Allah, adaleti emreder; taşkınlığı ve azgınlığı yasaklar. Bu emir ve yasakları dikkate almamızı ve ancak bu sayede arınabileceğimizi vazeder. (Nahl, 90)
Müslümanlar, uzun bir zamandır bu ayeti her Cuma hutbede dinler, namazını eda eder ve rızkını aramak için yeryüzüne dağılır. Gayrimüslimler de kutsal kitaplarında buna benzer vâz-ı nasihatleri okurlar ve ayinlerinde dinlerler. Diğer beşeri dinler de insanlığın saadeti için manifestolarına “adalet” ilkesini eklerler. Hukuk sistemini ise terazi sembolize eder. Ve insanlık, var olduğundan beri adalet arayışı içinde yorulup gider.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
İnsan, diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünen, taşınan ve tercih eden bir varlık. Akledip tercih ediyor olması onu sorumluluk sahibi kılıyor. Nihayetinde tercihlerinin sorumluluğunu üstlenen ve hesabını vermeyi de göze alan bir varlık; insan…
Terazinin Adaleti
Allah, adaleti emreder; taşkınlığı ve azgınlığı yasaklar. Bu emir ve yasakları dikkate almamızı ve ancak bu sayede arınabileceğimizi vazeder. (Nahl, 90)
Müslümanlar, uzun bir zamandır bu ayeti her Cuma hutbede dinler, namazını eda eder ve rızkını aramak için yeryüzüne dağılır. Gayrimüslimler de kutsal kitaplarında buna benzer vâz-ı nasihatleri okurlar ve ayinlerinde dinlerler. Diğer beşeri dinler de insanlığın saadeti için manifestolarına “adalet” ilkesini eklerler. Hukuk sistemini ise terazi sembolize eder. Ve insanlık, var olduğundan beri adalet arayışı içinde yorulup gider.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Sosyal Medya Edebiyatı (Mı?)
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Taha Abdurrahman’da Sözellik Eleştirisi
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
Yazmasak Deli Olur Muyduk?
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Meşru İle Gayri Meşru Olan Arasında İnsan
İnsan, diğer yaratılmışlardan farklı olarak düşünen, taşınan ve tercih eden bir varlık. Akledip tercih ediyor olması onu sorumluluk sahibi kılıyor. Nihayetinde tercihlerinin sorumluluğunu üstlenen ve hesabını vermeyi de göze alan bir varlık; insan…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.