Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
İki Divan Arasında Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu. Kalkması gerekiyordu, bunu biliyordu, köyündeki işler onu bekliyordu ama yapamıyordu. O divan, o sabah cüppesi, o yarı uykulu hal Rus aristokrasisinin çürümüşlüğünün simgesiydi kuşkusuz ama bunun ötesinde, …
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına ve/veya olmadıklarına, ne tür bir geçmişe sahip olduklarına, “biz” ve “öteki” …
İnsan, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilirse ne yapar?
Sfenks’in Midas’ın “İnsan için en iyi olan nedir?” sorusuna ilginç bir cevabı vardır: “İnsan için en iyisi, hiç doğmamış olmaktır; hadi doğdu, o zaman da hemen ölmektir!” Bu cevap, “istenmeyen misafirliğin” bir görünümüdür. Dünyada istenmeyen insan, ya dünyada olmaktan vazgeçecek ya da kendisini istemeyene karşı “direnişe” geçip savaşacaktır. Tragedyanın “kozmosu” işte bu ikili dünyada kurar kendini.
Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani. Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan …
Bir “Şiddet” Filozofu Olarak Baudrillard
Kuramına “Radikal Düşünce”, “Patafizik/Düşsel Bilim” veya “Simülasyon Kuramı” adları verilen Baudrillard, kuramına “Kuramsal Şiddet” adını da verir. Kuramın terk edilebileceği esnekliğine sahip Baudrillard’ın yönteminin “kuramsal şiddet”, kendisinin de bir “kıyamet tellalı” olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri de “sanallığın kıyameti olmasa bile kıyametin sanallığının olduğunu, gerçek dünyanın kırılıp geçirilmekte ve bireylerin sanal olarak kıyametin içinde olduğunu” bildirmesidir. O, içinde yaşadığımız çağ̆ ve düzende görünümler tarafından modernliğin radikal ölçüde tahrip edildiğini, dünyanın büyüsünün bozulduğunu, yorum ve tarihin şiddetine terk edildiğini söyler (Dağ, 2011a: 30, 183, 59). Ona göre güvenilecek tek şey kuramsal şiddettir ve tüm varsayımları radikalleştirmenin tek yolu ise ölümcül bir spekülasyona erişmektir. Kodlar ve göstergelerden kaynaklanan yapısal şiddete eşdeğerli ve onu alt edebilecek tek şey, simgesel şiddettir. Simgesel zorunluluğun evresinde tersine çevirme işleminin egemen olduğu dünyada kendine karşı devrim içinde olan terimler, saf dışı bırakılmalıdır (Baudrillard, 2016: 8-9). Düşüncesini simgesel veya göstergesel üzerinde yoğunlaştırıp en radikal noktalara taşıyabilen filozof, simgesel şiddetin yapısal şiddetin panzehiri olduğunu düşünür.
Bu yazının devamı 199. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
199. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Dijital Divan: Çağdaş Oblomovculuğun Ekran Başındaki Dönüşümü
İki Divan Arasında Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu. Kalkması gerekiyordu, bunu biliyordu, köyündeki işler onu bekliyordu ama yapamıyordu. O divan, o sabah cüppesi, o yarı uykulu hal Rus aristokrasisinin çürümüşlüğünün simgesiydi kuşkusuz ama bunun ötesinde, …
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Modern Devletin “Kim”liği: Bir İktidardan Fazlası
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına ve/veya olmadıklarına, ne tür bir geçmişe sahip olduklarına, “biz” ve “öteki” …
Tragedyadan Modern Sinemaya Şiddetin Görünümleri
İnsan, dünyada istenmeyen misafir olduğunu bilirse ne yapar?
Sfenks’in Midas’ın “İnsan için en iyi olan nedir?” sorusuna ilginç bir cevabı vardır: “İnsan için en iyisi, hiç doğmamış olmaktır; hadi doğdu, o zaman da hemen ölmektir!” Bu cevap, “istenmeyen misafirliğin” bir görünümüdür. Dünyada istenmeyen insan, ya dünyada olmaktan vazgeçecek ya da kendisini istemeyene karşı “direnişe” geçip savaşacaktır. Tragedyanın “kozmosu” işte bu ikili dünyada kurar kendini.
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Varsın, “…Sanırım dünyada en umutsuz savaş; ozanlara, sanatçılara, yazarlara karşı sürdürülendir” sözü naklediledursun. Savaşın umutsuz oluşu, sanatçının haklılığından değil tabii. İmkânların, iplerin sanatçının elinde oluşundan. Sanat ve sanatçının, ozan ve yazarın şuurları etkilemeyi, insanları kandırmayı becermesinden bence. Bu kuvvet dengesizliğidir sanatçıya savaşı kazandıran. Haksız galibiyet yani. Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan …
Alışverişe devam et