Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz. Rasim Özdenören, Sezai Karakoç ile tanıştıktan sonra -bir dönem- yazı yazmaktan vazgeçer. Hatta, 1962 ile 1964 yılları arasında, adı geçen sayfaların editörlüğünü yapan Nuri Pakdil, kendisinden yazı isteyince önceden yazdıklarından yollar. Aslında Özdenören’i bu sayfalara yönelten biraz da içinde bulunduğu şartlardır. O dönemde tecrübeli bir öğrenci olan Özdenören, babasının yolladığı burs dışında başka bir yerden destek göremez. Bu durum karşısında biraz da ailesine karşı mahcuptur: “Paranın zaman zaman az geldiğini söylemeye de yüzümüz tutmuyordu”. Biraz da bu durum sebebiyle ve gazetenin önemli simalarından olan M.Şevket Eygi’nin de teşvikiyle, arkadaşı Ahmet Kutlay ilebirlikte gazetenin sanat edebiyat sayfalarıyla ilgilenmeye başlar.Özdenören o zamanlar yirmi beş yaşındadır. Dolayısıyla, sanat anlayışının temellerini bu mektuplarda görebilmek mümkündür. Yine Özdenören’in, usta bir kalem olarak adlandırılmasının da sebeplerini bu satırlarda bulabiliriz. Aynı zamanda üstlenilen vazifenin büyük bir mesuliyet ile cesaret gerektirdiğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Çünkü gönderilen esere verilecek yanıtla, muhatabın şevkini bileylemek de kırmak da mümkün olabilir. Ayrıca belirtmekte fayda var, 1960 İhtilali’nin ardından gelen ilk yıllardır ve her ne kadar kısmî bir rahatlama görülse de; ortam hala gergindir.
Bu yazının devamı
200. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Sinema ile yaşanmışlıklar arasında sıkı bir bağ olduğu gibi, sinemasal konjonktür ile gerçeklik, temsil ve ideolojilerin aktarımı üçgeninde de önemli bağlantılar mevcuttur. Sinema filmleri tarihsel olayları ve toplumsal vakaları yeniden irdelerken kurgu devreye girmektedir.
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız
Genç Özdenören’in Açık Mektuplar’ı
Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz. Rasim Özdenören, Sezai Karakoç ile tanıştıktan sonra -bir dönem- yazı yazmaktan vazgeçer. Hatta, 1962 ile 1964 yılları arasında, adı geçen sayfaların editörlüğünü yapan Nuri Pakdil, kendisinden yazı isteyince önceden yazdıklarından yollar. Aslında Özdenören’i bu sayfalara yönelten biraz da içinde bulunduğu şartlardır. O dönemde tecrübeli bir öğrenci olan Özdenören, babasının yolladığı burs dışında başka bir yerden destek göremez. Bu durum karşısında biraz da ailesine karşı mahcuptur: “Paranın zaman zaman az geldiğini söylemeye de yüzümüz tutmuyordu”. Biraz da bu durum sebebiyle ve gazetenin önemli simalarından olan M.Şevket Eygi’nin de teşvikiyle, arkadaşı Ahmet Kutlay ilebirlikte gazetenin sanat edebiyat sayfalarıyla ilgilenmeye başlar.Özdenören o zamanlar yirmi beş yaşındadır. Dolayısıyla, sanat anlayışının temellerini bu mektuplarda görebilmek mümkündür. Yine Özdenören’in, usta bir kalem olarak adlandırılmasının da sebeplerini bu satırlarda bulabiliriz. Aynı zamanda üstlenilen vazifenin büyük bir mesuliyet ile cesaret gerektirdiğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Çünkü gönderilen esere verilecek yanıtla, muhatabın şevkini bileylemek de kırmak da mümkün olabilir. Ayrıca belirtmekte fayda var, 1960 İhtilali’nin ardından gelen ilk yıllardır ve her ne kadar kısmî bir rahatlama görülse de; ortam hala gergindir.
Bu yazının devamı 200. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Sosyal Medya Edebiyatı (Mı?)
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de
Süreyya’yı Sinemada Taşlamak
Sinema ile yaşanmışlıklar arasında sıkı bir bağ olduğu gibi, sinemasal konjonktür ile gerçeklik, temsil ve ideolojilerin aktarımı üçgeninde de önemli bağlantılar mevcuttur. Sinema filmleri tarihsel olayları ve toplumsal vakaları yeniden irdelerken kurgu devreye girmektedir.
Kadının Ayağı Gül Oldu
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.