İncecik bir ip çizgi şeklinde boydan boya uzanıyor. Çocuk, elinde ip cambazlarına has olan sopayla dengesini korumaya ve karşıya geçmeye çalışıyor. Üstelik ipin bir ucunu tutan başka bir el var. Çocuğun kaderi biraz da bu ele bağlı. Kendi çabasıyla bu çaba birleştiğinde karşıya geçmek mümkün olabilecek. Kaderinin başka ellere de bağlı olduğu söylenebilir. Neyi anlatıyorum? Hüseyin Karatay’ın geçtiğimiz aylarda ikinci basımı yapılan Hayal Tutkusu kitabının kapağını. Yorumlamaya çalıştığımız kapak ile Karatay’ın anlatımı oldukça örtüşüyor. Öncelikle hayal kurmanın, muhayyileyi diri tutmanın kolay bir iş olmadığını söylemek mümkün. Hayallere dalıp gitmeyi, sonrasında da yitmeyi kastetmiyorum. Gerçeğin, reel dünyanın farkında olarak muhayyileyi harekete geçirebilmek maksadım. Gündelik hayatların ve alışkanlıkların tekdüze hale getirmeye çalıştığı bir düzlemde hayaller kurabilmek bir beceriyi gerektirse gerek. Sanatın hemen her türlüsünde bir hayal tutkusunun varlığını görebiliriz. Bu nedenle kapak görselindeki ipi, hayalin ipine benzetebiliriz. Düşmeden, istikameti kaybetmeden devam edebilmek… Öte yandan hayallerimiz başkalarının gerçeğiyle çakışabilir. Hayallerimize tutunabilmek için bize yol açması gereken eller olabilir.
Bu yazının devamı
206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Tefekkür ki Yaratıcıya mutlak güven, bütün gücü nefiste bulmak değil de, yaratıcının her şeyin üstünde hüküm ve egemenlik sahibi olduğunu kabul etmektir. Semadaki eşsiz güzellikleri ve akıl almaz düzeni seyrederken aynı zamanda yeryüzünde milim yer kaplayan karıncanın varlığını aklımızla yaptığımız istişaredir tefekkür.
Filmler, izleyiciyi farklı öykülere davet ederken çok katmanlı anlamları da içinde barındırır. Lale Kabadayı bu anlamları ortaya çıkarma ve anlamlandırma sürecinde film
Hayale Tutunmak ya da Hayalle Tutunmak
İncecik bir ip çizgi şeklinde boydan boya uzanıyor. Çocuk, elinde ip cambazlarına has olan sopayla dengesini korumaya ve karşıya geçmeye çalışıyor. Üstelik ipin bir ucunu tutan başka bir el var. Çocuğun kaderi biraz da bu ele bağlı. Kendi çabasıyla bu çaba birleştiğinde karşıya geçmek mümkün olabilecek. Kaderinin başka ellere de bağlı olduğu söylenebilir. Neyi anlatıyorum? Hüseyin Karatay’ın geçtiğimiz aylarda ikinci basımı yapılan Hayal Tutkusu kitabının kapağını. Yorumlamaya çalıştığımız kapak ile Karatay’ın anlatımı oldukça örtüşüyor. Öncelikle hayal kurmanın, muhayyileyi diri tutmanın kolay bir iş olmadığını söylemek mümkün. Hayallere dalıp gitmeyi, sonrasında da yitmeyi kastetmiyorum. Gerçeğin, reel dünyanın farkında olarak muhayyileyi harekete geçirebilmek maksadım. Gündelik hayatların ve alışkanlıkların tekdüze hale getirmeye çalıştığı bir düzlemde hayaller kurabilmek bir beceriyi gerektirse gerek. Sanatın hemen her türlüsünde bir hayal tutkusunun varlığını görebiliriz. Bu nedenle kapak görselindeki ipi, hayalin ipine benzetebiliriz. Düşmeden, istikameti kaybetmeden devam edebilmek… Öte yandan hayallerimiz başkalarının gerçeğiyle çakışabilir. Hayallerimize tutunabilmek için bize yol açması gereken eller olabilir.
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Diasporada Zoraki Radikal Olmak: Mira Nair Sinemasına Giriş
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Yolun Başı
Tefekkür ki Yaratıcıya mutlak güven, bütün gücü nefiste bulmak değil de, yaratıcının her şeyin üstünde hüküm ve egemenlik sahibi olduğunu kabul etmektir. Semadaki eşsiz güzellikleri ve akıl almaz düzeni seyrederken aynı zamanda yeryüzünde milim yer kaplayan karıncanın varlığını aklımızla yaptığımız istişaredir tefekkür.
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
Filmler, izleyiciyi farklı öykülere davet ederken çok katmanlı anlamları da içinde barındırır. Lale Kabadayı bu anlamları ortaya çıkarma ve anlamlandırma sürecinde film
Rachel’lere
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Alışverişe devam et