İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak …
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı
Sibeveyh, kelimeyi merfu olarak okumayı tercih etmiş, ancak bu okuyuşuyla, kelimenin yerme anlamına geldiğini ifade etmemiştir. O sadece bazı kimselerin, kelimeyi yerme anlamına gelmesi için mansub olarak okuduklarını söylemiştir.
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle Mi Gelişti ?
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek-
İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Zaafiyetleri “Muhafaza” Etmek
Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak …
Çocuğun Beşerî ve Estetik Dünyasına Dokunmada Kitaplar
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
İbn-i Arabî’nin Vahdet-i Vücûd Felsefesi
Bâtınî ve felsefî tasavvufun başlıca temsilcilerinden biri olan İbn-i Arabî, vahdet-i vücûd doktrinini temellendirirken naslar üzerinde yaptığı ve çeşitli spekülasyonlara yol açan te’villeri, yaratanla yaratıklar arasındaki kesin ayırımı
Leheb Suresi Tefsiri – 2
Sibeveyh, kelimeyi merfu olarak okumayı tercih etmiş, ancak bu okuyuşuyla, kelimenin yerme anlamına geldiğini ifade etmemiştir. O sadece bazı kimselerin, kelimeyi yerme anlamına gelmesi için mansub olarak okuduklarını söylemiştir.
Sümük-ü Şerif Polemiğine Mütevazı Bir Katkı (ʿUrve b. Mesʿûd’un Hudeybiye Gözlemlerini İçeren Rivâyetin Tahlili)
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.