Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu. Eğitim ve özgürlük arasında nasıl bir bağ olduğunu düşünmek de bu yazının ilk odaklandığı nokta. Bu iki mefhum arasındaki bağın en yalın örneklerinden biridir belki de Birinci Sınıf (The First Grader, 2010). Bu filmi merkeze alarak eğitimi, okumayı, okuma aşkını, öğrenmenin meşakkatli sürecini, özgürlüğü aramayı değerlendireceğiz.
Kenarda ve kıyıda kalan filmlerin daha az önemli olduğu, daha kalitesiz olduğu bir yanılgıdan ibaret. Çünkü klişe anlatımlar, ezberlenmiş başlangıçlar ve finaller, kapalı anlatılar (film bittiğinde yorumun ve düşünme eyleminin de bitmesi, filme dair kapsamlı bir düşünme, fikir alışverişi yapılmaması) ve bilindik hikayelerle dolu bir ağ içindeyiz çoğu kez. Böyle olunca algılar, olgular ve düşünceler belirli bir sabiteye indirgenebiliyor, oradan öte başka kapılar ya da pencerelerle dünyayı okuyamayacağımız zannediliyor.
Bu yazının devamı
209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu. Eğitim ve özgürlük arasında nasıl bir bağ olduğunu düşünmek de bu yazının ilk odaklandığı nokta. Bu iki mefhum arasındaki bağın en yalın örneklerinden biridir belki de Birinci Sınıf (The First Grader, 2010). Bu filmi merkeze alarak eğitimi, okumayı, okuma aşkını, öğrenmenin meşakkatli sürecini, özgürlüğü aramayı değerlendireceğiz.
Kenarda ve kıyıda kalan filmlerin daha az önemli olduğu, daha kalitesiz olduğu bir yanılgıdan ibaret. Çünkü klişe anlatımlar, ezberlenmiş başlangıçlar ve finaller, kapalı anlatılar (film bittiğinde yorumun ve düşünme eyleminin de bitmesi, filme dair kapsamlı bir düşünme, fikir alışverişi yapılmaması) ve bilindik hikayelerle dolu bir ağ içindeyiz çoğu kez. Böyle olunca algılar, olgular ve düşünceler belirli bir sabiteye indirgenebiliyor, oradan öte başka kapılar ya da pencerelerle dünyayı okuyamayacağımız zannediliyor.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Günlerden Bir Gün
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
“Eller Ne Derse Desin, Kullar Kader Yazamaz”
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Sevgiyle Yap
“Her evin, bütün gün boyunca bir yanı güneş, bir yanı gölge olan bir avlusu vardır. Burada suyun sesi, çiçeklerin renkleri, meyvenin, sebzenin kokusu vardır.” diyen mimarların göçüp gittiği günlerdi. Camiye, cemaate, ezana vakitsiz günlerden bir gündü ve saat durdu. Dünyanın savaşına kumanda tuttuğumuz anlardan birinde! Dünden kalan yemeği, limon kokulu çöp torbasına attığımız akşamüzerinde! Masallarla küs uyuyan çocuğun odasına, peşin fiyatına taksitle halı aldığımız o mağazada! O lokalde, o kitapçıda, o sahilde… Nasıl çıkmışsanız, o halde! Elendik. Evet… Elendiniz!
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.