Hayat yolu daima düz değildir. İnanan insan yol boyunca inişler, çıkışlar, çıkmaz sokaklar ve kaybolmalar ile sınanır. Başına bir kaza gelir, kaybolur… ama asla yitip gitmez. Yol onu bir ağacın dibine getiriverir. Kaybolmuşluk hissi ile denizin karanlığına gömülür. Bir kuyuda kalır da hayatı tersine döner, başka yollara sapar. Yolunu kaybeden insan kendini de kaybeder.
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Yavrucuğum, imtihandan kaçamazsın. İmtihan olmadan insana not verilmez. Bizler de en güçlü dostluklarımızı sınanmalar üzerine kurarız. Düşmeden kalkıp yürümeyi öğrenen insan yoktur. Yolda olduğumuz sürece mü’min için, düşmek de kalkmak da izzettir. Fakat düştüğümüz yerden doğrulup kalkabilmek her zaman kolay olmaz. Düşmemek için gösterdiğimiz gayret, bizi çoğu zaman farklı amaçlara sürükleyebilir. Çünkü modern hayat sürekli başarılı ve mutlu olmamız gerektiğini bize empoze eder. Aşırı vurgulanan sağlıklı yaşam da bunun bir uzantısıdır. İmtihan kavramının neredeyse tamamen unutulduğu, tefekkürün yerine ‘zihin gücünü’ duanın yerine ‘olumlamayı’ koyan modern hayat kendimizi iyi hissedecek enerjiyi aramayı hedef hâline getirerek, düşmeden ilerlemeyi başarı saymaktadır. Başarılı ve başarısız insanların benzer mutsuzluklarına karşı, gerçek mutluluğun fıtrata dönüş olduğunu kim hatırlatacak bizlere?
İnsanoğlu bu hayat yolunu, daha güzel, daha başarılı ve daha sağlıklı olmak için kendi arzu ve isteklerine göre yürüyemez. Çünkü sürekli olarak değişen başarı ve mutluluk beklentilerine kapılan alelâde insan yürüyemediği gibi, ölümün ve hayatın sınırlarını da değiştirme yoluna sapacaktır. Zira insan kendini aşmak isteyen bir varlıktır. Eşref-i mahlûkattır. Fakat bu yüce hedef, yolu ve yolcu olduğunu unutan insan yüzünden, bedeni aşmak şekline bürünür. Güdüleri bilincini esir eder.
Bunun yanı sıra düşmemek için gösterdiğimiz çabanın beyhude olmaması, düştükten sonra ne yaptığımıza bağlıdır. Düştüğümüzde hemen ‘Başımıza bu nereden geldi?’ diye sorarız. Eğer muhakeme edemiyorsak, kendimizi dönüştüremeyiz.
Tövbenin ve bilinçli olmanın ilk şartı budur. Kendi yüzümüzden dediğimiz anda, dönüşüm başlar. Tövbe bir arınmadır. Bilinç yenilemedir. İçimizden gelir ve içimize döner. İtiraf değildir tövbe. Yanlıştan döndüren bir istiğfardır. Yunus peygamber gibi kusursuzluğun sadece Allah’a ait olduğuna iman ederek yapılır tövbe.
Tövbe, suyun kiri yıkadığı gibi yıkar günahları. Yeter ki günahın bir parçası olma. Günahı, kurtulmak gereken bir kir olarak gör ve sakın savunacak hâle gelme. Tövbe iyiliğe geri dönmektir.
Yavrucuğum, doğruya yönelmek için bilerek ya da bilmeyerek işlediğin tüm hatalardan istiğfar et.
Tövbe edebilmek için hayatını ve kendini sürekli muhakeme etmen de yeterli olmayabilir. Kendini haklı çıkarmak yerine bilemediklerinden ötürü de Allah’a tövbe et.
Sadıklarla birlikte ol. Sadıklar arasında olursan, tövben mukavemet kazanır.
Pasif değil aktif iyi ol ki, kötülüğü azaltabilesin.
Allah’tan tövbe arzusunu da dile. Tövbe ettiğin sürece, Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur. Ümidini kesmeden her an O’na yönel. İnsanın sapmasının temelinde kendisine verilen dünyevi nimetlerin, yanlış hayat tarzına destek veya kazanç olduğu algısı yatar. Her şey yolunda giderken de vicdanının sesini dinleyebilmek için tövbe et.
Her şey alt üst olduğunda da ümidini yitirip düşerken tutunduğun tuğlayı Rab belleme!
Allah’tan başka kimseye güvenme. Çünkü cezalandırmaya gücü yetecekken bağışlayan sadece Kerim olan Allah’tır.
“Hem size hem bize, yarı sana yarı bana.” İnsan, yaşamı boyunca her zaman ilişki içinde olacağı doğayı anlamaya çalışmıştır. İnsan ve doğa ilişkisi insanlık var olmaya başladığından beri süregelen bir durumdur. Nitekim bu ilişki aslında insanlık için bir zorunluluktur. Doğa, kendi başına var olabilen, gelişebilen, kendi yaşamsal döngüsünü gerçekleştirebilen bir yapıdadır. Fakat insanlar için doğa, …
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Çıtalardan uçurtmalar yontarak
Rüzgâra karşı duracağım
Sınırları cetvelsiz çizeceğim
Nöbet yerini çocuklara bırakacağım
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Tevbe Hayat Yolunun Neresindedir?
“Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı
rabb bellemeyeceğim”
İsmet ÖZEL
Yavrucuğum…
Hayat yolu daima düz değildir. İnanan insan yol boyunca inişler, çıkışlar, çıkmaz sokaklar ve kaybolmalar ile sınanır. Başına bir kaza gelir, kaybolur… ama asla yitip gitmez. Yol onu bir ağacın dibine getiriverir. Kaybolmuşluk hissi ile denizin karanlığına gömülür. Bir kuyuda kalır da hayatı tersine döner, başka yollara sapar. Yolunu kaybeden insan kendini de kaybeder.
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Yavrucuğum, imtihandan kaçamazsın. İmtihan olmadan insana not verilmez. Bizler de en güçlü dostluklarımızı sınanmalar üzerine kurarız. Düşmeden kalkıp yürümeyi öğrenen insan yoktur. Yolda olduğumuz sürece mü’min için, düşmek de kalkmak da izzettir. Fakat düştüğümüz yerden doğrulup kalkabilmek her zaman kolay olmaz. Düşmemek için gösterdiğimiz gayret, bizi çoğu zaman farklı amaçlara sürükleyebilir. Çünkü modern hayat sürekli başarılı ve mutlu olmamız gerektiğini bize empoze eder. Aşırı vurgulanan sağlıklı yaşam da bunun bir uzantısıdır. İmtihan kavramının neredeyse tamamen unutulduğu, tefekkürün yerine ‘zihin gücünü’ duanın yerine ‘olumlamayı’ koyan modern hayat kendimizi iyi hissedecek enerjiyi aramayı hedef hâline getirerek, düşmeden ilerlemeyi başarı saymaktadır. Başarılı ve başarısız insanların benzer mutsuzluklarına karşı, gerçek mutluluğun fıtrata dönüş olduğunu kim hatırlatacak bizlere?
İnsanoğlu bu hayat yolunu, daha güzel, daha başarılı ve daha sağlıklı olmak için kendi arzu ve isteklerine göre yürüyemez. Çünkü sürekli olarak değişen başarı ve mutluluk beklentilerine kapılan alelâde insan yürüyemediği gibi, ölümün ve hayatın sınırlarını da değiştirme yoluna sapacaktır. Zira insan kendini aşmak isteyen bir varlıktır. Eşref-i mahlûkattır. Fakat bu yüce hedef, yolu ve yolcu olduğunu unutan insan yüzünden, bedeni aşmak şekline bürünür. Güdüleri bilincini esir eder.
Bunun yanı sıra düşmemek için gösterdiğimiz çabanın beyhude olmaması, düştükten sonra ne yaptığımıza bağlıdır. Düştüğümüzde hemen ‘Başımıza bu nereden geldi?’ diye sorarız. Eğer muhakeme edemiyorsak, kendimizi dönüştüremeyiz.
Tövbenin ve bilinçli olmanın ilk şartı budur. Kendi yüzümüzden dediğimiz anda, dönüşüm başlar. Tövbe bir arınmadır. Bilinç yenilemedir. İçimizden gelir ve içimize döner. İtiraf değildir tövbe. Yanlıştan döndüren bir istiğfardır. Yunus peygamber gibi kusursuzluğun sadece Allah’a ait olduğuna iman ederek yapılır tövbe.
Yavrucuğum, doğruya yönelmek için bilerek ya da bilmeyerek işlediğin tüm hatalardan istiğfar et.
Tövbe edebilmek için hayatını ve kendini sürekli muhakeme etmen de yeterli olmayabilir. Kendini haklı çıkarmak yerine bilemediklerinden ötürü de Allah’a tövbe et.
Sadıklarla birlikte ol. Sadıklar arasında olursan, tövben mukavemet kazanır.
Pasif değil aktif iyi ol ki, kötülüğü azaltabilesin.
Allah’tan tövbe arzusunu da dile. Tövbe ettiğin sürece, Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur. Ümidini kesmeden her an O’na yönel. İnsanın sapmasının temelinde kendisine verilen dünyevi nimetlerin, yanlış hayat tarzına destek veya kazanç olduğu algısı yatar. Her şey yolunda giderken de vicdanının sesini dinleyebilmek için tövbe et.
Her şey alt üst olduğunda da ümidini yitirip düşerken tutunduğun tuğlayı Rab belleme!
Allah’tan başka kimseye güvenme. Çünkü cezalandırmaya gücü yetecekken bağışlayan sadece Kerim olan Allah’tır.
İlgili Yazılar
Bal Ülkesinin Acı Tadı
“Hem size hem bize, yarı sana yarı bana.” İnsan, yaşamı boyunca her zaman ilişki içinde olacağı doğayı anlamaya çalışmıştır. İnsan ve doğa ilişkisi insanlık var olmaya başladığından beri süregelen bir durumdur. Nitekim bu ilişki aslında insanlık için bir zorunluluktur. Doğa, kendi başına var olabilen, gelişebilen, kendi yaşamsal döngüsünü gerçekleştirebilen bir yapıdadır. Fakat insanlar için doğa, …
Mektup IX
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Rachel’lere
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Çıtalardan uçurtmalar yontarak
Rüzgâra karşı duracağım
Sınırları cetvelsiz çizeceğim
Nöbet yerini çocuklara bırakacağım
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.