“Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara; Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.”
(Sezai Karakoç)
Tüm renkler yan yana sıralanmıştı. Yılda bir kez kurulan panayırın her memleketten misafiri vardı. Renklerin gösterisi bir cümbüş havasındaydı. Hayatına yeni bir renk arayanlar, eskisini değiştirmek isteyenler dükkânlarının önünden geçiyordu. En usta satıcılar, ellerinde bulunan renkleri pazarlamaya çalışıyor, tezgâhtaki ürününü öve öve bitiremiyordu.
Renkler ülkesinde bir kanun çıkarılmıştı. Birkaç muhalif sese rağmen gökkuşağındaki renklerde değişiklik yapılmıştı. Önceki sene gökkuşağında yer alanlardan bazıları bu defa saf dışı kalmıştı. Bu yüzden en fazla talep, yeni gökkuşağı renklerineydi.
Bu yazının devamı
209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Yaşar aslen Kahramanmaraşlıydı. Evin tek erkek çocuğu, değerli. Kısa yoldan ekmek sahibi olsun diye, o günlerde meşhur olan, sağlık meslek lisesine kaydolması ailece onaylanmış, Yaşar büyük bir hüzün eşliğinde Diyarbakır’a
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor;
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Tövbeler Olsun!
“Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.”
(Sezai Karakoç)
Tüm renkler yan yana sıralanmıştı. Yılda bir kez kurulan panayırın her memleketten misafiri vardı. Renklerin gösterisi bir cümbüş havasındaydı. Hayatına yeni bir renk arayanlar, eskisini değiştirmek isteyenler dükkânlarının önünden geçiyordu. En usta satıcılar, ellerinde bulunan renkleri pazarlamaya çalışıyor, tezgâhtaki ürününü öve öve bitiremiyordu.
Renkler ülkesinde bir kanun çıkarılmıştı. Birkaç muhalif sese rağmen gökkuşağındaki renklerde değişiklik yapılmıştı. Önceki sene gökkuşağında yer alanlardan bazıları bu defa saf dışı kalmıştı. Bu yüzden en fazla talep, yeni gökkuşağı renklerineydi.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Ne Yapmalı (Bir Dönemin Hikâyeleri)
Yaşar aslen Kahramanmaraşlıydı. Evin tek erkek çocuğu, değerli. Kısa yoldan ekmek sahibi olsun diye, o günlerde meşhur olan, sağlık meslek lisesine kaydolması ailece onaylanmış, Yaşar büyük bir hüzün eşliğinde Diyarbakır’a
Kargaşaya Bir “Ma” Arası: Miyazaki Sineması
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor;
Diasporada Zoraki Radikal Olmak: Mira Nair Sinemasına Giriş
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
“İnsan” Olmanın Farkına Varmak
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.