Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır. Radikal kuram, birbirine karışan fikirlerin yol açtıkları müstehcenliğe ve kavramlar arasındaki suç ortaklığına karşı mücadele etmektir (Baudrillard, 2016: 231).
Ticari kapitalizm ve modernlik sürecinde nefret ve şiddetin farklılaştığını iddia eden Baudrillard’a göre şiddetin kaynağı olan ve rekabetten ve çatışmadan doğmuş olan nefret, birikmiş bir duyarsızlıktan doğmuş sonrasında birdenbire billurlaşıp aşırı bir hâl alan nefretle karşıtlaşmıştır. Ona göre kent soylu nefret veya kin; tarihsel bir eylemi harekete geçirirken yeni/modern nefret ise acting-out yani rol yapma ile dışa vurulur. Yol açtığı sorunlara bir çözüm getirilememiş, sonu ve çıkışı olmayan bir tarihin tutkusuna dönüşmüştür. Tarihsel bir şiddeti değil tersine siyasetin ve tarihin duyarsızlığından doğmuş bir bulaşıcılığı taşır (Baudrillard, 2012: 176).
İnsanların ahlâkî ve politik vicdan anlayışlarına göre anlamsız ve dinamik biçimlere benzeyen güç ilişkilerinin ötesine geçildiği, toplumsal düzene özgü simgesel şiddetin gerçek bir şiddete dönüştüğü hakikat düzeninde yaşanılmaktadır (Baudrillard, 2016: 33). Ona göre insanı boyun eğdirilemez ve akılcı bir varlığa dönüştürmek için içinden kötülüğü çekip çıkarma amacında olan psikanaliz ve ilerici ideolojiler, insanı hayvanî olan yönünden koparamaz. Psikanaliz; modern insanın, hayvan olmadığını iddia eden gereksiz bir ilimdir. Yeni tuhaflıkların ortaya çıktığı “Yeni Dünya Düzeni”, “Yeni Demokrasi Düzeni” adları verilen uzlaşımsal evrende anlaşma ve uzlaşma ilkesi; bazen nihai çözüme varan son çözüm ilkesidir (Baudrillard, 2009: 213).
Materyalist tarihin simülasyon sürecine dönüştüğünü iddia eden Baudrillard’a göre günümüz şiddeti, tözleri alınarak içleri boşaltılan şeyler üzerinde etkili olmaktadır. Tüm belirleyicilikleriyle insan hayatına müdahale eden simülakrlar, insanlığın geleceğini tayin etmektedirler. Simgesel mantık ürünü olan simgesel şiddetin, anlam kaybına uğramış maddi şiddetle ilişkisi olmadığını söyleyen filozofa göre şiddetle varlık bulan sistem simgesel şiddet sayesinde ayakta kalmaktadır (Baudrillard, 2016: 70, 72-73). Ona göre simgesel şiddet sayesinde ayakta kalan uygarlık örneği ABD’dir. Şiddeti ve merkezkaç kuvveti şiddetli olan topaç gibi dönen ve birlikte yaşamın mümkün olamadığı New York’ta kendiyle çarpılarak büyüyen şiddet; sosyal ilişkilerin şiddeti değil bütün ilişkilerin şiddetidir. Her şeyin uyurgezer bir şiddetle yüklü olduğu bu potansiyel şiddetin patlamasından kurtulmak için her türlü ilişkiden kaçınmak gerekir. Kalabalık, bol arabalı ve reklamlı ABD sokaklarında kentin sürekli senaryosunu oluşturan avare, uyuşuk, sinirli, şiddet ve saygısızlık sergileyen milyonlarca insan dolaşır. Tarihsel anlam bilmeyen fakat her zaman canlı, yaşam dolu ve kinetik olan ABD’de tarihsellik ve siyasallık önemsizdir (Baudrillard, 2013: 35, 73).
ABD’nin savruk içtimai yapısına ilaveten yaşadığı teknolojik süreç “Amerika’nın iğrenç bir güç müzesi” hâline gelmesine yol açmıştır. Adeta bu olgudan hareket eden Baudrillard’a göre teknoloji, ırkların farklılığı ve medyayla beslenmiş olan değişikliğin gücü yaşam biçimindeki şiddetin ta kendisidir (Baudrillard, 2013: 31, 35, 73). Aykırılıkların şiddeti; olumlu ya da olumsuz sonuçlarda, belirsizliklerde, ırkların ve tekniklerin modellerinin iç içe oluşunda vardır. Bu ülkede görüntüler ve imgeler anlaşılmaz görünseler de ardıl biçimde gerçekleşen, karşı konulmaz ve temel bir olgu olarak görülmek zorunda olan gerçekliğe dönüşmüş olmalarıdır (Baudrillard, 2013: 81).
Modernliğin unsuru olan ağır teknolojilerden, zevk ve eğlenceden kurtulanlar; para ve başarı tutkusunun olduğu, yoğunluğun azaldığı, merkezden uzaklaşan, havalandırma düzeni ve hafif teknolojileriyle cennet andıran Silicon Valley’de elektronik kabilecilik yaşamaktadırlar. Fakat çok az bir değişme veya birkaç derecelik bir sapma, bu cenneti cehennem olarak düşünmek için yeterlidir (Baudrillard, 2013: 59). Eskiden egemenlik ve şiddet üstüne oturan ilişkiler, içinde yaşanmaya başlanan yeni “soft/yumuşak teknolojilerle” farklı bir hâl almıştır (Baudrillard, 2011b: 57). Ona göre soft teknolojinin veya kitle iletişimin şiddeti meşrulaştırımına dair en bariz örnekleri; Körfez Savaşı ve Bosna soykırımıdır.
Bu büyüsü bozulmuş dünyada toplum; medya ile dönüştürülmüş, kaosun ve içe patlamaların yaşandığı yığındır. Günümüz kültürleri; patlayan süreci dengeleyememiş ve ona egemen olamayan yavaş yavaş yok olan şiddet veya felaket nev’inden bir şeydir (Baudrillard, 1991: 41-43). Geleneksel şiddetten farklı sistemin genişlemesiyle değil büzüşme ve tıkanmasıyla ortaya çıkmış henüz çözümlenememiş, için için kaynama/patlama cinsinden her şekilde genişleyen üretici ve yayılmacı sistemlere geçişin simgesi olan bir şiddet var. İnsanlığın aşırı derecede düzenli bir sistem, aşırı yüklenmiş, (bilgi, enformasyon, iktidar) ağıyla, tüm kılcal boşluklara kadar egemen olabilen, abartılı boyutlara varmış, bir denetim sonucunda ortaya çıkan bir şiddet türü ile karşı karşıya olduğunu iddia eden Baudrillard’a göre bu şiddet türünün anlaşılamamasının nedeni; düş gücünün, yayılmacı sistemler mantığı doğrultusunda yönlendirilmiş olmasıdır. Bu mantığın belirsizliğin sürüp gitmesine yol açması, şiddetin bu şemaya uygun bir şekilde üretilmesini doğurur (Baudrillard, 2011a: 81).
Her şeyi nesneleştirerek kendine olgu yapan bilim, teknik ve üretim; bilime tüm kesinliğini kazandıran canlı olmayanı, ayrıcalıklı hâle getiren bir canlı ve canlı olmayan kopukluğu olması gerektiğini düşündürerek “bilim” ve “işlemsel şiddeti” kat’îleştirmektedir. Küçümsenen, müstehcen bir gizli sevince yol açan “suç” ve “ölüm” gibi şiddet unsurları, aslında hümanist düşüncenin çöküşünü göstermektedir (Baudrillard, 2016: 234, 305). Enformasyonun anlık iletişim yoluyla derhal ulaşılabilir olduğu bu yeni dünyada hızın şiddeti; şiddete, yasaya, dünyanın yazgısına ve onun istikametine dönüşmüştür (Gane, 2008: 115). Amacı savaş ihtimalini devre dışı bırakmak olan caydırma, metastaz ya da gerileme özelliğine sahip sistemlerde karşılaşılan, için için kaynayan-patlayan nötralize olmuş, daha da büyümek isteyen sistemlere özgü arkaik bir şiddettir. Öznesi, rakibi ve stratejisi olmayan caydırma; evrensel boyuttaki proje ve arzuları yok etme özelliğine sahip bir yapıdır (Baudrillard, 2011a: 60).
Hakikatin yerini alan hipergerçekliği yeni şiddet türü olarak gören Baudrillard’a göre gerçekliğin yerini alan sanallık, şiddet yoluyla değil şeylerin modelin gücü düzeyine yükseltilmesiyle oluşturulmuştur. Sanal gerçeklik düzeninde gerçeklik; dönüştürülmüş, buharlaştırılmış, zihinsel anlamda ortadan kaldırılmış ve teknoloji yoluyla yapaylaştırılmıştır. Sanal gerçeklikler yaratılarak gerçeklik ayakta tutulmaya çalışılmıştır (Baudrillard, 2005a: 14-15). Bu sanal gerçeklik âleminde birey, kendini çevrime sokarak kasvetli bir süreci yaşarken dünya ise kuvvetin mâhkumu hâline gelmiştir. Enerjilerin özgürleştirildiği üretim ve yatırımların evreni, efendi ve köle diyalektiğinin evreni olmuştur (Baudrillard, 2014: 218).
Kapitalin mekanizması (yasası değil) değer -emek ve ücret arasındaki eşdeğerlik- üzerine kurulmuştur (Baudrillard, 2016: 23). Kapitalin kendisini mahkûm etmiş olduğu emek-ücret dengesizliğine dayalı ekonomik şiddet, onu üretim gücü olarak tanımlayan simgesel şiddetin yanında hiç kalmaktadır. Emek ve ücret üzerine oturtulmuş bu düzenbazca eşdeğerlik, gösterge düzeyindeki simgesel eşdeğerliğin yanında hiç kalmaktadır. Kapitalist düzenin kendi içinde efendi-köle diyalektiğini doğurmuştur. Efendiliğin veya iktidarın sırrı; köleyi simgesel malların var olduğu dolanım düzeninin dışına atarak farklı bir şiddet biçimi doğurmasıdır (Baudrillard, 2016: 77, 79). Kapitalizmin önemli bir unsuru olan stoğun şiddet yüklü olduğunu, nesne stoklamanın insan stoklamasına dönüştüğünü insanın da şiddet yüklü olduğunu iddia eden Baudrillard atalet odağı olan kitlenin yeni, açıklanması olanaksız ve dışa dönük şiddetten farklı bir şiddet biçiminin de merkezi olduğunu iddia eder (Baudrillard, 2016: 104).
Covid-19 sürecinde Baudrilard’ın da ifade ettiği ilginç zamanları ve dünya evresini yaşamaktayız. Bu süreçte dijital zemin; birilerinin üretim ve yaratım evreni olarak gördüğü birilerinin de yas tutup zamanını ve kendini tükettiği bir evren hâlini almıştır. Arkaik kültürlerden hareketle tören/ritüel ile şiddet arasında ilişki kuran Baudrillard’a göre her tören, şiddet içerir. Fakat şiddete yol açan şey, yasanın çiğnenmesi değil kuralın tersine çevrilmesiyle ilgilidir. Göstergenin karşıtına dönüşmesine yol açan şey, sahip olduğu güçtür (Baudrillard, 2011b: 219).
Şiddeti anomik, terörü ise anormal bir şey olarak gören Baudrillard, terörün; siyaset dünyası ve düzenini deforme eden dışbükey bir aynaya benzediğini söyler.
Terör, artık yalnızca şiddetle açıklanamayacak başka bir mantıksal evrene (rastlantısal, insanları oldukları yere mıhlayan, birbirlerine korku aşılamalarına yol açan bir evrene) aittir. Şiddetten daha şiddetli olan bir şey varsa o da terörizmdir. Oyun kuralından yoksun bir evrende, politika-ötesi adlı sarmalın bu aşırı uçlara tırmanışa uygun bir biçim olduğu söylenebilir. Şu anda geçerli olan kendinden geçme (extase) mantığıdır, yoksa diyalektik mantık değil. Dolayısıyla terörizm şiddetin kendinden geçmiş (extatique) biçimidir. Dolayısıyla devlet toplumun, porno cinselliğin, müstehcen de sahnenin kendinden geçmiş biçimidir (Baudrillard, 2011b: 44, 53). Baudrillard’a göre Batı uygarlığının yapısının etno-santirik, ötekileştirici ve asimile edici olduğundan hareketle teröre yanıt olan faşizme özgü şiddetin ve terörün kökeni Batı’da çok derinlere kadar inmiştir. Gerçekle rasyonel olanın birbirine karıştırılmasından kaynaklanan bir başka terör vardır (Baudrillard, 2011a: 74). Baudrillard için terör; sisteme karşı doğrudan yıldırma hareketi ve şiddetin organize anlamıdır. Terörü, şiddetin mübalağası olarak nitelendiren Baudrillard’a göre şiddeti üreten sistem yani simülatif düzendir (Dağ, 2017: 234).
Cinsellik ile şiddet arasında ilişki kuran Baudrillard’a göre laneti kaldırmak için kullanılan şiddetli ve sistemli yöntemlerden biri olan cinsellik alanında zincirlerinden boşalmış dişil hazzın eril üzerinde uyguladığı şiddet vardır. Eril cinsel iktidarın kadın üstünde uyguladığı tarihsel şiddetin tersi değildir. Burada söz konusu olan şiddet; vurgulanmayan öğenin akın etmesi karşısında vurgulanan öğenin uyguladığı yansızlaştırma, çöküntüye uğratma ve yok etmeye dayanan şiddettir. Bu şiddet; içi dolu ve cinselliğe özgü bir şiddet değil caydırıcı, nötr ve sıfır noktasının uyguladığı şiddettir. Bu tür bir şiddet olan porno, cinselliğin yapay bir bireşim ve yansızlaştırılmış cinsiyetin şiddetidir. Şiddet içeren bir cinselliği, gerçek bir koz olarak cinselliği kullanmak yerine hoşgörüyle yansızlaştırılmış bir cinsellikten yararlanır. Burada cinsellik aşırı bir şekilde “geri verilir”; ancak bu, aşırılmış bir şeyin geri verilmesidir (Baudrillard, 2014: 38, 41).
Çekimin, dalgınlığın, soğurulmanın ve cezbedilmenin olduğu simülasyon düzeninde yalnızca cinselliğin değil, bütünüyle gerçeğin yıkılmasının ve meydan okumanın gücü vardır.
Hiçbir zaman cinsellikten ve sözden tasarruf edilmez, hep lütuf ve şiddet yarışı yapılır. Cinselliğe yol açabilecek anlık bir tutku vardır, ancak bu tutku kendini tüketebilir; bu meydan okuma ve ölüm sürecinde, kendini itkiden ayırdığı kökten tanımsızlıkta kendini tüketir (Baudrillard, 2014: 101). Haz ve baştan çıkarmanın bir şiddet türü olduğunu söyleyen Baudrillard’a göre göstergesel ve akışkan hâle gelmiş olan cinsellik, hiçbir biçimde itkiye dayanmayan törensel bir şiddet hâline getirilmektedir. Gerçeklerin oluşturduğu sisteme son verdiği için oyunun kuralı olan şiddet türü kan akıtılmaksızın hakiki acımasızlıktır. Bu anlamda sapkınlık acımasızdır (Baudrillard, 2014: 154). Kendi yapaylığının tuzağına düşen şiddetten geriye bir şey kalmadığını söyleyen Baudrillard’a göre Tanrılar ile insanların, birbirlerinin hoşuna gitmeye çalıştıkları ve sırf bunun için şiddete fırsat veren kurban törenlerinin baştan çıkarıcılığından yararlandıkları dünyadan da büyüye cazibe ve güç kazandıran zekâdan da eser yok. Oysa, bu dünyada yalnızca tanrıları değil cansız varlıkları, ölü nesneleri, ölmüş insanları da baştan çıkarmak; sayısız ritüelden yararlanarak çevrelerine verebilecekleri zararı defetmek ve işaretlerle onları büyülemek gerekiyordu.
Bunalım, şiddet, delilik ve devrim gibi göstergelerin olduğu politikanın yol açtığı düzensizlik ve dengesizlik (anomie) çağında (Baudrillard, 2011b: 32) ünlü yıldızların yaşadığı, şiddet üreten ve iletişim araçlarının hakkında iğrenç palavralar sıktıkları ve bireyi canından bezdiren dünyayı yadsımamakta ve bu dünyaya ait ne varsa hepsine sahip çıkmaktadır (Baudrillard, 2005b: 60).
Baudrillard, hazzın, baştan çıkarmanın ve tüketimin egemen olduğu kapitalizm ile şiddet arasında bağ kurar. Gereksinimleri mazeret olarak kullanan kapitalist süreçte gereksinimleri mümkün olduğunca baskı altında tutmamak gerekir (Baudrillard, 2009: 88). Ona göre üretim-tüketim coşkusunun göstergesi şiddet içerikli oyunlardır. Kültürel içeriğe sahip şiddet, zamanla çok büyük bir dünya olan üretim dünyasının çıkmasına neden olmuştur. Belirlenmiş, analitik, özgürleştirici, diyalektik, enerjetik ve katartik bir şiddet, toplumsala yön veren ve sonunda toplumsal alanın bütünüyle tıkanmasına yol açan bir şiddettir (Baudrillard, 2011a: 49-50, 108).
Sonuç
Söylemlerini radikalleştirerek ölümcül spekülasyonlar içeren kuramıyla (Kuramsal Şiddet) örtüşen bir biçimde şiddeti ele alan Baudrillard, günümüz dünyasının ve toplumunun şiddete mahkûm olduğunu iddia eder. Şiddetin hem toplumsal ve siyasi olarak hem de kitle iletişim araçları üzerinden zeminde meşrulaştırıldığını ifade eden filozofa göre arkaik toplumların rahatlama unsuru olan törenin yerini modern toplumlarda bir rahatlama nesnesi hâline gelen şiddet almıştır. Şiddet, sistemin varlığını sürdürmesinde önemli bir unsurdur. Modern toplum ve kültürler kaotik bir hâl almıştır. Enformasyon ve soft teknolojiyle beslenen şiddet farklı bir boyut kazanmıştır.
Şiddetin kaynağının aynı zamanda kapitalin kaynağı olan rekabet ve çatışmadan doğduğunu iddia eden Baudrillard’a göre simgesel şiddet, gerçek bir şiddet hâlinde varlığını sürdürmektedir. Bunun en bariz örneği “çöl medeniyeti” ve “güç müzesi” adını verdiği ABD ve onun simge şehri olan New York’tur. Hakiki şiddetin yerini sanal şiddetin aldığı dünyada birey kuvvetin mahkûmu hâline gelmiş ve kasvetli bir yaşamı sürdürmektedir. Şiddetin ete kemiğe büründüğü son hâli ise terördür. Cinsellik ile şiddet arasında da ilişki kuran filozofa göre haz ve baştan çıkarma modern şiddet türüdür. Çağının (20. yüzyılın ikinci çeyreği) çözümlemesini en iyi yapanlardan biri olan Baudrillard, devletlerin başka devletler üzerinde uygulamış olduğu şiddetin dışında bireysel-toplumsal ve görsel düzlemde gelişen şiddete de dikkat çekmiştir. Şiddetin kitle iletişim araçları üzerinden nasıl kanıksandığı ve teknolojiyle mahkûmlaşan insanın modern şiddet türüne nasıl maruz kaldığını ortaya koyar.
Ona göre devlet toplumsal bir zorunluluğun ifadesidir. Bu zorunluluğu o, şöyle ifade etmektedir: “Mülk, insan için tabiî bir mansıptır… insanlar için yaşamak ve var olmak, zaruri ihtiyaçlarını ve gıdalarını temin etmek üzere bir araya gelmeleri ve yekdiğerleriyle yardımlaşmaları sayesinde mümkündür.
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
Tören/ritüel ile kuram arasında bağ kuran Baudrillard, kuramın tören gibi karmaşa ve suç ortaklığına izin vermediğini iddia eder. Ona göre kavramlara diyalektik bir nitelik kazandırarak onları evrenselleştirmek gibi bir amacı olmayan kuram, tören gibi “şiddet” yüklüdür. Bu şiddetin amacı; şeyler ya da kavramların gelişigüzel bir şekilde yan yana getirilmelerini engellemek, farklılık üretmek, araya mesafe koymak ve birbirine karışan şeylerin tekrar yerli yerine oturmasını sağlamaktır. Radikal kuram, birbirine karışan fikirlerin yol açtıkları müstehcenliğe ve kavramlar arasındaki suç ortaklığına karşı mücadele etmektir (Baudrillard, 2016: 231).
Ticari kapitalizm ve modernlik sürecinde nefret ve şiddetin farklılaştığını iddia eden Baudrillard’a göre şiddetin kaynağı olan ve rekabetten ve çatışmadan doğmuş olan nefret, birikmiş bir duyarsızlıktan doğmuş sonrasında birdenbire billurlaşıp aşırı bir hâl alan nefretle karşıtlaşmıştır. Ona göre kent soylu nefret veya kin; tarihsel bir eylemi harekete geçirirken yeni/modern nefret ise acting-out yani rol yapma ile dışa vurulur. Yol açtığı sorunlara bir çözüm getirilememiş, sonu ve çıkışı olmayan bir tarihin tutkusuna dönüşmüştür. Tarihsel bir şiddeti değil tersine siyasetin ve tarihin duyarsızlığından doğmuş bir bulaşıcılığı taşır (Baudrillard, 2012: 176).
İnsanların ahlâkî ve politik vicdan anlayışlarına göre anlamsız ve dinamik biçimlere benzeyen güç ilişkilerinin ötesine geçildiği, toplumsal düzene özgü simgesel şiddetin gerçek bir şiddete dönüştüğü hakikat düzeninde yaşanılmaktadır (Baudrillard, 2016: 33). Ona göre insanı boyun eğdirilemez ve akılcı bir varlığa dönüştürmek için içinden kötülüğü çekip çıkarma amacında olan psikanaliz ve ilerici ideolojiler, insanı hayvanî olan yönünden koparamaz. Psikanaliz; modern insanın, hayvan olmadığını iddia eden gereksiz bir ilimdir. Yeni tuhaflıkların ortaya çıktığı “Yeni Dünya Düzeni”, “Yeni Demokrasi Düzeni” adları verilen uzlaşımsal evrende anlaşma ve uzlaşma ilkesi; bazen nihai çözüme varan son çözüm ilkesidir (Baudrillard, 2009: 213).
Materyalist tarihin simülasyon sürecine dönüştüğünü iddia eden Baudrillard’a göre günümüz şiddeti, tözleri alınarak içleri boşaltılan şeyler üzerinde etkili olmaktadır. Tüm belirleyicilikleriyle insan hayatına müdahale eden simülakrlar, insanlığın geleceğini tayin etmektedirler. Simgesel mantık ürünü olan simgesel şiddetin, anlam kaybına uğramış maddi şiddetle ilişkisi olmadığını söyleyen filozofa göre şiddetle varlık bulan sistem simgesel şiddet sayesinde ayakta kalmaktadır (Baudrillard, 2016: 70, 72-73). Ona göre simgesel şiddet sayesinde ayakta kalan uygarlık örneği ABD’dir. Şiddeti ve merkezkaç kuvveti şiddetli olan topaç gibi dönen ve birlikte yaşamın mümkün olamadığı New York’ta kendiyle çarpılarak büyüyen şiddet; sosyal ilişkilerin şiddeti değil bütün ilişkilerin şiddetidir. Her şeyin uyurgezer bir şiddetle yüklü olduğu bu potansiyel şiddetin patlamasından kurtulmak için her türlü ilişkiden kaçınmak gerekir. Kalabalık, bol arabalı ve reklamlı ABD sokaklarında kentin sürekli senaryosunu oluşturan avare, uyuşuk, sinirli, şiddet ve saygısızlık sergileyen milyonlarca insan dolaşır. Tarihsel anlam bilmeyen fakat her zaman canlı, yaşam dolu ve kinetik olan ABD’de tarihsellik ve siyasallık önemsizdir (Baudrillard, 2013: 35, 73).
ABD’nin savruk içtimai yapısına ilaveten yaşadığı teknolojik süreç “Amerika’nın iğrenç bir güç müzesi” hâline gelmesine yol açmıştır. Adeta bu olgudan hareket eden Baudrillard’a göre teknoloji, ırkların farklılığı ve medyayla beslenmiş olan değişikliğin gücü yaşam biçimindeki şiddetin ta kendisidir (Baudrillard, 2013: 31, 35, 73). Aykırılıkların şiddeti; olumlu ya da olumsuz sonuçlarda, belirsizliklerde, ırkların ve tekniklerin modellerinin iç içe oluşunda vardır. Bu ülkede görüntüler ve imgeler anlaşılmaz görünseler de ardıl biçimde gerçekleşen, karşı konulmaz ve temel bir olgu olarak görülmek zorunda olan gerçekliğe dönüşmüş olmalarıdır (Baudrillard, 2013: 81).
Modernliğin unsuru olan ağır teknolojilerden, zevk ve eğlenceden kurtulanlar; para ve başarı tutkusunun olduğu, yoğunluğun azaldığı, merkezden uzaklaşan, havalandırma düzeni ve hafif teknolojileriyle cennet andıran Silicon Valley’de elektronik kabilecilik yaşamaktadırlar. Fakat çok az bir değişme veya birkaç derecelik bir sapma, bu cenneti cehennem olarak düşünmek için yeterlidir (Baudrillard, 2013: 59). Eskiden egemenlik ve şiddet üstüne oturan ilişkiler, içinde yaşanmaya başlanan yeni “soft/yumuşak teknolojilerle” farklı bir hâl almıştır (Baudrillard, 2011b: 57). Ona göre soft teknolojinin veya kitle iletişimin şiddeti meşrulaştırımına dair en bariz örnekleri; Körfez Savaşı ve Bosna soykırımıdır.
Bu büyüsü bozulmuş dünyada toplum; medya ile dönüştürülmüş, kaosun ve içe patlamaların yaşandığı yığındır. Günümüz kültürleri; patlayan süreci dengeleyememiş ve ona egemen olamayan yavaş yavaş yok olan şiddet veya felaket nev’inden bir şeydir (Baudrillard, 1991: 41-43). Geleneksel şiddetten farklı sistemin genişlemesiyle değil büzüşme ve tıkanmasıyla ortaya çıkmış henüz çözümlenememiş, için için kaynama/patlama cinsinden her şekilde genişleyen üretici ve yayılmacı sistemlere geçişin simgesi olan bir şiddet var. İnsanlığın aşırı derecede düzenli bir sistem, aşırı yüklenmiş, (bilgi, enformasyon, iktidar) ağıyla, tüm kılcal boşluklara kadar egemen olabilen, abartılı boyutlara varmış, bir denetim sonucunda ortaya çıkan bir şiddet türü ile karşı karşıya olduğunu iddia eden Baudrillard’a göre bu şiddet türünün anlaşılamamasının nedeni; düş gücünün, yayılmacı sistemler mantığı doğrultusunda yönlendirilmiş olmasıdır. Bu mantığın belirsizliğin sürüp gitmesine yol açması, şiddetin bu şemaya uygun bir şekilde üretilmesini doğurur (Baudrillard, 2011a: 81).
Her şeyi nesneleştirerek kendine olgu yapan bilim, teknik ve üretim; bilime tüm kesinliğini kazandıran canlı olmayanı, ayrıcalıklı hâle getiren bir canlı ve canlı olmayan kopukluğu olması gerektiğini düşündürerek “bilim” ve “işlemsel şiddeti” kat’îleştirmektedir. Küçümsenen, müstehcen bir gizli sevince yol açan “suç” ve “ölüm” gibi şiddet unsurları, aslında hümanist düşüncenin çöküşünü göstermektedir (Baudrillard, 2016: 234, 305). Enformasyonun anlık iletişim yoluyla derhal ulaşılabilir olduğu bu yeni dünyada hızın şiddeti; şiddete, yasaya, dünyanın yazgısına ve onun istikametine dönüşmüştür (Gane, 2008: 115). Amacı savaş ihtimalini devre dışı bırakmak olan caydırma, metastaz ya da gerileme özelliğine sahip sistemlerde karşılaşılan, için için kaynayan-patlayan nötralize olmuş, daha da büyümek isteyen sistemlere özgü arkaik bir şiddettir. Öznesi, rakibi ve stratejisi olmayan caydırma; evrensel boyuttaki proje ve arzuları yok etme özelliğine sahip bir yapıdır (Baudrillard, 2011a: 60).
Hakikatin yerini alan hipergerçekliği yeni şiddet türü olarak gören Baudrillard’a göre gerçekliğin yerini alan sanallık, şiddet yoluyla değil şeylerin modelin gücü düzeyine yükseltilmesiyle oluşturulmuştur. Sanal gerçeklik düzeninde gerçeklik; dönüştürülmüş, buharlaştırılmış, zihinsel anlamda ortadan kaldırılmış ve teknoloji yoluyla yapaylaştırılmıştır. Sanal gerçeklikler yaratılarak gerçeklik ayakta tutulmaya çalışılmıştır (Baudrillard, 2005a: 14-15). Bu sanal gerçeklik âleminde birey, kendini çevrime sokarak kasvetli bir süreci yaşarken dünya ise kuvvetin mâhkumu hâline gelmiştir. Enerjilerin özgürleştirildiği üretim ve yatırımların evreni, efendi ve köle diyalektiğinin evreni olmuştur (Baudrillard, 2014: 218).
Kapitalin mekanizması (yasası değil) değer -emek ve ücret arasındaki eşdeğerlik- üzerine kurulmuştur (Baudrillard, 2016: 23). Kapitalin kendisini mahkûm etmiş olduğu emek-ücret dengesizliğine dayalı ekonomik şiddet, onu üretim gücü olarak tanımlayan simgesel şiddetin yanında hiç kalmaktadır. Emek ve ücret üzerine oturtulmuş bu düzenbazca eşdeğerlik, gösterge düzeyindeki simgesel eşdeğerliğin yanında hiç kalmaktadır. Kapitalist düzenin kendi içinde efendi-köle diyalektiğini doğurmuştur. Efendiliğin veya iktidarın sırrı; köleyi simgesel malların var olduğu dolanım düzeninin dışına atarak farklı bir şiddet biçimi doğurmasıdır (Baudrillard, 2016: 77, 79). Kapitalizmin önemli bir unsuru olan stoğun şiddet yüklü olduğunu, nesne stoklamanın insan stoklamasına dönüştüğünü insanın da şiddet yüklü olduğunu iddia eden Baudrillard atalet odağı olan kitlenin yeni, açıklanması olanaksız ve dışa dönük şiddetten farklı bir şiddet biçiminin de merkezi olduğunu iddia eder (Baudrillard, 2016: 104).
Covid-19 sürecinde Baudrilard’ın da ifade ettiği ilginç zamanları ve dünya evresini yaşamaktayız. Bu süreçte dijital zemin; birilerinin üretim ve yaratım evreni olarak gördüğü birilerinin de yas tutup zamanını ve kendini tükettiği bir evren hâlini almıştır. Arkaik kültürlerden hareketle tören/ritüel ile şiddet arasında ilişki kuran Baudrillard’a göre her tören, şiddet içerir. Fakat şiddete yol açan şey, yasanın çiğnenmesi değil kuralın tersine çevrilmesiyle ilgilidir. Göstergenin karşıtına dönüşmesine yol açan şey, sahip olduğu güçtür (Baudrillard, 2011b: 219).
Terör, artık yalnızca şiddetle açıklanamayacak başka bir mantıksal evrene (rastlantısal, insanları oldukları yere mıhlayan, birbirlerine korku aşılamalarına yol açan bir evrene) aittir. Şiddetten daha şiddetli olan bir şey varsa o da terörizmdir. Oyun kuralından yoksun bir evrende, politika-ötesi adlı sarmalın bu aşırı uçlara tırmanışa uygun bir biçim olduğu söylenebilir. Şu anda geçerli olan kendinden geçme (extase) mantığıdır, yoksa diyalektik mantık değil. Dolayısıyla terörizm şiddetin kendinden geçmiş (extatique) biçimidir. Dolayısıyla devlet toplumun, porno cinselliğin, müstehcen de sahnenin kendinden geçmiş biçimidir (Baudrillard, 2011b: 44, 53). Baudrillard’a göre Batı uygarlığının yapısının etno-santirik, ötekileştirici ve asimile edici olduğundan hareketle teröre yanıt olan faşizme özgü şiddetin ve terörün kökeni Batı’da çok derinlere kadar inmiştir. Gerçekle rasyonel olanın birbirine karıştırılmasından kaynaklanan bir başka terör vardır (Baudrillard, 2011a: 74). Baudrillard için terör; sisteme karşı doğrudan yıldırma hareketi ve şiddetin organize anlamıdır. Terörü, şiddetin mübalağası olarak nitelendiren Baudrillard’a göre şiddeti üreten sistem yani simülatif düzendir (Dağ, 2017: 234).
Cinsellik ile şiddet arasında ilişki kuran Baudrillard’a göre laneti kaldırmak için kullanılan şiddetli ve sistemli yöntemlerden biri olan cinsellik alanında zincirlerinden boşalmış dişil hazzın eril üzerinde uyguladığı şiddet vardır. Eril cinsel iktidarın kadın üstünde uyguladığı tarihsel şiddetin tersi değildir. Burada söz konusu olan şiddet; vurgulanmayan öğenin akın etmesi karşısında vurgulanan öğenin uyguladığı yansızlaştırma, çöküntüye uğratma ve yok etmeye dayanan şiddettir. Bu şiddet; içi dolu ve cinselliğe özgü bir şiddet değil caydırıcı, nötr ve sıfır noktasının uyguladığı şiddettir. Bu tür bir şiddet olan porno, cinselliğin yapay bir bireşim ve yansızlaştırılmış cinsiyetin şiddetidir. Şiddet içeren bir cinselliği, gerçek bir koz olarak cinselliği kullanmak yerine hoşgörüyle yansızlaştırılmış bir cinsellikten yararlanır. Burada cinsellik aşırı bir şekilde “geri verilir”; ancak bu, aşırılmış bir şeyin geri verilmesidir (Baudrillard, 2014: 38, 41).
Hiçbir zaman cinsellikten ve sözden tasarruf edilmez, hep lütuf ve şiddet yarışı yapılır. Cinselliğe yol açabilecek anlık bir tutku vardır, ancak bu tutku kendini tüketebilir; bu meydan okuma ve ölüm sürecinde, kendini itkiden ayırdığı kökten tanımsızlıkta kendini tüketir (Baudrillard, 2014: 101). Haz ve baştan çıkarmanın bir şiddet türü olduğunu söyleyen Baudrillard’a göre göstergesel ve akışkan hâle gelmiş olan cinsellik, hiçbir biçimde itkiye dayanmayan törensel bir şiddet hâline getirilmektedir. Gerçeklerin oluşturduğu sisteme son verdiği için oyunun kuralı olan şiddet türü kan akıtılmaksızın hakiki acımasızlıktır. Bu anlamda sapkınlık acımasızdır (Baudrillard, 2014: 154). Kendi yapaylığının tuzağına düşen şiddetten geriye bir şey kalmadığını söyleyen Baudrillard’a göre Tanrılar ile insanların, birbirlerinin hoşuna gitmeye çalıştıkları ve sırf bunun için şiddete fırsat veren kurban törenlerinin baştan çıkarıcılığından yararlandıkları dünyadan da büyüye cazibe ve güç kazandıran zekâdan da eser yok. Oysa, bu dünyada yalnızca tanrıları değil cansız varlıkları, ölü nesneleri, ölmüş insanları da baştan çıkarmak; sayısız ritüelden yararlanarak çevrelerine verebilecekleri zararı defetmek ve işaretlerle onları büyülemek gerekiyordu.
Bunalım, şiddet, delilik ve devrim gibi göstergelerin olduğu politikanın yol açtığı düzensizlik ve dengesizlik (anomie) çağında (Baudrillard, 2011b: 32) ünlü yıldızların yaşadığı, şiddet üreten ve iletişim araçlarının hakkında iğrenç palavralar sıktıkları ve bireyi canından bezdiren dünyayı yadsımamakta ve bu dünyaya ait ne varsa hepsine sahip çıkmaktadır (Baudrillard, 2005b: 60).
Baudrillard, hazzın, baştan çıkarmanın ve tüketimin egemen olduğu kapitalizm ile şiddet arasında bağ kurar. Gereksinimleri mazeret olarak kullanan kapitalist süreçte gereksinimleri mümkün olduğunca baskı altında tutmamak gerekir (Baudrillard, 2009: 88). Ona göre üretim-tüketim coşkusunun göstergesi şiddet içerikli oyunlardır. Kültürel içeriğe sahip şiddet, zamanla çok büyük bir dünya olan üretim dünyasının çıkmasına neden olmuştur. Belirlenmiş, analitik, özgürleştirici, diyalektik, enerjetik ve katartik bir şiddet, toplumsala yön veren ve sonunda toplumsal alanın bütünüyle tıkanmasına yol açan bir şiddettir (Baudrillard, 2011a: 49-50, 108).
Sonuç
Söylemlerini radikalleştirerek ölümcül spekülasyonlar içeren kuramıyla (Kuramsal Şiddet) örtüşen bir biçimde şiddeti ele alan Baudrillard, günümüz dünyasının ve toplumunun şiddete mahkûm olduğunu iddia eder. Şiddetin hem toplumsal ve siyasi olarak hem de kitle iletişim araçları üzerinden zeminde meşrulaştırıldığını ifade eden filozofa göre arkaik toplumların rahatlama unsuru olan törenin yerini modern toplumlarda bir rahatlama nesnesi hâline gelen şiddet almıştır. Şiddet, sistemin varlığını sürdürmesinde önemli bir unsurdur. Modern toplum ve kültürler kaotik bir hâl almıştır. Enformasyon ve soft teknolojiyle beslenen şiddet farklı bir boyut kazanmıştır.
Şiddetin kaynağının aynı zamanda kapitalin kaynağı olan rekabet ve çatışmadan doğduğunu iddia eden Baudrillard’a göre simgesel şiddet, gerçek bir şiddet hâlinde varlığını sürdürmektedir. Bunun en bariz örneği “çöl medeniyeti” ve “güç müzesi” adını verdiği ABD ve onun simge şehri olan New York’tur. Hakiki şiddetin yerini sanal şiddetin aldığı dünyada birey kuvvetin mahkûmu hâline gelmiş ve kasvetli bir yaşamı sürdürmektedir. Şiddetin ete kemiğe büründüğü son hâli ise terördür. Cinsellik ile şiddet arasında da ilişki kuran filozofa göre haz ve baştan çıkarma modern şiddet türüdür. Çağının (20. yüzyılın ikinci çeyreği) çözümlemesini en iyi yapanlardan biri olan Baudrillard, devletlerin başka devletler üzerinde uygulamış olduğu şiddetin dışında bireysel-toplumsal ve görsel düzlemde gelişen şiddete de dikkat çekmiştir. Şiddetin kitle iletişim araçları üzerinden nasıl kanıksandığı ve teknolojiyle mahkûmlaşan insanın modern şiddet türüne nasıl maruz kaldığını ortaya koyar.
Kaynaklar:
Baudrillard, Jean. 1991, Sessiz Yığınların Gölgesinde, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2005a, Şeytana Satılan Ruh, Ankara: Doğu-Batı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2009, Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri, Çev. Oğuz Adanır-Ali Bilgin, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2005b, Sanat Komplosu, çev. Oğuz Adanır, İstanbul: İletişim Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2011a, Simülakrlar ve Simülasyon, Ankara: Doğu-Batı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2011b, Baştan Çıkarma Üzerine, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2012, Kusursuz Dünya, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2013, Amerika, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2014, Baştan Çıkarma Üzerine, çev. Ayşegül Sönmezay, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Baudrillard, Jean. 2016, Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
Dağ, Ahmet. 2014, Ölümcül Şiddet, İstanbul: Külliyat Yayınları.
Dağ, Ahmet. 2017. Jean Baudrillard’da Simülatif Düzene Bir Başkaldırı Eylemi Olarak Terörizm. Humanitas, 5(10), 229-245.
Gane, Mike. 2008. Radikal Belirsizlik, Çev. Ali Utku-Serhat Toker, Ankara: De Ki Yayınları.
Yazar
İlgili Yazılar
İbn-i Haldun’a Göre Devlet: Doğası, Kuruluşu, Gelişimi ve Tavırları
Ona göre devlet toplumsal bir zorunluluğun ifadesidir. Bu zorunluluğu o, şöyle ifade etmektedir: “Mülk, insan için tabiî bir mansıptır… insanlar için yaşamak ve var olmak, zaruri ihtiyaçlarını ve gıdalarını temin etmek üzere bir araya gelmeleri ve yekdiğerleriyle yardımlaşmaları sayesinde mümkündür.
İqrâ: Yenilen insandan yenilenen insana
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
E. W. Saıd ve Filistin’ in Kayıp Halkası: Self Determinasyon
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
Bir ben, gençliğin yüreğiyim her daim,
Yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.
Ütopyaya Masal Aşısı ya da Masaldan Ütopyaya Bir Yol Var mı?
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.