıtmaz
ne kadar günahım ne kadar vaktim var
utancım kanar şehadet ayından
takvimlerin iklimi allah’ın yasaları
imanın inişleri çıkışları var
ortalık fena el aman
kanını koklayanların gözleri çakmak çakmak
okumak düşünmek arınmak
ne’ne lazım
bağrışlar çağırışlar içinde kal
bak ırkçılık dahi olmuş helal
delirmenin marifet sayıldığı
bu çağlar dağlar nasıl aşılacak
affet beni kanamayan yaram lekesiz esvap
nasıl olur deme oyunu bozar allah
hesaba gelmez akıl almaz kul bilmez
siyah olur beyaz olur fark etmez
kelebek gibi uçar arı gibi sokar
bir bakarsın kötülük nakavt
zalimler bertaraf
hüznümü diri tutar gururumu okşar
kürsüye yakışır insan ancak bu kadar
sineler sinedir dağlasan yanmaz
kömür karası bir iman
mağlupların duvarlarını süslesin
zalimlerin gözüne parmağını soktuğu an
kürsülerde yaşarsan kürsülerde ölürsün
afrika’nın şiiri sokağın prensi
silinmez hakikat izi
x remizli meşhur yılmaz sözcü
kahramanlığa giriş cesarete davet
selam sana hey siyah adam
İlgili Yazılar
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Şiir
vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
Dönüşüm
Ben üşüyerek soydum içimden seni
Çıkardım tüm sorgulamalarımı büründüğüm hikâyelerden.
Sıyrıldım koştum bambaşka bir mevsime
Bulanık zihinler arkamda birikti hep
Dağ oldular, yol oldular, bir de uçurum.
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…
Sinvar’ın Âsası
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Yaşı zindanlara sığmayan bir öfke.